Özgürlük

ELİTLERİN İSYANI

 
 
RENÉ ROJAS / JONAH WALTERS
 
 
Patricio Guzmán'ın Şili'nin Savaşı adlı filmi, 44 yıl önce bugün Salvador Allende'nin devrilmesiyle son bulan sınıf savaşını çekim alanına alır.
 
 

Başkan Allende'nin son fotoğrafı, ölümünden kısa bir süre önce başkanlık sarayına nezaret ederken.
 
Patricio Guzmán'ın üç bölümlük belgeseli olan Şili'nin Savaşı'nın ilk bölümü bir darbe girişimiyle biter - 29 Haziran 1973'ün El Tanquetazo'su[başarısız darbe girişimine verilen ad], Şili ordusunun en gerici unsurları, üç yıl önce seçilmesinin ardından sosyalist lider Salvador Allende'ye karargah olarak hizmet veren ulusal saray olan La Moneda'yı top ateşine tutmak için tankları kullandıklarında.
 
Arjantinli kameraman Leonardo Henrichsen'in objektifiyle bombardımanı izliyoruz. Henrichsen, Guzman'ın filmine kasavetli gücünün çoğunu veren haber filmi tarzı koşuşturmada hemen her adımda filme alarak tanklara ve bağırıp çağıran subaylara inanılmaz derecede yakın duruyor. Kamera manevraları bir boksör gibi. Kameraman Henrichsen, kavga ve kaçış arasında kararsız gibi görünüyor. 
 
Sivil kalabalık, Santiago'nun geniş caddelerinin birinde tankları meydanda bırakarak sokaklara kaçışıyor - arkalarında birleşik bir ordunun ağırbaşlılığı olmaksızın isyanları zayıf, eylemleri inkar edilemez bir şekilde mücrim. Sonunda, kızgın bir asker(2007'de yargılanmayı beklerken ölen, Onbaşı Hector Bustamante olarak tanınan) kameraya doğrudan ateş etmek için tabancasını çekiyor daha doğrusu onu tutan Henrichsen'e. 
 
Başta hiç bir şey görünmüyor, sadece namludan çıkan ufak bir duman bulutu. Daha sonra kamera, otuz üç yaşında ölen Henrichsen yere yığılırken yukarıya göğe doğru sallanıp çılgınca dönerek hareket ediyor. "Burjuvazinin Ayaklanması" alt başlıklı film - silah sesleri ve geri çekilen tankların gürlemesi ile sona eriyor.
 
Patricio Guzmán, dünyanın en ünlü belgesel film yapımcılarından biridir. 1960'ların sonlarından itibaren, Allende'nin Halkçı Birlik(UP) huükumetinin yükselişi; diktatör Augusto Pinochet ve onun seçkin müttefiklerinin saltanatı; yakın zamanlarda, Patagonya'nın iç bölgelerindeki soykırımın ağır mirası ve zorla kaybolmalar da dahil olmak üzere dramatik toplumsal dönüşümlerin yaklaşık yarım yüzyılı üzerine kamerasını doğrultarak ana vatanı Şili'nin cesur ve iç yüzünü yansıtan portrelerinin filmini yaptı. 
 
Tüm diğerlerine olanak sağlayan film olan Şili'nin Savaşı onun en iyi filmi olabilir. 11 Eylül darbesi öncesindeki aylarda çekilen film, Şili'nin politik savaş alanından samimi kamera görüntüleriyle sokakta yapılan yüzlerce röportajı, sokak gösterilerini, adli muameleleri, işgal edilen fabrikaların içerisindeki işçi meclislerini, hatta halka açık meydanlarda taburlar halinde hücum kıtalarının bir düzen içerisinde kasılarak yürüdükleri faşist toplanmaları bir araya getirdi. 
 
Baştan başa Guzman, meydanlarda ve meclis salonunda mikrofonunu Şililere uzatarak, verip veriştirmeleri ve benzer şekilde samimi endişeleri kaydederek, sık sık kenar boşluklarında beliriyor. Guzman'ın belgeseli, içeriden ekonomiyi kuşatma altına almak için gizlice anlaşan mülksüzleştirilmiş seçkinlerin, fabrikaları ele geçiren ve silah talep eden cesaret verilmiş işçilerin ve hepsinden öte, tarihin en umut verici sosyalist hareketlerinden birinin hayatta kalmasını tehdit eden karşıt görüşlü ordunun ürkütücü görüntüsünün olduğu krizin en coşmuş devresindeki devrimci sürece çok nadir görülen bir anlık bakış sunuyor. Yürek burkan bir öykü.
 
Fakat filmin en büyük gücü, onun Şilili işçileri resmetmesi olabilir. Neredeyse her sahnede, işçiler kendilerini güçlü ve dönüştürücü bir güç olarak görürler - tarihin yön verdiği insanlardan ziyade tarih yapan insanlar. Şili'nin Savaşı'nda, kafa karıştıran ve gelecekte büyük sonuçlar doğuracak gerçekliğin kitlesel olarak ayrımını kavramak için ellerinin altındaki örgütsel kaynakları kullanan ve sonunda radikal bir şekilde yeni bir tür toplum kurma çabasında hem iş dünyasının hem de devletin seçkinlerin karşısına dikilen sıradan insanlara şahit oluyoruz.
 
 
KUTUPLAŞMIŞ BİR TOPLUM
 
Tanquetazo darbe girişimi başarısızlığa uğramasına rağmen, Şili ordusunun havadan La Moneda'yı bombaladığı ve hükumetin kontrolünü ele geçirdiği 11 Eylül 1973'te başarıya ulaşan darbe için bir ön hazırlık olarak hizmet sundu. O akşam boyunca Allende kendi makamının molozları altında ölü yattı. Takip eden günlerde on binlerce işçi ve sol örgüt militanı toplandı ve geçici toplama kamplarına hapsedildi. Binlercesi işkence gördü ve yok edildi. 
 
Şili'nin demokratik sosyalizmle olan cesur denemesi trajik bir sona vardı. İşçiler ve yoksullar için eylemlerini diriltmek ve seçkin güce karşı tekrar mücadele etmeye başlamak, yarısı diktatörlük sonrası hükumetler altında olmak üzere otuz beş yıldan fazla zaman alacaktı. Şili'nin Savaşı başarılı darbeye giden ayların hikayesini anlatır. 1975'te ilk bölümünün gösterimi yapıldığında, sadece Şili'nin dışında, liberal basının Allende yönetimine şüpheyle yaklaştığı ve ara sıra korkuyla ele aldığı ağırlıklı olarak Avrupa ve Kuzey Amerika'da gösterilebildi. Birçok Amerikalı izleyiciye göre Guzman'ın filmi, devlet kötü yönetiminin ve ekonomik çöküşün ana hikayesi tarafından belirsizleştirilen radikal sosyal dönüşüm sürecini ortaya koyan karşıt bir denge ağırlığıydı. 
 
Allende, Şili'nin halk kesimlerinin kabaran militanlığı ile karakterize edilmiş, tabandan gelen eşi benzeri görülmemiş öz-eylem dalgasının zirvesinde iktidara geldi. Komünist Parti(PC) öncüllüğünde Allende'nin en vefalı destekçi tabanı, işçiler devletten bağımsız güçlü sendikalar oluşturdular ve sınıf mücadelesini politik bir strateji olarak benimsediler. Köylüler, 1950'lerin sonlarında bağımsız olarak örgütlenmeye başlamışlardı ve Allende'den önce gelenler tarafından arazi reform politikasıyla teşvik edilerek tarımsal demokrasi için kavga etmeye başladılar. 
 
Bu arada, şehir merkezlerinde sadece birkaç iş fırsatı bulabilmek için gelişmemiş kırsal kesimi bırakmak zorunda kalan gecekondularda oturanlar, kayırmacılık diye nitelenen siyasi gelenek ile ilişkilerini kestiler ve doğrudan eyleme ve toprak işgallerine yöneldiler. Son olarak, 1967 okul reformu mücadelesi ile koşullandırılan, radikalleştirilen bir öğrenci hareketi, anti-kapitalist örgütler ve artan toplumsal eylemler için geniş bir destek tabakası sağladı. 
 
Bu güçler, Allende'nin başkanlık mücadelesinin yükselen eğilimi etrafında kenetlendiler. 1958'de hemen hemen kazanmanın ardından Allende'nin koalisyonu 1964'te iş dünyasının birleşik tek adaylığına karşı kaybetti. Altı yıl sonra elitlerin bölünmesiyle birlikte kontrol edilemez halkçı hareketlenme dalgası sonunda Komünist Parti ve Sosyalist Parti öncülüğünde Halkçı Birlik(UP) ittifakını iktidara getirdi.
 
Halkçı Birlik hükumeti iktidarının ilk yıllarında gelecek vaat eden başarıların tadını çıkardı. Yerli üretim 1971'de hızlanarak yaklaşık yüzde 9'luk bir GSYİH[Gayri Safi Yurt İçi Hasıla] büyümesine yol açtı. İşsizlik yüzde 7'den yüzde 3'ün altına düştü ve özellikle en düşük gelirli olanlar için ücretler önemli ölçüde arttı. Allende'nin toprak reformu programı - büyük, üretken olmayan toprak sahipliği üzerine yoğunlaşan yaygın saldırılarla birlikte - neredeyse rekor seviyede hasatlara ve fakirler için yeni yiyecek bolluğuna yol açtı.
 
O yılın Temmuz ayında Allende ülkenin en büyük madenlerinin kamulaştırılması için Kongre'den oy birliğiyle onay aldı ve genel devletleştirme planları engellendiği halde, çoğunluğunu ekonominin "hakim dorukları"nın temsil ettiği, "toplumsal üretim alanına" katılan büyük şirket sayısı 100'ün üzerine çıktı.
 
İşçi sınıfı ve halkçı kesimler Halkçı Birlik'in başarılarını ödüllendirdi. Mart 1971 yerel seçimlerinde Allende'nin koalisyonu çoğunluk talep etti. Merkez sağ Hristiyan Demokratik Parti'sinin(PDC) en soldaki üyeleri başkanla birleşti ve Komünistler ve Sosyalistler tek başlarına oyların beşte ikisini topladı.
 
1972 yılına gelindiğinde, elitlerin hükumeti zayıflatmak için bir araya gelmeleri nedeniyle Allende, dışardan gelen zorluklarla kuşatılmıştı. Ayrıca, Halkçı Birlik içerisindeki ve sola karşı radikal güçler kilit sorunlarda bölündüğü için içeride de muhalefetle karşı karşıya kaldı. Başkana yakın olanlar, siyasal istikrara ve kazanımların sağlamlaştırılmasına olanak veren Hristiyan Demokratlarla uzlaşıya varmayı savunurken, Sol Devrimci Hareket (MIR) gibi bazıları, toplumsal dönüşümlerin hızlandırılmasını ve iş dünyası muhalefettiyle kesin hesaplaşmayı ısrarla istediler.
 
O yılın ortalarında "Sosyalizme Giden Şili Yolları," yol ayrımına vardı - bir yol, seçimle ilgili ve kurumsallaşmış süreçleri takip etmeyi sürdürürken, diğeri ise harekete geçirilen işçi sınıfı güçlerinin iş yerlerinde ve sokaklarda konumlarını güçlendirdikleri sınıf mücadelesine doğru yöneldi. 
 
Guzman'ın filmi izleyiciyi derhal bu politik baskı ortamının içine sokuyor. Film, muhalefetin, işçi sınıfının önemli parçasını da içeren geniş bir çoğunluğun Allende'yi terk edeceklerini ve reformların derhal geri çekmenin ve hatta hükumeti bırakmanın zamanın geldiğini göstereceğini umduğu belirleyici 1973 parlamento seçimleriyle başlıyor. 
 
Mücadele sahnelerinde ve sokak röportajlarında gerginlik düpedüz hissedilebiliyor. Ayrıcalıklı olanlar, isterik bir şekilde "pis komünistleri" ihbar ederek otoriter hislerini zar zor perdelerler. Bu arada, örgütlü işçiler,  “que se mueran los momios,” ya da "mumyalara ölüm"(modalarının geçtiğini ve köhneleştiklerini yermeye yönelik, varlıklı kesim için kullanılan yaygın bir terim) arzulayarak Halkçı Birlik'in savunması ve sınıf bilinçlenmesi için çağrılarını vurgularlar.
 
Muhalefetin korkuya kapılmasıyla seçim çıkmaza girdi. Muhalefet koalisyonu basit oy çokluğunu kazanarak başarılı oldu ancak Allende'nin başkanlığına karşı yasal bir tehdit oluşturmak için gerekli olan yüzde 60'ı kazanamadı. Ancak ironik olarak, sonuçlarla ilgili kurumsal yenişememe belirleyici oldu. ABD destekli muhalefet, seçimde oyların çoğunluğunu kazanma beklentisi umduğu gibi çıkmadı ve yeni bir taktik benimsedi. Guzman'ın zekice naklettiği gibi: 
 
"Bu noktadan sonra, Beyaz Saray ve muhalefet, demokrasinin araçlarının kendileri için hiçbir faydası olmadığını anlarlar. Hükumet koalisyonu tarafından kazanılan oylar, Şili'de Kuzey Amerika hükumeti tarafından milyonlarca dolara yatırım yapılmasına rağmen sosyal değişim isteğinin azalmadığını gösterir.  Mart ayından sonra, "demokratik muhalefet" stratejisi, paradoksal olarak darbenin stratejisini oluşturacaktır."
 
Filmin sonu resmetmesi, öngörülebilir olsa da, radikaller için her şeye karşın paha biçilmez.
 
Uzlaşmaz bir muhalefetin devam eden reformlar için bütün parlamento yollarını tıkaması yüzünden Halkçı Birlik tabanının tek baş vuracağı doğrudan eylem, işçileri giderek artan bir şekilde partizan politik liderlerle anlaşmazlık içine sürükler. Bu arada, Allende ve Halkçı Birlik yetkilileri yasal reformları sürdürmeye devam eder, ancak pazarlık kozları -sınıf hareketlenmesi-  sağcı güçler için hükumetlerinin yasallığından şüphe etmelerine açık kapı bırakır. Bütün bunlar kaçınılmaz olarak şiddetli çatışmalara yol açar. Bu patlamaya hazır durum nasıl gelişti -ve sıradan Şililerin buna tepkisi ne oldu- Guzman'ın filminin konusudur.
 
 
EKONOMİK SABOTAJ
 
Resmi göreve başlar başlamaz Allende'nin Haklçı Birlik yönetimi, "Sosyalizme Giden Şili Yolu"nun özünü oluşturan bir ekonomik program olan "Vuskoviç Planı"nı takip etmeye başladı. Bu plan, Bu plan, Keynesyen pazar müdahalelerini, Şili bakır madenciliğinin ve diğer tekelleşmiş sanayilerin derhal ulusallaştırılması gibi güçlü yeniden dağıtım kanunları ile birleştirdi. 
 
Şili içerisinde bakır endüstrisinin "Şilileştirilmesi" yaygın destek gördü - aslında Allende'nin daha az radikal öncülleri, madenlerin imtiyaz sahipleri için kazançlı satın almalar da dahil olmak üzere aşamalı bir kamulaştırma prosedürü başlatarak bu sürece zaten başlamışlardı. Fakat reform adımları Allende ile hızlandı ve kısa bir süre sonra, yeni hükümetleri tarafından cesaretlendirilen ülkenin dört bir yanındaki işçiler, iş yerlerinin denetimini ele geçirdi ve kamulaştırma talebinde bulundu. Vuskovic Planı, seçkinler için çabucak kabul edilemez oldu.
 
Buna karşın Şilili egemen sınıf, Şili ekonomisini bozmak ve Allende'yi gözden düşürmek için aralıksız bir mücadele sürdürmeye başladılar, böylece sağcı bir müdahaleyi meşru kılmaya çalıştılar. Güçlü işveren dernekleri şeklinde örgütlenen ve Hıristiyan Demokratlar gibi muhalefet partilerine güçlü bir şekilde bağlı olan zengin Şililer, Allende'nin reformlarının baltalamak için ulusal ekonomilerini rehin tuttular. 
 
Bu istikrarı bozma girişimleri birçok şekil aldı. Bir taraftan iş dünyasının Şilili seçkinleri  daha çok muhafazakar işçiler arasında sıradan askerler stratejisi izledi. İşveren birliklerine bağlı olan sağcı sendikalarda etkisini hissettirerek ve AFL-CIO tarafından kurulan ve ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından finanse edilen Bağımsız İşçi Hareketi Amerikan Enstitüsü'nün katkılarıyla muhalif güçler, bir dizi yıkıcı nakliye grevi ve devlete ait bakır madeni olan El Teniente'deki bir grev de dahil olmak üzere bazı işçi eylemleri düzenleyebildi. Fakat Şili'nin Savaşı'nda ayrıntılarıyla gösterildiği gibi, hemen hemen her olayda hükumet yanlısı işçiler, işe devam etmekle fiziksel misilleme riskini alarak kesin olarak bu eylemlere karşı koydular.
 
Diğer taraftan Şilili seçkinler, ekonomiyi dize getirmek çabalarında yukarıdan aşağıya bir strateji izlediler. Hükumetin himayesinde fiyat kontrollerine ve ihracat kısıtlamalarına karşı çıkarak iş dünyasının güçlü baskı grupları, kaçınılmaz yiyecek kıtlığı ulusu sarsarken devasa miktarda temel besinleri sadece bozulmaları için gizlice depolayarak temel tüketici gereksinimlerini stoklamaya başladılar. 
 
Bu yaygın stoklamaya karşı tepki olarak bazı Şilili işçiler meseleyi kendi ellerine aldılar. İspanyolca kısaltması "JAPs" olarak bilinen Yerel Erzak ve Fiyatlar Konseyleri, gıda kıtlığına karşı istifçilerin üzerine bir halk saldırısına girişerek karşılık verdi. Yerel JAP'ler vasıtasıyla topluluk üyeleri, stok yaptığından şüphelenilen kişileri veya şirketleri tespit ettiler ve daha sonra birçok durumda, yasadışı olarak depolanan ürünlerini, devlet tarafından kontrol edilen uygun fiyatlarıyla satmak için zorla ellerinden aldılar.
 
JAP'ların başarılı örgütlenmesi, potansiyel olarak yıkıcı egemen sınıf saldırısına karşı radikal ve demokratik bir tepki, muazzam bir beceri idi. Şilili kapitalistler, Şilili işçiler arasında ektikleri bölme stratejilerinin aslında, geçici de olsa, onları ortak bir sınıf projesinde birleştirdiğini keşfederek korkuya kapıldılar.
 
Filmdeki unutulmaz bir sahnede, muhalefet milletvekili(ve gelecekteki Pinochet işbirlikçisi) Gustavo Lorca, yerel JAP'de etkili olan bir komşusunu sorguya çeker. Müsrif meclis konferans salonunda uygun düşmediği halde Lorca sıkıntılı bir şekilde şakalarına masaj yapmak için sonunda gözlüklerini çıkartarak giderek artan şekilde çileden çıktıkça JAP lideri örgütün amacını sakince açıkladı, "JAP bir araya gelen bölge sakinlerinin bir örgütüdür ve grup kararıyla, semtlerinde yeterli erzak olup olmadığını belirlemeye yetkisine sahiptir." Muhalefetten gelen yasal zorluklara rağmen Lorca'nın komşusu gibi topluluk liderleri Allende hükumetine olan inançlarıyla cesaretlendiler ve krizle karşılaştıklarında meseleleri kendi ellerine almak için yeterince emindiler.  
 
Bu arada, Washington'da Başkan Nixon, "Şili ekonomisine çığlık attırma" sözünü yerine getiriyordu. Allende Hükumetine yapılan tüm ABD yardımlarının sona erdirilmesi çağrısında bulundu ve ABD yetkililerine, Şili'ye uluslararası kredi akışını kesmek için uluslararası finansal kuruluşlarda hakim konumlarını kullanmaları talimatını verdi. 
 
Uluslararası baskıya paralel olarak çalışan muhalefet, tehlikeli bir seviyeye varan derecede Şili ekonomisini zayıflatmayı başardı. Sıradan işçilerden gelen etkileyici tepkilere rağmen egemen sınıfın stratejisi meyvelerini verdi - Vuskovic Planı etrafındaki çember, içeriden ve dışarıdan giderek daralıyordu.
 
Ekonomik krizin yoğunlaşması ve toplumsal kutuplaşmanın derinleşmesi Allende karşıtı kesimde bazı en gerici güçleri teşvik etti. JAP'ların büyüyen gücünün yanı sıra devam eden kamulaştıma ve fabrika devralmalar, hükumetin reformlarının yasal olmadığında ısrar eden parlamenter muhalefet hükumet karşıtı şiddete örtülü şekilde görmezden geldiği için sağcı terörizmin giderek artan sayıda aşırı eylemleri için gerekçeler olarak hizmet etmeye başladı.
 
Özellikle berbat bir örnekte, Hristiyan Demokratların karargahının içine gizlenmiş suikastçılar, bir işçiyi öldürerek ve altısını yaralayarak, Halkçı Birlik yanlısı gösterinin üzerine ateş açtılar. Göstericiler sürü gibi bir araya toplandığında binanın çatısı boyunca koşuşturan siluetler; ateş edildiği söylentisi; yürüyen öfkeli kalabalık içinden yaralıları tahliye etmeye çalışan ambulansların ciyak ciyak bağırması; sahne yürek parçalayıcıydı. 
 
1973 yılına gelindiğinde gerilimler, Allende'nin, şiddet uygulamama konusunda ikili bir taahhütte bulunma çabasıyla Hristiyan Demokratların ılımlı kanadıyla flört ederek, kayıtsız şartsız iç savaşı önlemek için hızlı bir girişimde bulunduğu bir seviyeye doğru hızla tırmanmıştı. Fakat artık çok geçti. Faşist Anavatan ve Özgürlük derneği ve ordudaki kilit kesimlerle ittifak kuran Hristiyan Demokratların sağ kanadı nüfuz ederek cüret içinde büyüyordu.
 
Allende'nin sınırlı uzlaşma girişimi engellendi ve 27 Temmuz'da hükümete sadık kalan birkaç askeri kişiden biri olan deniz subayı Arturo Araya Peeters, silahlı kuvvetlerin diğer liderleri tarafından öldürüldü. Komplo kuran subayların özenli elbiseleri içinde timsah gözyaşları dökmek için bir araya toplandıkları Peeter'nin cenazesinden kamera görüntüleri üzerinden bahsedersek, Guzman'ın anlatısı, son darbenin hazırlıklarına çoktan başlandığına açıkça dikkat çekiyor.
 
Bu şiddetli tırmanışlar - darbenin kendisi gibi - Halkçı Birlik hükumeti üzerinde Şili egemen sınıfı tarafından yürütülen ekonomik yıpratma savaşınca alttan desteklendi. Şili iş dünyasının seçkinleri, hükumeti boğan ekonomik bir çöküş imal ederken, yurttaşları üzerinde de bir tür zoraki kemer sıkma politikasını tek taraflı olarak uygulamak için yapısal güçlerinden yararlandılar.
 
Bunun Allende ve müttefikleri için yarattığı, aleyhine olan yapısal bir durumda sermayenin karşı saldırısına nasıl tepki vereceği stratejik ikilemi nihayetinde çözüm bulunamadan sonuçsuz kaldı. Fakat böylesi şiddetli şartlar içinde Şili deneyimi tarafından temsil edilen mücadele kısa süre içinde tüm dünyada demokratik sosyalist hareketler arasında yankı uyandırmaya başladı. 
 
 
İŞÇİ DEVLETİ VAADİ
 
Halkçı birlik programı en sonunda "tüm iktidarı ele geçirme ve sosyalizmi inşa etme" çağrısında bulundu. Allende ve müttefikleri için, hükumeti ele geçirmek, işçilere ve yoksullara doğrudan güç vererek ekonominin ve devletin temellerini değiştirerek, daha büyük bir hedefe doğru yolda atılmış önemli bir zaferdi.
 
Bununla birlikte, bu yüce hedefe rağmen, program mevcut kurumları bir işçi devletiyle değiştirmeyi istemedi. Ama yine de, belgeselde gösterildiği gibi, bazı Marxistlerin "ikili iktidar" kurumları olarak adlandırdığı gibi halk iktidarının radikal organları, iş dünyasının sabotajlarına ve muhalefet engellemelerine karşı pragmatik çözümler olarak Şili devletine paralel ortaya çıktı.
 
Cordones industriales ya da "endüstriyel bölgeler", Şili'de malların üretim ve dağıtımını durdurma çabalarına tepki olarak ortaya çıktı. Kamyon şoförleri grevi neredeyse Şili ekonomisini sakat bıraktığında, işçi kontrolündeki fabrikaların bu bölgesel ittifakı, sabotajcılardan gelen saldırıları püskürtürken üretimi ve dağıtımı bağımsız olarak örgütlediler. Böyle yaparak, endüstriyel bölgeler, concijos campesinos(atıl çiftlikleri kamulaştıran köylü konseyleri), yerli savunma birimleri, ve JAP'ler gibi diğer kendi kendini yöneten işçi kurumlarının oluşturduğu gruplarla birleşerek, ülkede doğrudan demokrasinin en gelecek vaaddeden kurumlarından biri haline geldiler. 
 
Ancak endüstriyel bölgeler ve diğer işçi kurumları egemen sınıf gücüyle çarpışırken bile aynı zamanda Allende'nin mütevazi çabalarıyla da çatıştılar. Devrimci sürecin yasallığını korumaya kendini son derece adayan Halkçı Birlik hükumeti, hükumet darbesinden ya da açık iç savaşın patlak vermesinden kaçınmak için yanlış yola saptırılmış çaba içinde halk tabanında radikal demokratik reformların temposunu yavaşlatmaya çalıştı. Nihayetinde bu hata ölümcül oldu - topluluklarının ve iş yerlerinin üzerinde doğrudan bir denetim yürüten silahlı halk tabanı, daha kapsamlı bir toplumsal dönüşüm hedefi için olduğu kadar, Allende yönetimi için de paha biçilmez bir savunma hattı olabilirdi. 
 
11 Eylül 1973'ten önceki hafta ve aylarda sıradan işçiler, bir tarafta sağcı muhalefetin varlıksal tehdidine karşı, diğer tarafta Halkçı Birlik yetkililerinin ılımlaştırma etkisine karşı iki cephede savaşmak için tekrar tekrar örgütlerinde bir araya geldiler.
 
Halk hareketlenme ve taleplerinin yürüyüşü Halkçı Birlik stratejisinin sınırlarından kurtulmuştu. Radikalleşmiş vatandaşların bu kitlesinin önderliğini takip etmek yerine Allende, seçkinler darbe etrafında birleştikleri zaman halk ordusunu boş vererek, onlara gem vurdu. 
 
Hikayenin geri kalanı çok iyi biliniyor. Taban hükumeti geride bıraktı ve hükumetin temkini nihayetinde felaket getiren yenilgiye tabanını mahkum etti. Darbecileri darmadağın edebilecek tek toplumsal güç silahsız ve desteksiz kaldı ve de sosyalist bir Şili rüyası La Moneda ile birlikte çöktü. Neyse ki, Guzman, bu hayati tartışmaları ve çekişmeleri belgelemek için kamerasıyla birlikte orada. Filmin üçüncü kısmı olan Halkın Gücü'nde Guzman hükumet yönetimi ve üretiminin alternatif yapılarının mümkün olduğuna dair ikna edici deliller sunar - ayrıca, sınırlı manada, hangi biçimleri alabileceklerini ve hangi zorluklarla karşılaşabileceklerini ortaya koyar. Bu kısım, belki de diğerlerinden daha fazla, işçi sınıfı radikalleri için hayati dersler vermektedir. 
 
İlk olarak, özgürleştirici ikili kurumların yukarıdan planlanmadığını, yasalaştırılmadığını ya da kurulmadığını gösterir. Bunlar, reformları savunmak ve genişletmek için pratik bir ihtiyaçtan kaynaklanmaktadır. Bir şablonu izlemekten ziyade Şilili işçiler, aniden gelen zorluklara göğüs germek ve 1972 sonbaharında potansiyel olarak yıkıcı olan kamyoncular grevi sırasında olduğu gibi seçkin güçlerin yeniden vergi koymasını önlemek için kendi tasarıları olan kurumları doğaçladılar. 
 
İkinci olarak (ve buna bağlı olarak), belgesel su götürmez şekilde, sıradan insanların karmaşık, önemli sonuçları olan kararların doğrudan ve demokratik olarak alınmasında çok daha fazla yeterliliği olduğunu gösterir. Çeşitli örgütsel biçimlerle deney yapılırken dahi işçiler ve yoksullar, politik ve ekonomik demokrasi, eşitlik ve sosyal adalet gibi temel öncelikli ilkelere nasıl en iyi şekilde katkıda bulunulacağı üzerine tartışmalar ile meşgul oluyorlardı. Bu tartışmaların siyasi seviyesi -konuşmacıların dilinin basit zerafeti ile birlikte - bugünün süslü akademisyenlerini kızdırmak için yeterlidir.
 
Üçüncü olarak Guzman'ın filmi, burjuva kurumlarının radikal reform diye zorla kabul ettirdiği bazı zorlamaları meydana çıkararak, Marxistlerin burjuva devlet diye adlandırdığı şeyin işleyişine bir bakış sunar.
 
Kısacası, Şili'nin Savaşı, muhteşem vaadiyle birlikte tüm simetrik olmamalarına ve öngörülmezliklerine anlık bir bakış sunan had safhasında sınıf mücadelesinin samimi bir portresidir. Radikallerin Patricio Guzmán'a muazzam bir borcu var. Onun olağanüstü filmi, daha iyi bir dünya için süren mücadelede kendi kafamızı karıştıran gerçekliğin kısıtlamaları içinde örgütlenmemiz için bize en önemli belgelerden birini sunmaya devam ediyor.
 
*www.jacobinmag.com adlı sitedeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.
 
 

FACEBOOK SAYFAMIZ