Özgürlük

NEDEN ÖZGÜRLÜK?

 

Art arada yaşanılan yenilgiler sonucu  oluşan güvensizlik ortamı ve  ‘’sosyalizm’’denilen sistemlerin başarısızlığı ve de iki kutuplu bir dünyanın yıkılışı öyle bir kafa karışıklığı yarattı ki, her alana yansıyor ve kapsıyor. Yaşanılan toplumsal bir travmaya dönüşmüş durumda. Bununla birlikte belirli bir tartışma  geleneği ve kültürümüz yok... Bunun yerini gelişkin bir saldırı ve maganda kültürü  almış. Herkes herşeyi en iyi bilen dışındakine saygısı olmayan ve hakları için isyanını demokrasi olarak algılayan durumda! Ya sorumluluklar? Bu demokratik devrimini yaşayamamış ülkenin insanları olmanın bedeli olmalı! Hangi konu olursa olsun tartışma hızlı biçimde saygısızlıktan küfre gelişiyor. Bu dünyadaki gelişmelerden de bağımsız değil. Her dönem kendi maddi yaşamının belirleyiciliğinde kendi dilini de yaratıyor. O dönemin ve tarihsel aşamanın yaşanılanlarını ifade eden anlamlandıran kelime ve cümleler alınıp bugünü açıklamak için kullanıldığında tadı kaçıyor. Anlamını yitiriyor. Öğrenilmesi yola ışık tutması gerken deney ve birikimler hareketsiz doğmalar şeklinde içi boşaltılıyor. İnsanlar aleminin kendini başlangıçtan karar merci konumuna koymasıyla başlayan serüven her konuda bir yargıç görüntüsü ortaya çıkarıyor. Kendi konum ve kapasitesinin üzerinde görüntü ve olmadığı biçimde davranışlar. Reel yaşamda maddi gücü elinde bulunduran egemenler, reeli zorlamamak şartıyla  bu görüntüyü ve yetinmek zorunluluğunu liberalizm diye sunuyorlar. Bu yargıç görünümü geçmiş yaşananlara uygulandığında daha da komik olayları ortaya çıkarıyor. Tarihsel gelişimin ve bileşkelerin sonucu ortaya çıkardığı olayları  bu günün gözüyle yargılamak! Geçmiş olaylardan öğrenmek, eğitilmek deney biriktirmek değil taraf olmak komedisi. Tarihsel olay ve gelişimleri maddi temelinden koparıp salt düşüncenin belirlediğini sanan bir idealizm. Bu yetmez, geçmişte yaşıyor psikozu ile o günün olaylarıda taraf olma!

Kolektif çalışmayı bilmiyoruz. Bireyle toplumu, merkeziyetçilikle demokratikliği, maddeyle düşünceyi, üretimle yardım ya da sadakayı, kafayla organik vücudu vb. bir araya getiremiyor kapitalizmin baskılanmasıyla çarpıtmaya kalkıyoruz. Ortak üretim yerine kendimizi egomuzu kanıtlamayı diretmeye başlayı veriyoruz. Aynı olmasa da yardımlaşma denilen imece usulünü de unutmuşuz ki birlikte üretebilelim. Kafa karışıklığı ve belirsizlik ne dediğini ve ne yaptığını bilmeyen bir tutarsızlığı ortaya çıkarıyor.

Kimi emperyalizm çağında feodal devletin kurulmasından bahsediyor, kimi olan başka bir şeymiş gibi faşizm kapıda diyor. Kimileri uluslar arası tekellerin kendi üst yapılarını oluşturma çabası ile nüfuz alanları ve yeniden paylaşımını globalizm, durum ortadayken  yaşananı liberalizm diye değerlendiriyor. Kimileri Stokholm sendromu etkisiyle AKP nin liberalizminin ve başarılarının hayranı. Çapsız kapasitesiz maganda tavrın hayranı! ‘’Sol’’adında makaleler ve tahliller sıralıyor. Buna rağmen umutsuz da olsa tüm muhalefeti bir araya getirme planlarıyla kendi liberalizminin düzen içi konuşlanışını dilendiriyor! Kimileri 4. Bunalım döneminden bahsediyor !? Kimileri tasfiye ettiklerinin kendini tasfiye ettiğinden! Kimi kos koca bir tarihsel gelişim ve dönemi Troçkinin haklılığıyla izah ediveriyor. Üstelik dünyada ve tarihsel bileşkede  o dönemi eleştirenlerin durumu belirliyenlerinkinden daha kötü hallerde iken. Tarihte taraf olup, hala tek ülkede sosyalizm olmazmış tezinin haklılığı kanıtlandığını yani Lenin’in yanıldığını dillendiriyor. Olan ortada ve bir deney birikimi değil öğrenmek istemiyor, sadece kendini kanıtlamak istiyor. Üstelik bunu herkesin yaşanılanın deney birikimlerini nasıl geliştirebileceğini tartıştığı durumda yapıyor! Tek uyanık ve haklı o! Yaratılan ikilem ile girdiği çuvalda en doğrusunu seçmiş! Gerçekleri manipüle ederek algıları değiştirmek uğruna milyarların harcandığı bir dünyadayız. Sorunları; yaratıkları ikilemler ve tercih zorunluluğu ile Marksizm-Leninizmin işini bitirip haklılıklarını kanıtlamak. Geçmişten alıntılarla süslenmiş bir çuval lafın özü; manipülasyon ve algı operasyonuyla cansızlaştırılan teorinin etkisiyle‘’gerçek benim algımdır’’da noktalanıyor. İstediğini anlama serbestisi ise liberalizm yalanı. Hangi yolun yoldaşı olduğunu bilemeyenlerin guruplaşması devrimci saflaşmayı değil, kişi ve olaylara tavır alan kamplaşmayı ortaya çıkarıyor. Hangi yola gideceği belirsiz yoldaşlığın’’yararlılığının’’daha ilk siyasal zorunlulukta dağılması işte bundandır. İşte bu koşullar altında neden özgürlük sorusunu sorumluluğun bilincinde cevaplamaya bir alıntıyla başlayalım.

’’Bizce teorinin olmayışı devrimci bir akımın varolma hakkını, ortadan kaldırır ve eninde sonunda kaçınılmaz olarak siyasi iflasa mahkum eder.’’Lenin

Belirgin devrimci bir dünya görüşü olmadan ya da bunu var olanın rutin tekrarı  sanan, onun hareket hali ve gelişen özünü ortadan kaldıranların, pratikte ayrı duruşla ayrı bir’’örgüt’’olduğunu sanmaları doğru değildir ve bir yere ulaştırmaz... Teorik olarak içerisinde yaşanılanın doğru tahlili için; gelişime doğru yaklaşımı sağlayan diyalektik ve tarihsel materyalizmin kılavuzluğu gereklidir.Toplumsal ve sınıfsal gelişmeler alanında, diğer doğa bilimlerinde olduğu biçimde labaratuarda mikroskop vb. araçlarımız yoktur. Bu işlevi gören diyalektik ve tarihsel materyalizm ile olay ve gelişimleri çeşitli düzlem ve aşamalarda inceleme olanağı buluruz. Devrimciliğin dünyayı değiştirme doğrultusunda onu yorumlayan teorik tespitlerini ve düşünsel yolculuğunu yani, diyalektik ve tarihsel materyalizmi kavrayamamak’’sol ya da devrimci’’adı ile bir akım olma hakkını ortadan kaldırır. Devrimci teori olmadan devrimci hareket ve pratik olmaz. Vurgunun bu yön ve şekilde yapılması dünyayı sadece yorumlamak değil değiştirme doğabilimsel zorunluluğu olan devrimci düşüncenin varlık nedenidir. Bu noktada böylesi bir mücadelenin netleşmesi ve yaşamın maddede hareketin karşımıza çıkardığı sorunların çözümüne yönelik siyasi önermeler demek olan politik mücadelenin doğru kavranamaması sorunu da ortaya çıkmaktadır.Genel olarak geçmişte söylenenlerin tekrarı ve diğerleri ile laf yarıştırma sanılan bir anlayışla doğru yere varılmasıda beklenemez. Bu bağlamıyla konumuzu daha alt düzlem ve aşamalara doğru geliştirmeye çabalayalım. 83 te başlayan tartışmalarda ve sonraki tartışma süreçlerinde  ve ilk adım olarak düzen partisinin kuruluşunda aldığımız tavırlar ayrı bir yazı konusu olduğundan burada üzerinde durulmayacaktır. Kısacası tek ve mutlak doğruyu söyleyen, herkesin de aynı görüşte birleşmesini bekleyen bir anlayışı değil, doğruya gelişebilecek ve geliştirilebilecek doğabilimsel doğruların mücadelesinde olduğumuzu ifade edebiliriz.

Ağır yenilgi koşullarından çıkılmaya çabalanırken üstüne adına ’’sosyalizm’’denilen reel sistemlerin de çöküşüyle cevaplamamız ve çözüm üretmemiz gerekenlerin yoğunlaştığı bir döneme ayak bastık. Sosyalist sisteme olan güvenin sarsılması ve yargılanması gibi sorunları da birlikte yaşamaya başladık. Yenilginin eleştirisi ve özeleştirisi mücadelede gerçekleştirilemeden bu güvensizlik ortamı bizlerin durumuna da yansımaya başladı. Arkadaşların kendi deyimiyle’’büyü bozulmuştu.’’Fikir çeşitliliklerini aynı potada eritebilecek ortak payda ya da çekirdek ortadan kalkmıştı. Yüksek perdeden herkesin ayakabısı nereden sıkıyorsa onu bağırdığı sağlıksız bir ortam gelişti. Sağlıklı siyasal çözümlemelerle olumlu bir sonuca gelişmeyen kaotik durum engelenemedi. Türkiyedeki devrimci mücadelenin geldiği seviye açısından değerlendirildiğinde ’’üretenlerin yönetimi’’ doğrultusundaki mücadele geliştirilemez haldeydi. İşte bu şartların da etkisinde esas sorunun: Teorik-ideolojik ve bu doğrultudaki devrimci mücadele birliğimizin yeniden, geçmişin devrimci değerleri üzerinde ve aşacak biçimde oluşturulması gerektiğini tespit ettik. Böylesi bir teorik-ideolojik mücadelenin gelişebilmesi doğrultusunda çabalıyoruz. Bunun aynı dünya görüşü doğrultusunda olay ve gelişimleri organik biçimiyle benzer değerlendiren bir kadro çalışması da olduğunun bilincinde hareket etmeye çabalıyoruz. Bu bir hareket hali olduğundan kollektif çabalarla daha iyisinin yapılabileceğini, yaptıklarımızın yetersizliğini bilince çıkararak... Maddi anlamda çok yol kat ettiğimiz söylenemez. Lakin dünya görüşünün ne olması gerektiği konusunda kaba da olsa bir çerçeve çizme yolunda en azından azımsanmayacak önemli adımlar atığımız söylenebilir.

Her yenilgi dönemi kendine özgü sorunları da ortaya çıkarır. Geçmişte’’Demirel AET yanlısıydı. Bu bağlamıyla burjuva demokrasisini savunan ilericiydi! Göremedik’’ özeleştirileri !!! Günümüzde liberalizm globalizm derken globalleşerek zorunlu olarak liberalleşecek ülke beklentisi !!! Uluslar arası tekellerin yeniden paylaşım savaşının daha çok sömürü ve baskı demek olduğunu göremeyen bir dünya görüşüyle algı yanılgısının’’tahlilleri!’’ Böylesi ağır yenilgi koşullarında söylenilenin doğru anlaşılması gibi devrimci deney birikimlerinin de doğru yorumlanmasında büyük sorunlar ortaya çıkarmaktadır. Bu söylenilen ve yazılanların anlaşılması ve yorumlanmasında günümüzün maddi koşullarının algıları belirlemesi de denilebilecek bir gelişimdir aslında! Anlaşmakta zorluklar da işin ekstrası haline gelmiştir... Sınıflar mücadelesine ‘’üreten biziz yöneten de biz olacağız’’ şeklinde devrimci demokrasi ilkeleriyle müdahalenin yaratığı beyin fırtınası, demokrasi deney birikimlerinin zayıflığıyla bütünleştiğinde bir isyana dönüşmüştür. Bu durum herkesin en iyisini bildiği, kendi dışında kimseye güvenmediği, kimseye saygı duymadığı vb. psikoloji alanını ilgilendiren lakin siyaset sanılan bir sağlıksız ortamın gelişmesini de getirmiştir. Denilenleri istediği ve işine geldiği gibi yorumlayan bir dengesizlik ortalığı kaplayabilmiştir. Bu maganda kültürü herkesi etkisi altına alan bir saldırganlığa ve saygısızlığa dönüşmüş ve geçmiş de dahil devrimci dünya görüşüne işkence madrabazlığı pratikte’başarı’denilenle örtülmeye çabalanmıştır. Ne dediğini bilmeyen ne yaptığının sorumluluğunu üstlenmeyen ve kaldıramayan bir siyasal tutarsızlık yaygınlık kazanmıştır. Üretiği kadar değil, en yüksek perdeden üretmediği alanları yargılamaya kalkan bir tüketim hırsı ortalığı kaplamıştır. Pratikte olay  gelişim ve kişilere tavır düzeyinde ortaya çıkan tavır alışlarla ayrı guruplaşmalar oluşabilmektedir. Ayrı bir dünya görüşünden kaynaklanmayan, teorik ve ideolojik olarak neyi savunduğunu ortaya koyamayan, bu bağlamda çıkar veya ilişkilerdeki anlaşmazlıktan kaynaklı tavırlarla ayrı bir gurup olma hakkını kendinde bulan bir çok yapı ortaya çıkmıştır. Kurumsallaşmış fakat siyasallaşamamış partisi hatta yayın organı ve taraftarları olan çıkar gurupları görüntüsünde ve bir çok durumda dış destekli yapılar oluşmuştur. Bu durum burjuva demokratik devrimini yaşayamamış demokratik devrim mücadelesindeki bir ülkede, demokrasi deney ve birikimlerinin zayıflığına karşın sınıflar mücadelesinde’’üreten biziz yöneten de biz olacağız’’ şiarıyla düşünce fırtınası yaratan bir devrimci mücadelenin de sonucudur. Sorumluluğu olmayan sırf haklar ve talepler istemiyle demokrasi isyanı ortaya çıkabilmiştir. Bir evelki dönemde fikir çeşitlilikleri ve farklı görüşleri bir potada eritebilen ortak payda çekirdek ortadan kalmıştır. Var olan farklı eğilimler farklı yönlere doğru ilerleme duruma gelmiştir. Bir tarafta eskinin tekrarı yukarıdan aşağı kurduğu parti ile işçi sınıfının gökten inme tek temsilcisi konumundaki temsili sitemleriyle reel sosyalizm ve türdeşleri. Diğer tarafta liberal ve global dünyada yatay örgütlenmeleri ile alttan üst yapıyı elegeçirmek için liberal düzen içi çözümler ve akıllı dizayn projeleriyle SYRİZA vb. kardeşleri. Bütün bunların dışında kalan çok farklı nedenleri dolayısıyla  bir arayada gelemeyen geniş kesimler. Dünyayı ve onun yaşanılan ülkesini devrimci dünya görüşünden tahlil etmeden alınan ayrı tavırların bir hükmünün olamayacağı açıktır. Geçmişin devrimci ders ve deneyleri üzerinde yükselen yeniden bir teorik ideolojik ve devrimci mücadele birliği  doğrultusunda üretimlerimiz ve katkılarımızla mücadeleyi geliştirme çabasındayız. Teorik ve ideolojik olarak tartışıp çizmeye çabaladığımız ve kaba da olsa ortaya çıkan çerçeveyi gelişime katkı olması dileğiyle ortaya koymaya çabalayacağız. İlk elden şunu belirtmekle başlayalım. Biz burjuva demokrasisinin ortaya çıkardığı temsili sistemleri aşma mücadelesindeyiz. Cumhuriyet, laiklik vb. konuları çarpık kapitalizm sonucu bizler tamamlamak zorunluluğunda olsak bile bu onların savunulması değil aşılması gerekliliği ve mücadelesidir. Devrimci demokrasi demek olan doğrudan sistemlere gelişilmesi gerektiğini savunuyoruz. Laiklik eski burjuva devrimleri ve devleti dönemlerinde kaldı. Ya da sözde kalıp gerçekte aldatmaca olduğu açığa çıktı. Doğabilimselliği savunuyoruz. Bunun kolektif bir mücadele sonucu netleşeceğinin, birlikte üretimlerle gelişeceğinin ve bu bağlamıyla kadro çalışmasını içeren devrimci bir hareketin yaratılmasıyla yaşam bulabilecek bir gelişim olduğunun bilincindeyiz.  Yapabildiklerimizin zorunluklarımız karşısında yetmezliğinin bilincinde olarak paylaşarak birlikte üreterek  hep beraber devrimci mücadeleye... Doğruyu yapmaya davet olmaz doğabilimsel zorunluluğumuzdur... Üreterek üleşerek gelişerek mücadeleye...

‘’Çağdaş materyalizmin, yani Marksizmin bakış açısından, bilgimizin nesnel, mutlak gerçeğe yaklaşıklığının sınırları tarihsel olarak koşulludur. Ama böyle bir gerçeğin varlığı koşulsuzdur. Ve ona yaklaşmakta olduğumuz gerçeşi de koşulsuzdur.’’ Lenin

 

1-Devrimci deney birikimlerinin ortaya çıkardığı ve gidilmesi gereken yön olarak gösterdiği ’’üretenlerin yönetimi’’ doğrultusundaki mücadele geliştirilemez haldeydi. İşte bu şartların da etkisinde esas sorunun teorik- ideolojik ve bu doğrultudaki devrimci mücadele birliğimizin geçmişin devrimci değerleri üzerinde yeniden oluşturulması gerektiğini tespit ettik. Böylesi bir ideolojik-teorik mücadelenin gelişebilmesi doğrultusunda elimizden geldiğince katkılarda bulunduk.Bunun aynı dünya görüşü doğrultusunda olay ve gelişimleri organik biçimiyle  değerlendiren  bir kadro çalışması da olduğunun bilincinde hareket etmeye çabalıyoruz. 

2- Bunun aynı zamanda bir saflaşma süreci olduğu bilinciyle ilk elden eskinin yukarıdan aşşağı kurtarıcı dünya görüşleriyle sınırlarımızı çizmeye çabaladık. Kabaca işçi sınıfını temsilen bir parti oluşturma, onların adına devleti elegeçirip yine onların adına yeniyi inşa vb. temsili sistemleriyle sınırlarımızı çizmeye çabaladık. Bu bağlamıyla üretenlerin kendi yönetiminin doğrudan demokrasi olacağının mücadelesini vermeye çabaladık.

3- Düşüncenin meta haline gelişi ile emperyalist sistemin işleyişindeki değişikliklerin yeniden tahlil zorunluluğuna dikkat toplamaya çabaladık. Bu bağlamda UKTH nın eskiden farklı boyutları ve pazarda alınıp satılan miliyetçiliğin ezen veya ezilen ulus bağlamında değil, üretilenin sömürülmesi, nüfuz alanları, güç ve ele geçirilmesi anlamında ele alınması gerekliliği üzerine dikkat çekmeye çabaladık. Devletin sınırlarının ekonomik alanlardan çekilip kontrol ve militarizme kaydığı, meta haline gelmiş ideoloji ve etnik gurupların nüfuz alanları ve kar savaşlarında kulanılırlığı, yanı sıra özel ordulara doğru gelişimi bilince çıkarmaya çabaladık. Uluslar arsı tekellerin alt yapıda belirleyiciliğinin kendilerine yeni üst yapı kurumları oluşturma yönünde ilerlediğine dikkat çekmeye çabaladık. Bu yönüyle eski üst yapı kurumlarının parçalanması algısının yanılgı yaratığını liberalizm görüntüsünde daha azgın bir sömürü ve ezilen kitlelerin kontrolüne yönelindiğini tartışmaya çalıştık. Örneğin eski devlet ve kurumlarının yıkılmaya çalışılması; barış süreci, liberalizmin zaferi vs. olarak yanılsama yaratabildiğini tartışmaya çabaladık. Uluslar arası tekellerin yardım kuruluşlarının desteğindeki sağ, dinci, milliyetci ideolojiler kadar ‘’sol tandansların’’ da uluslar arası tekeller açısından kullanım değerlerinden söz edilmesi gerektiğini bilince taşımaya çabaladık. Dünya çapında temel çelişki emek sermaye çelişkisinin uluslar arası tekellerin geldiği seviye ve sömürü biçimlerinde düşüncenin meta haline getirilişi ile meydana gelen değişimlere dikkat çekme çabasında olduk. Düşüncenin meta haline gelişi ile ülkelerin ulusal devlet yapılarının yıkılışı ve hangi devletin hangi uluslar arası tekelin ve yüzde kaç oranıyla sahip olduğu ülke haline geldiği gerçeğini tartışılmaya çalıştır. Haatta avrupada hangi parlementerlerin hangi tekelin maaşlı çalışanı olduğunun tartışıldığına dikkat çektik. Değim yerindeyse eski sermaye ihracı ithal ikame gibi yöntemlerin yerine ülkeleri direk satın alan ve iç pazara yönelik ulusal ismli markaların yerini direk kendi ürünlerinin alması hiç te yadırganmaz hale gelmiştir. Bunun gibi liberalizm görüntüsü yaratan bir durum da tekelin içerisindeki çeşitli markaların bir biriyle suni rekabetinin yanılgısıdır. Burjuvazinin ortaya çıkışı ve devrimleri sırasında var olan serbest rekabete benzetilir bir yanılgının ‘’sol’’adına ortaya çıktığına dikkat çekmeye çabaladık.

4-Diyalektik ve tarihsel materyalizm yöntemiyle, sıkca rastlanılan düzlemlerin kaydırılması ve karıştırılmasına karşı nasıl mücadele edileceğini bilince çıkarmaya çalıştık. Ortaya çıkan sapma ve çarpıtmaların diyalektik ve tarihsel materyalizmi gelişen olay ve maddi ortama doğru devrimci tarzda uygulanıp, doğru değerlendirilememesinden kaynaklı olduğunu bilince taşıma mücadelesinde olduk. İçerisinde yaşanılanın devrimci tarzda ele alınamayışı gibi, snonraki süreç ve aşamalara ait çelişkilerin günümüze getirilip tartışması sapmalarına karşı mücadele etmeye çabaladık.  Bu bağlamda temel çelişme-baş çelişme, aşamalar-süreçler, teori-pratik-devrim ve mücadele anlayışı vb. konularda kabada olsa bakış açısını belirginleştirme çabasında olduk. Zıtların aynılaşması aynı düzlemde buluşması demek olmasına karşın, zıt kalarak aynı sonuca hizmet etmesi demek olan Paraidya görüşüyle açılımlar yapmaya çabaladık. Çünkü yaşamın kendisinde içerisinde Sovyetlere ve reel sosyalizme karşı zıt görünenlerin aynı sistemi tepeden ögütledikleri, en iyi kurtarıcı dünya görüşüyle akıllı dizayn kurtarıcılığın da alternatif görüntü de aynı sonuca ulaştıran çözümsüzlük olduğunu işlemeye çalıştık. Dev sol veya pkk veya SYRIZA türü’’klasik yukarıdan’’kurtarıcılığın zıt görüntüye karşın özde çok farklı olmayan temsili ve cumhuriyetçi vb. projeler olduğunu  tartışmaya çalıştık.

5- Bilimde gelişimi’’kriz’’olarak yorumlamanın yanlışlığı üzerinde durmaya çabaladık. İnsanlar aleminin kendine uydurduğu’’bilim’’anlayışıyla doğa bilimleri farkını bilince çıkarma çabasında olduk. Bunların anlaşıldığını mı sanıyoruz?Yok ! Lakin birlikte organik yapılara ve üretimlere yürüyen çabalarla daha gelişeceğini biliyoruz. Herkesin aynı düşündüğü bir dünya olamayacağı açık gerçek. Bu ayrı düşüncelerin fikir çeşitliliği düzeyinde aynı potada eritilebildiği bir mücadeleden yana olacağız. Lakin farklı dünya görüşleri demek olan olay ve gelişimlere aynı sınıfsal çerçeveden bakamayan yaklaşımlarla bir arada olmamaya çaba sarfedeceğiz.

 6-Geçmiş değerlendirmeleri konusunda son sözün devrimci bir hareketin ortaya çıkışıyla söylenebileceği tespitiyle değerlendirmelerde bulunduk. Üretenlerin yönetimi anlayışı ile sınıflar mücedelesinin demokrasi deneylerinin geldiği seviye arası volan kayışlarının kopmasının yenilgiyi hazırlayan neden olduğunu tespit ettik. Üretenlerin yönetimi tespitiyle Türkiye sınıflar mücadelesinde bir beyin fırtınası yaratanların, üretenlerin yönetimini sağlayamaması sonucu yenilginin ortaya çıktığını tespit ettik. Devrimci yenilginin zengin ders ve deneylerinden öğrenme ve aşma çabasında olduk.

7-Eskiden olduğu gibi var olan hedeflere doğru pratiğin örgütlenmesi değil, reel sosyalizmlerin yıkılışı ve alternatif diye sunulan yatay örgütlenmelerle üst yapıyı ele geçirme projeleri de denilebilecek Avrupa komünizmi ve devamı akıllı dizayn kurtarıcılık projelerinin hızlı yıkımı ve yok oluşunun, temsili sistemlerden doğrudan demokrasiye gelişmenin zorunluluğunu işaret ettiğini tespit ettik. Bu bağlamda burjuva demokrasisini  ve temsili sitemlerinin son aşaması Cumhuriyet biçimini aşmamız gerektiğini bilince çıkarıp tartışmaya çabaladık. Emperyalizm çağında uluslar arası tekelciliğin geldiği aşamada burjuvazinin rekabetçi dönemini ifade eden değimlerin ‘’demokrasi, liberalizm vb.’’kullanılmasının algı operasyonu olduğunu bilince taşımaya çabaladık. Yok edilmiş anlamsızlaşmış değimlerle cumhuriyetin temel taşlarından laikliğin de anlamsızlaştığını, özünde bir sınıfın baskı aracı olan devletin tarafsızlığı tartışmasının absürtlüğünü tartışmaya çalıştık. Devrimci düşüncenin her düşünceye, inanca, fikre aynı mesafede olması değil  doğabilimsel doğruları savunmak zorunluluğunda olduğunu ortaya koyduk. Bu bağlamda laikliği bilimsellik anlamında savunmanın yanılgısı ve düzen içi cumhuriyetçi bir tercihi ifade ettiğini, devrimcilerin laik eğitimi aşan doğabilimsel eğitimi savunmak zorunluluğunda olduğunu bilince çıkarma çabasında olduk.

8- İlk adımlarını düzenin sınırları içerisine atmak demek olan düzen partisi çalışmasının farklı bir dünya görüşünden kaynaklandığını, mücadelenin gelişimi ile sonraki aşamalarda gerekli olabilecek bir adımın ilk adım haline getirilmesinin tercih değil, dünya görüşünden kaynaklanan siyasal yanlış olduğunu bilince çıkarmaya çalıştık. Bunun gibi sanki gidilecek varılacak hedefler bellirliymiş gibi eski alışkanlıklarla, geride kalanların liyakat usulü örgüt olmaları anlayışlarına karşıda mücadelede olduk. Liberalizm ve globalizm eşliğinde Türkiyede cuntaların olmadığı bir liberalizm beklentisinin ilk adımları düzen içi alanlara atan projeleri SYRIZA laşma umutlarını temsil ettiğini tartışma ve mücadelesinde olduk. Bu içerikle keskin söylemlerin bir anlam ifade etmediğini, ‘’bozulan büyünün’’ kurtarıcı hayallerinin yıkılmasından da öte farklı bir dünya görüşü ile tahlil edilen dünya ve Türkiye’sinden kaynaklandığını bilince taşıdık! Kimseyle kişisel düzeyde sorunumuz olamayacağı gibi ayrı bir dünya görüşünden kaynaklı siyasal tespitleriyle akıllı dizayn kurtarıcılık vb. ile aynı yerde olunamayacağı ve bunun siyasal sorumluluğunun bilinçli bilinçsiz herkesin kendisinin üstlenmek durumunda olduğunu savunduk.

10-Partileşme süreci tespitinin mücadelede kadro anlayışıyla devamından yana tavır aldık. Liyakat usulü eski örgüt ve teorik ideolojik birliğimiz devam ediyor anlayışıyla değil, değim yerindeyse yeniden ve sıfırdan başlamanın gerekliliğini savunduk. Cephe türü birlikte örgütlenmelerin geçmiş deneylerin ve yukarıda anlatılan nedenlerin ışığında aşağıdan yukarı pratik mücadelede ortak üretilerek daha etkili olacağını savunduk. Bunun içinilerici, sol, demokratik bağımsız bir muhalefet hareketine ihtiyaç vardır. Mücadele içerisinde ortak iş ve ortak üretimle varolan suni ayrılıkları da giderek ortadan kaldıracak bir ilerleyişi geliştireceğini savunuyoruz. Direniş komiteleri anlayışının daha doğrudan biçimlere doğru geliştirilerek devam ettirilmesini savunuyoruz. Kolektif çalışmanın organlarının temsili sistem anlayışıyla sen ben bizim oğlan öne çıkanların temsilciliği şeklinden, yetenek, kapasite ve üretimi geliştirme anlayışından her seferinde başka birinin temsil etmesine geliştirilen doğrudan sistemlere yükselinmeyi savunduk. Bu temsil önemli komite anlayışından üretim ve gelişim temelli sistemlere gelişilmesi zorunluluğunun da ifadesidir.

Bütün bunların farkına varıldığı, bilince çıkarıldığını mı sanıyoruz? Cevabını sizler vereceksiniz. Aynı bağlamda devrimci mücadelenin sorunlarına cevap olunabilirse kıymeti harbiyesi olacaktır. Bu teorik ideolojik karmaşa ve siyasal yalpalama döneminde sadece dünya dönüyor demenin bile ne kadar anlamlı olduğunu sizlerin takdirine bırakırız. Doğabilimsel doğruların ve bu bağlamda siyasal sorumlulukların savunulması, içerisinde yaşadığımız şartlar ve maddi yaşamdan yani insanlar alemini aşan doğasal zorunluluklarımızdır. Pazarlık konusu edilemez. Doğruya gelişebilecek ve geliştirilebilecek doğabilimsel doğruların mücadelesinde olduğumuzun bilincinde yeniden hep birlikte...Özgürlük için...

 

TEK YOL DEVRİM

KURTULUŞA KADAR SAVAŞ

 

ÖZGÜRLÜK YAYIN VE ÜRETİM KOLEKTİFİ

BİR GÜNÜ DEĞİL HER GÜNÜ 1 MAYIS YAPMAYA 1 MAYIS'TA MEYDANLAR…

BİR GÜNÜ DEĞİL HER GÜNÜ 1 MAYIS YAPMAYA 1 MAYIS'TA MEYDANLARA!

BİR GÜNÜ DEĞİL HER GÜNÜ 1 MAYIS YAPMAYA 1 MAYIS'TA MEYDANLARA! İşçi sınıfının uluslararası birlik mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs yaklaşıyor! Türkiye'de siyasal iktidar ''Afrin'de savaşı kazandık'' diyerek toplumu uyutmaya çalışırken, gerçeğin böyle olmadığı her geçen gün bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Savaşın faturası başta işçiler olmak üzere tüm ezilenlere kesilmektedir. Bir bütün olarak tüm hak ve hukuk arayışları OHAL bahane edilerek yasaklanıyor. Ülke adeta OHAL ve KHK' larla yönetilmesi normalmiş gibi gösterilmeye çalışılıyor. Kadın cinayetleri, tecavüz ve çocuk istismarları, her geçen gün artıyor. Vatandaşı, facebook hesaplarına kadar inceleyip, ceza yağdırıyorlar, tutukluyorlar. ''Tüm bunlar neden?'' sadece 2019 seçimlerinde saltanatlarını kurmaya yönelik. Bunlara hayırdemek için 1 Mayıs'ta alanlarda olmalıyız! İçeride  ve dışarıda hükümetin yürüttüğü savaşa hayır demek için 1 Mayıs'tayız! Sömürü ve yağmaya geçit vermemek üzere halkımız ile birlikte şeker fabrikal... Read more

ÜRETEN FAKAT SÖZ VE KARAR HAKKI ELİNDEN ALINAN HALKLARIMIZA,

ÜRETEN FAKAT SÖZ VE KARAR HAKKI ELİNDEN ALINAN HALKLARIMIZA,

Toplumların belirli bir tarihsel gelişim sürecleri ve içerisinde dönüm noktaları vardır.  Bununla bütünlüklü her toplumun da kendi özelliklerine göre şekillenen,için de çeşitli tarihsel aşamaları taşıyan kendine özgü bir gelişim süreci vardır. Bu süreç ve aşamaları uzun veya kısa yaşanmadan diğerine kesintili,sıçrayarak geçilmesi mümkün değildir. Bu gelişimini yönünü belirleyen, sınıflar mücadelesidir. Sürecin belirli bir aşamasından geriye doğru bakıldığında, içerisinde bulunulan noktanın çelişki ve şartları düşüncemizi koşullandırmaktadır. Böylesi bir durumda her sınıf, katman, tabaka v.b.kendi bulunduğu konuma uygun bir geçmişe bakış açısına sahip olabilmektedir. Bu tarihsel gelişim ve süreçlerin doğru değerlendirilmesi ve anlaşılabilmesi, bu gün vereceğimiz mücadelenin nasıl yürütüleceğinin ip uçlarını verecek,gelecek geçmişin devrimci temelleri üzerinde yükselecektir. Mutlaka bu günün görevleri karşısında tam bir tutarsızlık içerisinde olanların geçmişi doğru değerlen... Read more

SAVAŞA HAYIR...

SAVAŞA HAYIR...

  31 Aralık 2017 de İdlib’den kalktığı öne sürülen, 10 adeti Hımeymim, 3 tanesi Tartus’daki Rus askeri üstlerine olmak üzere 13 DRONE ile yapılan saldırıda 7 savaş uçağı hasar görürken 10 asker de yaralandı. Drone saldırısı askeri litaratüre geçti. Geçen yıl Haseke’de NDF ile Asayiş arası çatışmalarda Suriye ABD personelinin stratejik noktalarını vurdu. Kimyasal silah kullanıldığı iddası karşılıklı ithamlarla sürdü. ABD Rakka operasyonunda Suriye savaş uçağını düşürdü. Türkiye Rus savaş uçağını düşürdü. Büyük elçilerini katleti. Suç FETÖ ye kaldı. ABD’nin muhaliflere kontrolsüz MANPAD tarzı modern silahlar dağıtması ve provakasyon tartışmaları, Afrin’in tartışılmasını da gündeme taşıdı. SDG’yi belirleyen CENTCOM Afrin operasyonu öncesi kendilerine bilgi verildiğini belirtti. TEV – DEM eş başkanı Aldar Xelil elimizdekileri Rusya’nın isteği üzerine Suriye’ye vermeyeceğiz dedi. SDG potrol ve doğal gazın çoğunun bulunduğu ve tarım alanlarının 2/3 ünün olduğu ve de Kürtlerin kanto... Read more

DEVRİMCİLİK ZOR ZANAAT

DEVRİMCİLİK ZOR ZANAAT

  Kievski sözünü şöyle sürdürüyor:'' ... Biz, onların negatif formüllerinde [ yer alan ve- ç] proletaryanın emperyalizme karşı bilincini keskinleştirecek olan bir dizi isteği tamamen kabul ediyoruz; ne var ki, bugünkü sistemde, buna uyan pozitif formüller bulunması olasılığı kesinlikle yoktur. Savaşa karşı olmaya evet, ama demokratik bir barış için verilen savaşa karşı olmaya hayır...’’   Yanlış! İlk sözünden son sözüne kadar yanlış! Kievski ( Sosyalizm ve Savaş broşüründe, s. 44-45° ) ‘’ Pasifizm ve Barış Sloganı’’ hakkındaki kararımızı okumuş ve hatta , sanırım, onaylamıştır. Biz demokratik bir barıştan yanayız; yalnızca, kararın da ortaya koyduğu gibi, ‘’bir dizi devrim olmaksızın’’ bugünkü burjuva hükümetlerin yönetimi altında böyle bir barışın olması olduğu aldatmacasına karşı işçileri uyarıyoruz. Soyut barış savunusunu, yani savaşan ülkelerde şimdiki yönetimlerin gerçek sınıf yapısını ya da özellikle emperyalist yapısını dikkate almayan savunuyu, işçileri aldatmak olarak görü... Read more

Sendikal Hareketin Durumu.

Sendikal Hareketin Durumu.

Günümüz dünyasında, emperyalizm ve sömürü biçimlerinde meydana gelen değişim ve ülkeye yansıması doğru devrimci tahliller ve bu doğrultuda mücadele halinde bir  bütünlüğe ulaştırılamamış durumdadır. Emperyalizm açısından bu geçiş sürecinin sürüyor oluşunun etkisiyle, çoğu durumda görüntülerin gerçeklik yerine konulması ve uluslar arası tekellerin durumu manipüle doğrultuda harcadıkları milyarların sonucu belirli kesimlerde kafa karışıklıkları ve genelde belirsizlik sürmektedir. Devrimci tahliller ve mücadelenin tüm olumlu gelişimlerine rağmen, bazı kesimlerde bu kafa karışıklığı sürmektedir. Geçmiş devrimci mücadelenin açık ve net olarak ortaya koyduğu hedefler doğrultusunda mücadele, örneğin; proletarya diktatörlüğü vb. bir‘‘umut‘‘ görüntüsü şeklinde gerçeklerden koparılmaya çabalanmaktadır. Geçmişin doğru devrimci tahlilleri, kendilerinin ve ilerlenilmesi gereken yönülerin sınıflar mücadelesinde kanıtlanması olmasına kaşın bu çarpıtılmaya çabalanmaktadır. Bu bağlamda; geçmiş deney... Read more

KÜRT MESELESİ VE REFERANDUM

KÜRT MESELESİ VE REFERANDUM

  2014'te İşid'in Musul'u ele geçirmesinin yaratmış olduğu boşlukta Kerkük dahil stratejik olarak tartışmalı bölgelerle sınırlarını geliştiren Kürtler, ekonomik ve siyasi olarak ciddi bir avantaj kazandılar. Bu duruma başta Irak, İran ve Türkiye(hatta Suriye) gibi ülkelerin uzun vadede sesiz ve tepkisiz kalmaları beklenemezdi. Kürt meselesinin çözümü/çözümsüzlüğü gibi kavramların onlar için pek bir önemi yoktu. Onlar için önemli olan, yönetmiş  oldukları ülkelerin "birlik ve beraberlikleri idi". Referandumun sonuç ve koşulları bu yaklaşımın ürünüdür. En önemli nokta ulusal ve Kürt meselelerinin çözümü konusunda emperyalist güçlere dayanarak çözmeye çalışmanın geçerli olmayacağı da bariz olarak ortaya çıkmıştır. Cumhuriyetin özü ulus devlet ve çıkarları konusuna düğümlenmiş durumdadır. Ulusal sorunun çözümünü cumhuriyetle aramak beyhudedir. Çözümsüzlüğünü ve çıkarlar yüzünden bozulacak kararsız dengeler oluşturmayı çözüm diye sunmaktır. Uluslar arası tekeller tarafından savaş çokta... Read more

YAPILACAK BİR ŞEY YOK !

YAPILACAK BİR ŞEY YOK !

  Lenin orada senin söylediğini söylememiş ! Mahir sein dediğin şeyi söylemiyor. Marks ve Engels'in dediklerinin senin yorumlarınla alakası yok! Sadece sen öyle sanıyorsun. Üstelik başka türlü de olabilir  payın bile yok! Anlayacağın bu düşündüklerini sen hariç hiç kimse düşünmüyor! Onları sen uydurdun  kendine ! Aynı parmak izi gibi kimsede yok. Hemen küçük burjuva idealist dünya görüşünle: ‘’Tabii ki benimki değilse,  senin söylediğini söylemiştir!?’’Dediğinde senin çuvalına gireceğimizi bekliyorsun. Ustaların bizim söylediğimizi söylemeye ihtiyacı mı var? Böye bir ihtiyaç mı var? Halbuki hepimizin doğruyu yapmak diye bir zorunluluğumuz var. Bak bu bir dünya görüşü. Senin yaratığın ikilemin yanlışlığının dışında doğru dünya görüşünün ve zorunluluğunun ifadesi. Böylesi bir bakışla yolculuğuna başlarsan doğruya gelişebilme ihtimalinin olduğunun ifadesi... Hayır senin o çuvalının ve içerisindeki ikilemlerin dışında koca bir dünya var. Bu yaşanılanlar bir dönemin doğrusu ve bu dönemin... Read more

NEDEN ÖZGÜRLÜK?

NEDEN ÖZGÜRLÜK?

  Art arada yaşanılan yenilgiler sonucu  oluşan güvensizlik ortamı ve  ‘’sosyalizm’’denilen sistemlerin başarısızlığı ve de iki kutuplu bir dünyanın yıkılışı öyle bir kafa karışıklığı yarattı ki, her alana yansıyor ve kapsıyor. Yaşanılan toplumsal bir travmaya dönüşmüş durumda. Bununla birlikte belirli bir tartışma  geleneği ve kültürümüz yok... Bunun yerini gelişkin bir saldırı ve maganda kültürü  almış. Herkes herşeyi en iyi bilen dışındakine saygısı olmayan ve hakları için isyanını demokrasi olarak algılayan durumda! Ya sorumluluklar? Bu demokratik devrimini yaşayamamış ülkenin insanları olmanın bedeli olmalı! Hangi konu olursa olsun tartışma hızlı biçimde saygısızlıktan küfre gelişiyor. Bu dünyadaki gelişmelerden de bağımsız değil. Her dönem kendi maddi yaşamının belirleyiciliğinde kendi dilini de yaratıyor. O dönemin ve tarihsel aşamanın yaşanılanlarını ifade eden anlamlandıran kelime ve cümleler alınıp bugünü açıklamak için kullanıldığında tadı kaçıyor. Anlamını yitiriyor. Öğr... Read more

ANKARA GARINDA ÖLENLERİN ANISINA

ANKARA GARINDA ÖLENLERİN ANISINA

  ANKARA GARINDA ÖLENLERİN ANISINA ÖZGÜRLÜK     Onların en iyi yaptığı iştir kin ve nefret salgılamak. Kin emzirirler nefret kusarlar.  Dinleri, milletleri, dilleri, kültürleri öfkedir onların."Cehennem" ateşiyle çevrilirler.  Onların en koktuğu şeydir yüzleşmek sevginin çayırlarındaki insanla. Ve onlar yüreksizdirler ezilmişliğe ve yoksulluğa karşı çağlayan özgür ve billur yürekler karşısında.  Onların en iyi yaptığı iştir yüreklerle savaşmak. Yürekleri dağlamak. Yürekleri burkmak. Yürekleri parçalamak. İşkencelerle, pusularla, kör kurşunlarla ve bombalarla... Öldürme emri aldıkları kitapla saldırırlar kendinden olmayan kitaplara.... Ve kanla göndere çekerler bayraklarını insanlığın gözyaşlarında....   Ve Ankara Garında...   Onların en iyi yaptığı iştir can almak kralların, sultanların, diktatörlerin kanlı etekleri altında. Fakat unuttukları bir şey vardır yürekleri sevgiyle atanlarda...   Bizim  de yaptığımız en iyi iştir can vermek Aşk i... Read more

ARAF’DA TARAF OLMAK

ARAF’DA TARAF OLMAK

  Bugün siyasal tutarsızlık içerisinde olanların geçmişin devrimci ders ve deneylerini anlaması da mümkün değildir. Yaratılan karşıtlıkta taraf olanlardan herbiri aynı kitaplardan ve kişilerden alıntılarla kendilerinin doğruluğunu kanıtlamaya çabalıyor. UKKTH’ından, Lenin’den alıntılarla kendi haklılıklarını bir çırpıda kanıtlamış oluyorlar. Sanırsın Lenin onun haklılığı yönünde sözler demeseydi haklılığı ortadan kalkacaktı! Herşeyden önce bu bir dünya görüşü sorunu. Geçmiş devrimci deney ve birikimlerin hareket halini ortadan kaldırıp içini boşalttın mı geriye senin işine geleni anlaman kalır. Geriye kalan neydi? İşçi sınıfının çıkarı! O da sen. Gökten zembille sana bahşedilmişti. Güç çoğunluk çokluk vb. de sende oldu mu sorun kökünden hallolmuştur. Nokta. Abartı değil acı bir insanlar alemi gerçeği. Tartışma geleneği ve kültürümüz yok... Bunun yerini gelişkin bir saldırı ve maganda kültürü  almış. Herkes herşeyi en iyi bilen dışındakine saygısı olmayan ve haklar isyanını demokras... Read more

UĞURLAR OLSUN BÜLENT ULUER

UĞURLAR OLSUN BÜLENT ULUER

UĞURLAR OLSUN BÜLENT ULUER 1952 Yılında Kastamonu’da subay çocuğu olarak dünyaya geldi. İstanbuda 18 yaşında Kastamonu’lular derneği başkanı oldu. İ.Ü İktisat fakültesi öğrenci derneği başkanı oldu. 1974 de Devrimci Gençlik dergisinin çıkışı ve Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonunun kuruluşunda yer aldı. 1978 yılına kadar DEV GENÇ genel sekreterliği yaptı. Dev Sol ayrılığı ve kuruluşunda yer aldı. Sonra onlardan ayrıldı Kurtuluşa geçti. 12 Eylül faşist cuntasında vur emriyle ararnan 5 kişiden biriydi. 12 Eylül sonrası Filistine geçti. Oradan Avrupa ve uzun seneler Fransa ve isviçre’de yaşadı. Daha sonra cezalarının zaman aşımına uğraması sonucu Türkiye’ye döndü. 1995 de HADEP millet vekili adayı oldu. ÖDP nin kuruluşuna katıldı ve parti meclisi üyeliği yaptı. 2015 seçimlerinde HDP milletvekili adayıydı. 22 Ağustosta 65 yaşında aramızdan ayrıldı. Bu çalkantılı yaşamı ve siyasi yaşamı Türkiye sınıflar mücadelesinin demokrasi deneyim ve birikimlerinin geldiği yeri gösterir. Siyasal... Read more

KİRLİ SAVAŞINIZI VE HEDEF GÖZETMEYEN ŞİDDETİNİZİ KINIYORUZ

KİRLİ SAVAŞINIZI VE HEDEF GÖZETMEYEN ŞİDDETİNİZİ KINIYORUZ

Nereden, kimden, ne amaçla gelirse gelsin kirli savaşınız ve hedef gözetmeyen şiddetiniz kimleri öldürüyor?   Yoksulları, fakirleri, işçileri, işsizleri, sıradan erleri, öğrencileri, öğretmenleri, avukatları, abileri, ablaları, amcaları, halaları, eşi dostu, seni beni    Mehmet Ayvalıtaş(20), Abdullah Cömert(22), Ethem Sarısülük(26), İrfan Tuna(47), Selim Önder(88) ve Ali İsmail Korkmaz'ları   Berkin Elvan'ları   Ve kundaktaki bebekleri   Ve en son 15 yaşındaki Eren'leri ve bombalı saldırılarınızda masum insanları   Öldürüyor.   Peki, kirli savaşınız kimleri yaşatıyor?   Holdinglerin tepesinde işçilerin ensesinde boza pişiren sömürücü pislikleri,    Generalleri, emniyet müdürlerini, valileri, kaymakamları ve bilumum yüksek seviyeli sadık köpekleri,   Boğaz ve Bodrum lokantalarında ve barlarında vur patlasın çal oynasın yaşayan seçkinleri,   Bokunda boncukla doğan zengin veletlerini,   Parayla bedel ödeyenleri,   Çalıp çırpan, yağmalayan, talan edenleri   V... Read more

ADALET

ADALET

‘’Adaletsizliklerin en büyüğü adil olmayıp,adil gibi görünmektir.’’ Platon ‘’Adaletsizliği işleyen çekenden daha sefildir.’’Platon Demek ki adalet herkese lazımmış! Bir ülkede ana muhalefet ve demokratik kuruluşlar adalet arayan yürüyüşe geçiyor,gücü elinde bulunduranlar engellemeye kalkıyorsa,adalet diye haykırma zamanıdır.Adalet arayışının pazarlığı olmaz.Demokratik devrim mücadelesinde bir adım atma çabasıdır. ‘’Zayıf daima adalet ister,halbuki bunlar kuvvetlinin umrunda bile değildir.’’Aristoteles İktidar daki bir avuç zorba istemiyor diye vazgeçilemez.Bunun gibi;adalet isteyene göre pazarlık,herkese göre değişen adalet,adil olamamak demektir.Adil olmayan zalimler,doğanın ve üretenlerin doğabilimsel acımasız adaletine hesap vermek zorunda kalacaklardır. ŞİMDİ HEP BİRLİKTE HAYKIRMA ZAMANIDIR.   ADALET HEMEN ŞİMDİ. Read more

SOL İÇİ TARTIŞMA KÜLTÜRÜ VE ŞİDDET

SOL İÇİ TARTIŞMA KÜLTÜRÜ VE ŞİDDET

SOL İÇİ TARTIŞMA KÜLTÜRÜ VE ŞİDDET "İlk yumruğu atan fikirlerinin yetersizliğini kabul etmiştir." Çin Atasözü   Şiddeti meşru kılmak isteyenler şiddetin doğada var olduğunu, dolayısıyla insanın doğasının da şiddeti barındırdığını öne sürerler ve hayvanları örnek gösterirler. Oysa insan hayvan değildir ve aklı vardır. Şiddet de insanın doğasından değil kıskançlıklarından kaynaklanır. Oysa insanlığın doğuşunda kıskançlık ve ihtiva ettiği şiddet olsaydı, bugün insan toplumu diye bir şey olmaz ve en başından yok olup giderdi.    Öyleyse neden şiddet maskesi takarız? Ezen de ezilen de şiddete meyleder? Kıskançlık, tahammülsüzlük, hoşgörüsüzlük, fikirlerin yetersizliği, gelenekler, kültürsüzlük, medeniyetsizlik, kompleksler, ego, ideoloji, inanç, din, milliyetçilik, para, hırs vb. tetikleyiciler midir? Büyük ihtimalle, evet. Ama bunların içinde bir durum var ki, insanın aklı havsalası almıyor.   Düşünceleri yüzünden şiddet ve baskı gören kimse neden kendi düşüncesinde olmayan diğerin... Read more

ÜRETENLERİN YÖNETİMİ DOĞRUDAN DEMOKRASİ.

ÜRETENLERİN YÖNETİMİ DOĞRUDAN DEMOKRASİ.

    Düşüncenin maddeden görece bağımsızlığı ve onu değiştirebilme yetisinin yanlış kullanımı düşüncenin maddeyle olan bağlarının kopmasını getirmiştir. İnsanlar alemi bu dünyada  insanlar aleminde yaşamıyor. Sonuçta herkes kendi dünyasında yaşıyor. Algıladığı kadarı kendisine yeten sanrılar aleminde yaşıyor. Kimse Platon’un ya da kendi mağarasından çıkmak istemiyor. Doğa ve bilimsel gerçekler ile ilinti giderek kopuyor. Kendi gerçeklerini dayatmaya doğru gelişiyor. Bu, insanlar aleminin bu gününe ait genelleme, çoğunluk, çokluk vb.değil! Hareket halindeki gidişin yönünü belirleyen bir tespit. Elbette ki herkesi aynılaştırmak, bu bağlamda genellemek yanlış olur. Genellemek, hepsinin aynı olduğunu düşünmek, zıtların birlikteliği ve mücadelesi hareketini dışlamak olur. Buna karşın kendi sanrı, rüya ve halüsinasyonlarından oluşan bu sanal dünyalarını kendi dışındakilere dayatma durumundalar. En azından anlaşılmasını bekleme durumundalar. Olumlu bulduğu, yaptıklarının bile diğerlerinden ü... Read more

İNSANLIK ONURU ZULMÜNÜZÜ YENECEK

İNSANLIK ONURU ZULMÜNÜZÜ YENECEK

KOŞUN KURŞUN ERİTMEYE ÇAĞIRIYORUZ. Kaybettikleri,hileyle kazandık dedikleri referandum sonrası,baskı ve zulümleri artarak devam ediyor.Zulümleriyle sindirebildikleri bir ülke hayal ediyorlar.Bu baskı ve zulüm sistemiyle dün Soma'da 301 emekçinin ölümünü’’kader’’ilan ettiler.Tedbir alması gerekenler görevlerinden,iş kazalarından’’DİKKAT BU ÜLKEDE KADER VAR’’diyerek’’kurtuldular ! ’’Bugün de KHK zulümleriyle işinden,aşından, özgürlüğünden,canından etiklerini;duymazdan,görmezden gelip susturmaya çabalıyorlar.Çünkü onların gözleri var.... kulakları var..... fakat zulümle kimseyi susturamayacaklarını idrak edecek kalpleri yok.Çünkü anladıkları ve kendi korktukları dünyaları o.Hak gaspı varsa direnmek meşrudur.Kimse engelleyemez.Kendi çıkarlar ve güçler dünyalarında’’HAK’’denileni’’ÇIKAR’’anlıyorlar.Aradaki farkı hayat anlatacak onlara.  Başta oğlunun cenazesini alabilmek için 70 yaşında 80 güne yaklaşan açlık greviyle Kemal Gün.İşini ekmeğini öğrencilerini geri isteyen Nuriye Gülmen ve ... Read more

DEVRİMCİ TEORİ OLMADAN DEVRİMCİ PRATİK OLMAZ.

DEVRİMCİ TEORİ OLMADAN DEVRİMCİ PRATİK OLMAZ.

  İlk baştan böylesi bir yazının temel amacının belirtelim. Maddede hareketin düşüncenin hareketiyle bütünlüğü ve yaşamın karşımıza çıkarttığı sorunların sadece tahlilini değil çözümünü de dünyanın değiştirilmesi, dünya görüşünün ne olması ve nasıl düşünülmesi gerektiği doğrultusunda bilince çıkarmaktır. Birilerine bir şeyler öğretmek, laf yarıştırmak değildir. Marksizmi bir doğmalar yığını haline getiren, kendinin doğruluğunu bulduğu alıntılarla ispatladığını sayan öğretmen edasında konu ve kalıplar değil, onun yaşayan özünü, dünya görüşünü ve bakış tarzını belirli noktalarda tartışma çabasıdır. Bu noktalar günümüz ve görevlerimiz yani içerisinde yaşadığımız zaman, mekan ve de maddi ve düşünsel koşullar bağlamındadır. Maddede harekete düşünceyle müdahil olmak demektir devrimcilik. Olayın özü içerisinde bulunduğumuz ortamın doğa bilimsel doğrular ışığında, doğru değerlendirilebilir olmasıyla ilgilidir. Devrimci dünya görüşü açısından bu içinde bulunulan ortamı doğru d... Read more

CHARLES BUKOWSKİ ÖZGÜRLÜK MEKTUBU

CHARLES BUKOWSKİ ÖZGÜRLÜK MEKTUBU

Merhaba John, Mektubun için teşekkür ederim. Sanırım bazen insanın nereden geldiğini hatırlaması çok da canını yakmıyor. Nerelerden geldiğimi iyi biliyorsun. Bir şeyler yazmaya ya da film çekmeye çalışan insanlar bunu doğru düzgün anlatmayı beceremiyor. “9'dan 5'e” deyip işin içinden çıkıyorlar. Hiçbir zaman 9'dan 5'e değildir, oralarda öğle tatili yoktur, hatta işten atılmamak için çoğu yemek arası bile vermez. Bir de fazla MESAİ vardır ki kitapların çoğu fazla mesaiyi doğru düzgün anlatmayı beceremez ve bundan şikayetçiysen senin yerini dolduracak bir enayi daima bulunur.Eskiden ne dediğimi hatırlarsın; “Kölelik hiçbir zaman kaybolmadı, sadece yeni renkleri de içine alacak kadar genişledi.”En acıtanı da, sırf daha beterinden korktukları için, çalışmak istemedikleri işlerini kaybetmeme uğruna verdikleri insanlıkdışı mücadele. İnsanlar kolayca harcanıyor. Korku dolu ve itaatkâr bedenler. Gözlerinin feri sönmüş. Sesleri çirkinleşmiş. Bedenleri de. Saçları. Tırnakları. Ayakkabıları. Yap... Read more

KATOLİK PİSKOPOSLAR NAZİLERİN HALK ETKİNLİĞİNE NEDEN KATILIR…

KATOLİK PİSKOPOSLAR NAZİLERİN HALK ETKİNLİĞİNE NEDEN KATILIR?

    Bu yazının Diyanet memurlarımızla ya da hocalarımızla hiç bir ilgisi yoktur. Onlar böyle şeyler kesinlikle yapmazlar.   Totaliter Bir Güçle(Şiddetle) İşbirliği, Kilisenin Günahı ve Ayıbı(Ahlaki Suç) Mıdır?     Nazi mitingine katılan Katolik Piskoposlar   Tarihi arşivlerden elde edilen bu önemli fotoğraf, Kilisenin belirli bir tarihsel dönemde insan toplumunda mutlak - totaliter bir güce sahip olanlarla nasıl uyumlu olduğunu göstermektedir.  Yine de, konformistlerin uyumlarının "akıllıca" gerekçeleri vardır. Aralarında en yaygın olanı, ne kadar insanlık dışı ve antidemokratik olduğuna bakmaksızın, iktidar ile işbirliğini açıklayan ve hatta destekleyen, din yoluyla tanrı ile olan bağın, "mutlak iyiliği"n kullanılmasıdır. Totaliter bir güçle işbirliğinin gerekçelendirilmesi şu şekilde dillendirilir: Eğer Kilise işbirliği yapmazsa ve sonuç olarak yok olacaksa, insanlar acı çekeceklerdir çünkü Tanrının tesellisi ve teşviki ile korunmamış olacaklardır; nüfus ... Read more

Ortadoğu ve AKP

Ortadoğu ve AKP

    Türkiye önünde büyük sorunlarla yeni anayasa  büyük bir ihtimalle Nisan'da gerçekleşecek.Başkanlık sistemi referandumuna gitmeyi tasarlıyor. Bu anlamda orta doğu  Erdoğan ve AKP'nin bu güne kadar geldiği durumu bir daha hatırlatmakta fayda var.   Emperyalizm, Ortadoğu ve Türkiye başlıkları söz konusu olduğunda istikrardan anlaşılması gereken emperyalizmin bölgedeki çıkarlarının güvenceye alınmış olmasıdır. Türkiye ve çevresine  bir şekil vermek isteyen ABD, her dönem temelde istikrarsızlığın, çatışmaların, darbelerin ve hükümet değişikliklerinin kaynağı olmuştur. Bu anlamda Amerika’nın bölgeye kendi arzusu dahilinde yön verme gayretleri Türkiye'nin tarihsel arka planda tatmin edilmemiş imparatorluk hayalleriyle de (Osmanlı) örtüşmektedir. Ortadoğu bölgesinin değişim ve uyum sürecinin tarihsel gelişimi ve sürekliliği vasıtasıyla ulusal güvenlik, dış politika, savunma stratejileri, demokrasi ve sıkça duyduğumuz daha bir çok‘‘masum‘‘kavramın gerçekte neleri ifade ettiklerini, ha... Read more

Kızıldere devrimci yolumuzdur

Kızıldere devrimci yolumuzdur

30 Mart Kızıldre ,Kapitalizme,Emperyalizme,Faşizme karşı başlayan isyanın devrime dönüştüğü tarihtir. 30 Mart Kızıldere,devrimci iradenin,örgütü örgüt yapanların Türkiye devrim tarihine altın harflerle kazıldığı gündür. 30 Mart Kızıldere,yoldaşlığın,dayanışmanın,kararlılığın,devrimci eylem bilincinin ve biçiminin Anadolu topraklarına kanla yazıldığı zamandır. 30 Mart Kızıldere,siper yoldaşlarının,önderliğin ve sınıflar mücadelesinin hayat bulduğu yerdir. 30 Mart Kızıldere,bilinçtir,teoridir,pratiktir,eylemdir. 30 Mart Kızıldere,son sözün değil,ilk sözün kararlılıkla söylendiği ve devrimin mayalandığı topraktır. 30 Mart Kızıldere,tasfiyeciliği,reformizmi,her türden teslimiyeti ve konformizmi red ediştir. 30 Mart Kızıldere eğemenlere karşı emekçilerin direniş savaşının başladığı ve günümüze kadar örgütlendiği yaşamdır. 30 Mart Kızıldere Onlardır, Thkp/c dir, Devrimci Yoldur 30 Mart Kızıldere MAHİR ÇAYANDIR  Kızıldere Devrimci Yolumuzdur .1969 yılında Ankara'da yapılan ve Fikir... Read more

Özgürlük Sürecinin Gelişimi

Özgürlük Sürecinin Gelişimi

(Bu yazı "Hakikatin Işığından Olgular Çıkarmak, Ya Da Olgulardan Hakikatlere Varmak" başlıklı yazının devamı niteliğindedir) Yukarıda saydığımız tüm gelişmelere karşın devrimci mücadeleyi yükseltmenin örgütlü ve militan bir mücadele hattıyla mümkün olduğunu söyleyenlerde vardı. Devrimci Gençlik ve Özgürlük süreçleri, böylesi bir iddia ile yola koyulanların sesi oldu. Ülkenin içinde bulunduğu süreci ve bu sürece karşı geliştirilecek, mücadele çizgisini ortaya koymaya yönelik bir broşür dizisinden, sonra Devrimci Gençlik hemen ardından da Özgürlük Dergisi yayın hayatına başladı. Devrimci Yol hareketinin maddi manevi her türlü değerinin tüketildiği, hareketin icazet sınırlarına çekildiği, eklektik ve legal platformlarda birilerinin Devrimci Yol’u pazarlık konusu yaptığı bir dönemde, Mahir’ in devrimci cüreti ile sokaklarda, üniversitelerde, düzen dışı ve düzen karşıtı bir hareket yükseliyordu. *** İçinden geçilen süreçte (90’lı yıllar) her ne kadar dünya da sol adına bir karşı devrim r... Read more

DEVRİMCİLER RÜZGÂR YARATANLARDIR

DEVRİMCİLER RÜZGÂR YARATANLARDIR

Türkiye devrimci hareketi oldukça uzun bir süredir adeta narkoza alınmış durumda. Tabi ki devrimin emekçiliğini yapan devrimcilerin varlığı sınırlı sayıda da olsa mevcut.  Lakin dünya ve ülke konjonktürü ile devrimin görevleri arasında kurulan bağlantı ve devrimcilerin bu kompozisyondaki yeri bizler açısından böylesi bir tespiti zorunlu kılıyor. ülkenin devrimcilere en fazla ihtiyaç duyduğu zamanlarda geliştirdiğimiz toplumsal pratik son derece yetersiz. Elbette mesele sadece geliştirilen yetersiz pratikle de sınırlı değil ideolojik karmaşanın vardığı nokta ve bunun üzerine devrimcilik algısına yönelik niteliksel düşüklüğü de hesaba kattığımızda karşımıza çıkan manzaranın iç açıcı olmadığını görüyoruz. Türkiye gibi krizlerin olağanlaştığı, politik gündemin sıklıkla değiştiği, bir kriz durumunu atlatmadan diğerinin başladığı bir ülkede, devrimcilerde her kriz sonrası esen rüzgârların etkisiyle bir taraftan diğerine doğru savruldular. Bu savrulma halleri üzerine birçok değerlendirme yap... Read more

MARAŞ'TAN YANSIYANLARIN IŞIĞINDA KONTRGERİLLA VE FAŞİZME KAR…

12 Eylüle giden süreçte bir mihenk taşı olan Maraş Katliamının üstünden 32 yıl geçti fakat olay hala aydınlatılmadı. ülkemizin demokrasi havarisi AKP hükümeti “demokratik açılım”kapsamında giriştiği çalışmalarda kendi alevilerini yaratma projesini sürdürürken, Maraş katliamının faşist tetikçilerinden ökkeş Kerger (Şendiller)'i Alevi çalıştayına davet etmektende geri kalmayarak nasıl bir açılımı hedeflediğini göstermiş oldu. Katliamın 32. yıldönümde yeni bir katliamın provası Maraşta tekrarlarınırken ökkeş Şendiller komutan edasıyla balkonundan olayları takip ediyordu. Maraş Katliamı devlet tarihimizde sıkça gördüğümüz kontrgerilla operasyonlarının en kanlılarından olmakla birlikte 12 Eylül'e giden süreçte oldukça kritik bir yerde durmaktadır. Katliamın hemen ardından 13 ilde sıkıyönetim ilan edilmiş ve darbe uygulamaları darbeden önce yürürlüğe sokulmuştur. Maraş Katliamından yıllar sonra, olaya yaklaşımda hala bir körlük söz konusu. Kimi siyasi yapılar meseleyi yalnızca görünen yüzü... Read more

KIZILDERE'NİN DEVRİMCİ DEĞERİ

Bu yıl 30 Mart'ta On'ları anarken, ekonomik krizin etkilerinden Tekel İşçileri'nin destansı direnişine, Ergenekon operasyonları dolayımıyla yeniden hatıladığımız kontrgerilla katliamlarına varıncaya kadar oldukça yoğun bir gündemi geride bırakıyoruz. Bu yoğun gündem, devrim mücadelesinin karmaşıklığı düşünüldüğünde çok küçük bir düzeyde dahi olsa devrimci harekete bir ivme kazandırıyor. öte yandan, Marksizmin argümanlarına yönelik, geçtiğimiz 20 yıl boyunca yürütülen sistemli ideolojik saldırıların, yaşanan küresel mali kriz ve ardından kapitalizme karşı geliştirilen muhalefet sonrasında eski gücünü de yitirdiğini söyleyebiliriz. Artık tartışmamız "sosyalizmin sona eren bir tarihsel dönemi" değil kapitalizmin sona eren bir tarihsel dönemidir. Savunmada olması gereken kapitalizmdir. Ne var ki çizmiş olduğumuz bu görece olumlu tabloya rağmen, sınıflar mücadelesini bir üst aşamaya sıçratacak ve Türkiye halklarının umudu olacak proletarya partisinin varlığından söz etmemiz mümkün değil. E... Read more

ARTIK DAHA GÜÇLÜYÜZ

Bizler; “Yaşam ve özgürlük Dergileri”okurları olarak tarihsel, sosyal, siyasal ve sınıfsal bir görev olarak önümüzde duran, birlikte olma ve omuz omuza mücadele geleneğini yaratmak, ezberleri bozmak ve tarihsel sorumluluklarımızı paylaşabilmek için; “KURTULUŞA KADAR SAVAŞ”şiarıyla Yol'a çıktık. Ezberi; önce kendi yaşamımızda bozmamız gerektiğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Bunun için bizi kuşatan, teslim almaya çalışan sisteme, tasfiyeciliğe ve oportünizme karşı Devrimci Yol'umuzun yarattığı tüm değerleri rehber alarak Devrimci Yolda özgürlük Dergisi'ni beraber ve daha güçlü bir şekilde çıkarmaya karar verdik. Yaratılacak teorik ve pratik sürecin değerlerini bilince çıkarıp, sorumlu ve üretken bir çizgide Devrim ve Sosyalizm mücadelesini sürdüreceğiz. Türkiye emekçi halklarının kurtuluşu dışında hiçbir karşılık beklemeden tüm varlığımızı sunmaya ve düşüncelerimizi hayata geçirmeye hazır olduğumuzu, Devrimci bir duruş ve sorumluluk olarak dosta düşmana bildirmeyi anlamlı bulmaktayız. B... Read more

BİZİM UMUTLARIMIZ SİZİN SANDIKLARINIZA SIĞMAZ

Ülke tarihi açısından milat olarak değerlendirilen 12 Eylül 1980, faşist bir darbe ve sonrasında bu darbenin palazlandırdığı faşist bir rejimin 30 yıl sürmesine neden olan kara bir gün olarak tarihe geçti. 12 Eylül 2010 bu faşist darbenin 30.yıldönümü olacak. AKP hükümeti kendi Anayasasının oylanmasını tam da bu tarihe denk getirerek, 30.yılda "darbenin karanlığından demokrasinin aydınlığına" geçişin kahramanı olarak(!), salya sümük destekli bir EVET kampanyasının startını verdi. Aslında ülke siyasal gündeminde uzunca bir dönemdir bulunan Anayasa değişikliğine dair tartışmalar, 12 Eylül'de yapılacak referandum oylamasına kilitlenmiş durumda. çeşitli siyasal çevreler referandum ile ilgili olarak fikir beyan ederken, toplum 82 Anayasası ile AKP hükümetinin hazırlamış olduğu Anayasa arasında tercihe zorlanıyor. Burjuva siyasal aklının Anayasayı çoğunluğun onayladığı bir sözleşme olarak tarifliyor olması, bu referandum sürecini ya da Anayasa değişikliğini bir kat daha önemli kılıyor. Bunu... Read more

DEVRİMCİ SİYASETTE POLİTİK ETİK YA DA BİR BİRLİK NEDEN BİTTİ

Türkiye oligarşisinin yaşadığı politik krizin tırmandığı şu günlerde AKP hükümetinin uyguladığı politikaların boy hedefi haline getirilen emekçi kesimler, siyasal sürecin yaşadığı tüm altüst oluşlara rağmen emeği yeniden gündemin üst sıralarına taşımayı başarmışlardır. Toplumsal süreçte, emekçilerin siyasallaşma eğilimlerinin arttığı gözlenirken, muhalif kesimlerin, siyasal ortama denk düşen politikalar geliştirebildikleri veya izleyebildikleri ölçüde daha etkili olabilme şansını yakalayacağı ortadadır. Tekel işçilerinin direnişiyle kristalize olan emekçi hareketin, sol kesimlerin gözlerinin önünde arzı endam etmesiyle de bir dönemin moda haline gelmiş değerlerinin, diğer bir deyişle liberal demokrasi anlayışlarının yerinden edilerek devrimci hareketin gündemi yeniden emek eksenine çekilmektedir. Gelişmekte olan bu potansiyelin yanında,  yenilgi atmosferinden doğan ve uzun süredir süregelen sol kadrolardaki politik-etik anlayışın, bu atmosferin tam orta yerinde olması, her türlü olu... Read more

Takvimdeki bir siyah yaprak: 28 ŞUBAT

Takvimlerden bir 28 Şubat yaprağını daha kopardık. Aradan 13 sene geçtikten sonra bile hala ne olduğuna dair bir anlam kargaşası sürüyor. Öyle ya 28 Şubat'ın mümessilleri onun 1000 yıl süreceğini söylemişlerdi. Zihinlerde yarattığı kargaşa açısından da öyle olsa gerek... 27 Mayıs darbesinin açtığı yolda (Sol cenahta pek sevilse de darbeleri "meşru" bir çerçeveye oturtan 27 Mayıs'tır) peşpeşe gerçekleşen darbelerle birlikte ordu Türkiye'de siyasi arenanın en belirgin öznesi haline geldi. Ancak 28 Şubat alışılagelenin dışında yönetime "direkt" el konulmaması ve bizatihi askerlerden kurulu hükümetler oluşturmaması gibi nedenlerle diğer darbelerden ayrılıyor.  Öte yandan görünüm olarak farklı görünse de diğer darbelerle çok güçlü bir ortak yanı var: EMPERYALİZM Ülkemizde sömürge tipi faşizmin (ister açık isterse gizli icrası olsun) gereği ordunun emperyalist çıkarlar açısından varlığı ve etkinliği çok ciddi bir öneme haizdir. Özellikle bir iç savaşa göre dizayn edilmiş yapısını hiç gizle... Read more

Devrimci Olmak Örgütlü Olmak Gerçeği Kavramak!...

Devrimci Olmak Örgütlü Olmak Gerçeği Kavramak!...

İçinde geçmekte olduğumuz süreç devrimci olarak kalmanın buz üzerinde dans etmek anlamına geldiğini ortaya koyuyor.(günümüzde devrimciliğin kriterleri değişti ve sistem içi siyasa konumlanışlar, ya da ideolojik politik hedefleri ne olursa olsun kendisinden daha güçlü görünen bazı siyasal odaklara entegre olmak gibi) Çünkü devrimci olmak ve ayakta kalmak, devrimci iradenin özünde kavranması sürecinin doğru olarak algılanması ve gerçeğin algılanmasını zorunlu ve gerekli kılıyor. Çünkü devrimcinin işi, bugün büyük yalanlarla mücadele etmek ve gerçeği olduğu gibi söylemek ' geçmişinin değerlendirilmesi bugünün kavranması  emperyalizme karşı bağımsızlık faşizme karşı demokrasi mücadelesinde bağımsız siyasal bir hareket olarak örgütlü iradi bir güç olarak kendisini konumlandırması, Bu, aynı zamanda bilgisizliğe, güçsüzlüğe ve korkaklığa karşı açılan savaş demektir. Kuşkusuz gerçek, rakamlardan ve olgulardan ibaret değildir. Mantıksal kesinlik veya nesnel doğruluk tanımı gerçeği anlatmaz. Ger... Read more

Şiddetlenen Siyasi Bulantının Resmi

1. AKP'NİN DERİNLEŞEN YÖNETME KRİZİ Ortadoğu'da yaşanan sürecin Suriye üzerinden Türkiye sınırına dayanması, PKK'nin "devrimci halk savaşı" seçeneğini gündeme getirmesiyle savaşın seviyesini yükseltmesi ve ÖYM'lerin kaldırılmasıyla birlikte Ergenekon türevi davalar konusunda yaşanan tartışmalar Türkiye'de yönetim krizinin derinleştiğinin ve daha da derinleşeceğinin göstergeleri olarak karşımızda duruyor. Saydığımız başlıkların her biri başlı başına birer tartışma konusu olmakla beraber biz burada yönetilemeyen krizlerden ziyade 7 Şubat'ta MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın ifadeye çağrılmasıyla görünürlüğe kavuşan yönetim krizinin kendisini ve oligarşinin iktidarı paylaşmada düştüğü anlaşmazlıkları irdeleyeceğiz. 7 Şubat krizinin hemen ardından oligarşinin vizyonunda raks eden iki önemli örgütlenme ve bu örgütlenmelerin ittifakının akıbetine dair beklentiler ülke siyasasını ele geçirmişti. Sorunun gösterilen yönü, otoriterleşme eğiliminde olan Erdoğan'ın, iktidarını yaklaşan Cumhurbaşkanlı... Read more

Yolcu Yolunda Gerek

Yolcu Yolunda Gerek

Coğrafyamızda yaşanan yoğun günlerde;  emperyalizmin, kapitalizmin, oligarşinin, saldırılarının azgınca sürdüğü bu günlerde sizlere ulaşmanın tadıyla geleceği kurmak için kollarımızı iyice sıvadık. Merhaba dostlar, arkadaşlar, yoldaşlar ve emekçi halklarımız. Daraltılan, kuşatılan ve vahşileştirilen bir yaşamın ortasında çürümeye terk edilmiş insanlar topluluğu olarak, kapitalizmin esareti altında kıvranıp durmaktayız. Bugün, bir insanlık kriziyle karşı karşıyayız. Dünyanın dört bir tarafında kapitalist-emperyalist sistem insanlığı esir alıp kriz üstüne kriz yaşatmakta ve dünyamızı, coğrafyamızı, ülkemizi bir cehennem haline dönüştürmektedir. Sonu belli olmayan bir karanlığa doğru sürükleniyor insanlık. Gemi batıyor, insanlık batıyor. Bu gidişe bir dur demek gerekiyor. Biliyoruz ki birçok insan bu çürümeye, yozlaşmaya, adaletsizliğe, yok oluşa ve insanlık krizine karşı mücadele ediyor. Bizler de yaşananlardan memnuniyetsiz olanlar olarak yaşananlardan memnun olmayanların sesi ve ey... Read more

 
 

 

FACEBOOK SAYFAMIZ

 

                                                           TWITTER SAYFAMIZ
                                                                                 ÖZGÜRLÜK @ozgurlukde