Özgürlük

BARLARI KAMULAŞTIRMA

PHIL MELLOWS
 
 
Yüz yıl önce İngiltere barlarının yüzlercesini kamulaştırdı ve daha iyi bir içme kültürü yarattı.
Carlisle'da devlet tarafından yönetilen bir pub olan Cumberland Arms'ın iç mekanı. Devlet Yönetimi Hikayesi.
 
 
Yüz yıl önce, Birinci Dünya Savaşı'nın zirvesinde İngiliz hükumeti bir ikilemle karşı karşıya kaldı. Somme'deki katliam[1916 yılındaki Fransa'da gerçekleşen 1 milyondan fazla zayiat ile I. Dünya Savaşı'nın en büyük çarpışmalarından biri. İngilizler tarafından ilk defa tankın kullanıldığı savaştır] doruk noktasına ulaşırken, İngiltere ve İskoçya arasındaki sınırda on dört kilometrekareyi kapsayan muazzam büyüklükte bir mühimmat fabrikası inşa edildi. Yaklaşık 12,000 işçi, artı binlerce inşaat ustası ve bir askeri karakol bölgede görevlendirildi.
 
Çoğu, Kuzey İngiltere'de bir şehir olan Carlisle'den ancak kısa bir tren yolculuğuyla ulaşılan sınırın İskoç tarafında yer alan Gretna'ya yakın kasabalarda konaklıyordu. Her akşam 50 bin yöre insanıyla dolup taşan Carlisle'nin barları, kendilerini eğlendirmekten başka yapacak çok az şeyleri olan işçiler ve çoğunlukla onların şişkin cüzdanları için bir ev oldu. Carlisle istasyonuna yakın bir bar olan Boustead's'de iş sonrası trenden inen ilk müşteriler için hazır vaziyette 500 bardak viski tezgah boyunca sıralanırdı. 
 
1916 yazına gelindiğinde şehirdeki sarhoşluk suçları altı kat artmıştı. Fakat, elbette bu, yetkilileri öncelikli olarak ilgilendiren bir rahatsızlık değildi. O zamanlar savunma bakanı olan geleceğin başbakanı David Lloyd George, "Almanya, Avusturya ve içki ile savaşıyoruz ve gördüğüm kadarıyla bu üç ölümcül düşmanın en büyüğü içki" diye beyan ettiğinde, alkolün etkilerinin üretimi tehdit ettiği yaygın görüşünden söz ediyordu.
 
Resmen yasaklama bir müddet gündemdeydi; dört yıl sonra üretim, ithalat ve alkol satışı Amerika'da anayasal bir yasak oldu. Fakat Birinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle İngiltere'deki içki içmeme hareketi doruk noktasını ardında bırakmıştı. 1908'de Lordlar Kamarası İngiltere ve Galler'de 96 bin bardan 30 bininin kapanmasını öneren kanun tasarısını reddetti.
 
Ancak savaş bir kez daha içki sorununu keskinleştirdi ve bir şeyler yapılmalıydı. Bu ortam karşısında, bilinen haliyle, Carlise Deneyi doğdu.
 
 
İÇKİLİ MEKAN
 
Takip eden aylarda, savaş sırasında alkol ticaretini kısıtlamak için kurulan hükumetin Merkezi Denetim Kurumu(MDK), 750 kilometrekare alan içinde ve 339 bar ve 5 bira fabrikası da dahil olmak üzere, Carlisle bölgesinin tüm içki ticaretinin yasal haklarını satın aldı. Sahiplerine tazminat olarak 900 bin pound ödendi; bugünün parasıyla 74 milyon pound. 
 
Carlisle'nin kendisinde MDK, şehrin 188 barından 53'ünü kapattı ve kalan 63'ünü kendi idaresi altına aldı. Geriye kalanlar ise kuzey Cumbria üzerinden ve İskoçya'dan Gretna'ya ve ötesine kadar yayılmıştı. 
 
Birkaç emsal daha vardı. Bir avuç bar, kuzey Londra'daki Enfield Lock ve kuzeydoğu İskoçya'daki Invergordan'daki silah fabrikalarının çevresindekiler o yılın başlarında devlet kontrolü altına alındı. Fakat Carlisle en büyük olandı. 
 
O zamanlar çoğu kimse, kamulaştırmanın bürokrasinin gelişimi engelleyen eli ve sert bir otoriterlik ile bar zevkini boğmasından korkuyordu. En azından bazı hususlarda bunun nedeni, İçişleri Bakanlığı'nın "Devlet Yönetim Şeması"nın ilk hamlesinin savaş zamanı yetki yasalarının uygulanmasını sağlamasıydı. 
 
Bunlar, barlarda daha fazla içki satma nedeni olmayan maaşlı "umursamaz bir yönetim" tarafından idare edilecekti. Bu, barların kamu vakıfları mülkiyetinde olduğu 1860'ların İsveç'inin Gothenburg sisteminden ödünç alınan bir konsept idi(İskoçya'da bugün hala vakıf mülkiyetinde olan bir kaç "Gotlara ait bar" var).
 
Çalışma saatlerine bağlı kalma ve içki ısmarlamayı yasaklamanın yanı sıra bar çalışanlarına, sarhoşları defetme, içkileri büyük bardaklarda suyla seyrelterek servis etme, veresiyeyi reddetme, "istenmeyen" kadınları(sex işçileri) geri çevirme ve bir müşteri istediğinde sıcak içecekler hazırlama talimatı verildi. MDK ayrıca, haftasonları şehirdeki sarhoşluğu çarpıcı bir şekilde düşüren "içkisiz Cumartesiler"i parlamentoya sundu. 
 
Bu bağlamda, devlet yönetimi amaçlarına hızla ulaştı. Eylül ayı ortasına gelindiğinde, sarhoşluk seviyeleri hızla düştü ve sonraki Mayıs'ta silah fabrikası öncesinde olandan daha düşüktü. 
 
1919'da araştırma gezisine katılan bir grup sendikacı bilhassa etkilendi. "Carlisle bölgesinde yeniden yapılandırılan barlarda ruhsatlı mülkün neye dönüşebileceğini gördük," diye bildirdiler. "Barları güvenilir bir saygınlık ve güzelliğe dönüştürmek için yapılan açık girişimlerden etkilendik."
 
Ancak bu sadece başlangıçtı. Devlet yönetiminde Carlisle'ın pub'ları, programın ilk iki yılında 107.000 £ tutarında önemli bir kazanç elde etti. Yüzyılın bar deneyimlerinden ayrılan ve savaş sonrası yeni bir kültür tanımlayan içki içme devrimi yakında gerçekleşecekti.
 
 
SOSYAL DEMOKRASİ, SOSYAL İÇİCİLİK
 
Devlet tarafından yönetilen barlar sadece farklı şekilde işletilmedi; bir çok durumda yeni bir tür içki ortamı ve yeni bir içki içme şekli yaratmak için de tasarlandı.
 
Önceden bölgedeki pek çok pub'ın koşulları zayıftı. Umumi tuvalet gibi sıkışık, güvenliği olmayan ve yetersiz temel ögeler hem çalışanlar hem de müşteriler için tehlikeliydi. Bara Sahip Çıkma adlı kitabın yazarı David Gutzke, barların "sıkışık, perişan yaşam alanlarını" en son kitabında şöyle anlatır:
 
"Dış taraflarda birkaç giriş-çıkışa, büyük isim levhalarına, tanınmış içki reklamlarına, şişe tanıtımlarına ve büyük şatafatlı aynalı camlara sahipti. İçeride, odaları küçük, donuk renkte, çirkin ışıklı, pis, dumanlı, havasız alanları zevksiz döşeli eşyalarla birlikte bölen duvarlar ve küçük odalar vardı. Halk tipi gariban barları bir baştan bir başa kaplayan oturaksız bar tezgahları "içkicilerin dikey durmalarını" kolaylaştırıyordu. Gizli oda müşterileri koltuklara oturuyordu fakat yarim litreye daha çok para ödüyorlardı. İçkiciler burada ya da halk işi gariban barlarında içkiden başka bir şey alamıyordu: ne yiyecek vardı, ne eğlence ne de konfor. Bir eleştirmen, onları "adi küçük içki batakhaneleri" olarak haksız yere önemsemedi."
 
Tüm bunlar devlet idaresi altında değişmek üzereydi. İdareci ve çalışanların birbirini görmesini sağlamak için bölmeler ortadan kaldırıldı. "Dikey içmeyi" azaltmak ve gürültücü ve iğrenç erkek davranışlarını seyrelterek ve yumuşatarak kadınların barları ziyaret etmesini teşvik etmek için güzel koltuklar ve masalar yerleştirildi.
 
Yemek, eğlence ve dart, domino, snooker ve bowling gibi oyunlar tanıtıldı. Bazı barlar, besleyici değeri yüksek devlet-yapımı turtaların servis edildiği aş evleri olarak isimlendirildi. Diğerleri billardo masalarına ve bowling salonuna sahip olmakla övünüyordu. Hatta bir tanesinde sinema salonu bile vardı.
 
Artık içki mesele değildi. Modern barlar beklenilmedik şekilde Carlisle'nin beşiğinde doğuyordu. 
 
Tasarı kendi mimarını, 19. yüzyıl sonunda sosyalist William Morris ve onun güzel sanatlar ve el sanatları akımından etkilenen Harry Redfern'i kiraladı. Aslında 1939'da düşmanlıklar tekrardan başlayana dek geçen yirmi yıl boyunca ; Redfern "yeni model bir bar" görüşünü geliştirmek için devlet yönetiminden gelen fırsatı değerlendirdi.
 
On beş bar yıkıldı ve onun çizimlerine göre tekrar inşa edildi ve bir başka seksen yedi bar radikal olarak biçim değiştirdi. Carlisle'nin en işlek caddesi Botchergate'deki çok süslü biçimde panellerle süslenmiş Cumberland Inn'de ya da dışkirişleri boyunca kazınmış tuhaf hayvanların geçit törenin resmedildiği Cummerdale'nin bir köyündeki Spinners Arms'ta bugün hala izlerini görebilirsiniz.
 
En çok dikkat çeken şey Redfern ve MDK'nın vizyonuna örnek oluşturan yeni yedi model bar inşasıydı. Temmuz 1916'da açılan, ilk devlet mülkiyetindeki pub, Gretna Tavernası, aslında Carlisle'ın ana posta ofisi idi. Bankosu bir bara dönüştürüldü ve arkadaki tasnif odası üç yuvarlak masa, bir gazete standı, bir yazı masası ve eğlence sağlayan bir piyano ve gramafon ile birlikte yemek salonu haline geldi.  
 
Gıda satışlarından gelen yüzde 55'lik kazançta görülen dikkate değer artışla birlikte kırmızı deri koltuklar ve muşamba zemini de dahil olmak üzere ertesi yıl yenilikler yapıldı.
 
Bu barların en görkemlisi, yine de, Gracie's Bank olmalıydı. 1916'da açılan bar, savaş malzemeleri fabrikasında çalışan işçilerin beş binden biraz daha fazla olan yerel nüfusa bin kadar içki içen erkeği eklediği İskoç sınırının hemen karşısındaki Annan'da kuruldu. 
 
Kasabanın barlarında tıkanıklığı hafifletmek için tasarlanan Gracie's, Redfern için bir barda nelerin mümkün olabileceğini göstermek için de bir fırsattı. Denetimler daha da arttı. Sert içki satılmadı ve bar tezgahının üzerine dizilen içkiye izin verilmedi.
 
Yeşil ve beyaz renklerle dekore edilmiş ve cam ekranlarla bölünmüş zarif tek katlı tuğla ve kereste bina, her ikisinde de bir düzine personel tarafından tam bir masa hizmeti sunulan üç yüz kişilik oturma yerleri olan bir birahane ve yüz kişilik kapalı bir restoran barındırıyordu. Bir uçta "mütevazi boyutta" bir orkestrayı yerleştirecek ya da bir çay odası olarak kullanılabilecek bir balkon vardı. Diğer uçta ise iki bilardo masası, domino, dama ve satranç oynama odası vardı. Dışarıda ise bowling oynama ve halka atma oyunu sahası vardı.
 
Ana binaya bitişik olarak üç yüz kapasiteli bir sinema vardı; burada sinemanın ilk seyircileri Charlie Chaplin, Mary Pickford, Douglas Fairbanks ve Theda Bara gibi sessiz yıldızları hayranlıkla şaşkın bakışlar içinde seyrederdi.
 
Ayrıca Cuma ve Cumartesi günleri Gracie's, müşterilerinin tasarruflarını çekebileceği ya da para yatırabileceği ve barın verandasına konulan kutu vasıtasıyla cephedeki sevdiklerine kartpostal göndermek için satın alabileceği pulların olduğu bir pop-up postane haline gelecekti. 
 
 
KALICI MİRAS
 
Daha 1917'de Carlisle tasarısının başarısı ardından MDK İngiltere çapında içki ticaretinin kamulaştırılmasını ısrarla istedi ve tartışmalar savaş sonrası da devam etti.
 
Bu asla olmamasına rağmen, devlet tarafından yönetilen model o kadar iyi çalıştı ki, "deney" barış zamanında ve sonrasında da devam etti. Kamu mülkiyetinin böyle bir başarı öyküsünden utanan Ted Health'in Tory hükumeti nihayetinde barların tümünü partiler halinde bira yapımcılarına 1973'te satmadan önce kamulaştırılmış mülkler bar satın almalarla birlikte çok uzaklara kadar bile yayıldı.
 
Fakat Devlet Yönetimli Tasarının etkisi sürdü. Redfern'in yeni model barları, MDK'ya üye olan iki bira üreticisi tarafından ön ayak olunan "gelişmiş bar hareketi"ne ilham verecekti. İçki içen çok fazla genç erkeğin savaş alanlarında ölümlerinin yanı sıra ülke çapında çok daha fazla sınırlayıcı ruhsat vermenin kısmen sebep olduğu alkol tüketimindeki azalma bira satışlarının düşmesi anlamına geliyordu. Bu, bira üreticilerini, rahat, iyi döşenmiş ve güvenli ortamlarda iyi yemek ve eğlence sunarak daha geniş bir kitleyi (kadınlar ve aileler) çekebilecekleri pubları tasarlamaları için teşvik etti.
 
Hareket eleştiriden muaf değildi - bazıları, işçi sınıfı geleneklerine orta sınıf değerleri empoze etmeye çalıştığını savundu. Ancak onun koşulları düzeltmesi şüphe götürmezdi ve hareket hiç kuşku yok ki kısmen kendini koruma tarafından motive edilmiş olsa da, onun öncülük eden biçimlerinin ilerici politikaları geniş halk kitlelerine tanıttığı değişimleri ifade ediyordu.
 
Bu döneme ait barların hala itibarı var ve çoğunlukla sosyal faaliyetlerde merkez olarak hizmet vermeye devam ediyorlar - hükumetin Özel Mimariye Sahip Binalar ya da Tarihi İlginç Yerler Listesi'ne günümüzde bu barlardan doksanının yansıdığı bir gerçek. 
 
Bununla birlikte bunun tersi geçerli; geçen son on yılda ve fazlasında yitik barlar seline kapısına kilit vurulan haftada en az yirmi tane hali hazırda çalışan bar kapılıyor.
 
Ekonomik durgunluk, sigara içme yasakları ve değişen yaşam tarzları, ek olarak büyük zincirler tarafına doğru karı emen endüstri yapısı tüm yeniliklere rağmen toplulukların merkezinde yer alan barların mücadelede yenilmesi anlamına geliyor.
 
Elli bin barın küçük bir kesimi hala açık, başarısız yerellerin yönetimini devralmak için topluluklar harekete geçtikçe kolektif mülkiyet şekli bir çözüm olacaktır. İngiltere'deki kooperatif barların sayısı kriz sırasında yarım düzineden bu yıl elliye hızla yükseldi ve yakın tarihli bir rapora göre bir diğer doksan bar sırada bekliyor. 
 
En son yılın barı seçilen George & Dragon gibilerin çoğu, küçük şehirlerin düşüş seline kapılmayı önlemek için kırsal bölgelerde girişimde bulunuyor ancak çoğu bu işe şehirlerde peydahlanıp başlamışlardı. 2014 yılında Brighton'daki Bevy toplu konut sitesinde kolektif sahip olunan ilk bar oldu ve şu anda korodan tutun da yerel engelli hizmetlerine kadar bir çok hizmet veren bir topluluk merkezi oldu.
 
Fakat her şeyi yapamazlar. Bazen sadece devlet bir endüstriyi kurtarmaya yetecek büyüklük ve cesarettedir. Elde ettikleri başarı göz önüne alındığında barların kamulaştırılmasının siyasi gündeme alınmasının zamanı çoktan geldi. Kulağa inanılmaz geliyor olabilir - ancak bir zamanlar Başbakan James Corbyn de öyleydi. 
 
 
www.jacobinmag.com sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.
www.jacobinmag.com
Reason in Revolt

      ÖZGÜRLÜK

FACEBOOK SAYFAMIZ