Özgürlük

CHE GUEVARA NEPAL'DE

 
 
DAVID SEDDON
 
 
Che Guevara aslında Nepal'i hiç ziyaret etmedi. Ancak onun mirası ülkeye damga vurdu.
 
 
Nepal, Bhaktapur'da İşçi ve Köylü Partisi'nin bürosunun dışında duran billboarddaki Che Guevara resmi. Juha Uitto / Flickr
 
Bir isyankar olarak geçirdiği uzun yıllar boyunca Che Guevara aslında Nepal'i hiç ziyaret etmedi. Ancak onun mirası ülkeye bir şekilde hala damgasını vuruyor.
 
Birkaç Nepalli devrimci lider, Guevara örneğinden doğrudan ilham aldıklarını iddia ediyor; ve içlerinden biri(Ram Raja Prasad Singh) anılarında gerçekten onunla(Birmanya'da[Myanmar]) karşılaştığını anımsıyor. Che Guevara, günümüz aktivistleri için can damarı bir referans olarak kalmaya devam ediyor. Che'nin devrimle ilgili fikirleri, ülkenin radikal geleneğinin içinden parlak bir şua gibi geçiyor.
 
C.K. Lal'in "savaşçı devrimci" olarak tanımladığı Nepalli politik bir aktivist olan Singh, 1936'da terai(ovalar) üzerindeki Saptari bölgesinde doğdu. O tarihlerde, Nepal ile Hindistan'ın Bihar eyaleti arasındaki sınır neredeyse mevcut değildi. Singh, Mahatma Gandi'nin destekçilerinin şiddetsiz protestolarında acımasız ve bazen kanlı baskılarla karşı karşıya kaldıkları 1940'lı yılların siyasi karışıklıklarında yetişti. 
 
Ram Raja Singh, çocukluğundan dikkate değer bir olayı anımsıyor: Hindistan'ı Terk Et Hareketi tarafından düzenlenen bir toplantı sırasında sınırın öbür yanındaki evlerinden ateşli silahla vurulmaya şahit olur. Protestocu öldüğünde, bazı muhalifler, "Şehitlik mertebesine erişti; o bir şehittir," diye bağırarak onun kanını alınlarına sürerler. Olay Singh'in hafızasında uzun yıllar canlı kalır. Anılarında, "Devrimci bir kanın nasıl kutsal olduğunun farkına vardım," diye yazar.
 
Ram Raja ayrıca, fiziksel gücünden, asabiyetinden ve korkusuz doğasından dolayı Jangali Babu olarak bilinen babası Jay Mangal Prasad singh'in Hanumananagar hapishanesine yapılan saldırıda oynadığı rolün altını çiziyor. 
 
Hintli sosyalist liderler Dr Ram Manohar Lohiya ve Jaya Prakash Narayan, kadrolarını silahlı mücadele için eğitirken Singh ailesinin evine sığınmışlardı. Nepalli yetkililer onları Hindistan'a iadeleri kararlaştırılıncaya kadar hapse attı.
 
Bir grup Nepal sempatizanı hapishaneye saldırdı, bütün tutsakları serbest bıraktı ve Lohiya ve Narayan'ın kaçmasına yardım etti. Ram Raja Singh babasının, arkadaş olduğu ve kurtardığı Hintli devrimciler hakkında herhangi bir ayrıntıyı açığa vurmayı reddettiği için tutuklandığını ve işkence gördüğünü hatırladı.
 
Jangali Babu Katmandu'daki Merkezi Hapishanede yaklaşık iki yıl kaldı. Hintli milliyetçi liderlerin ve Nepalli yöneticilerin, Hindistan'ın bağımsızlığının kaçınılmaz olduğu yönündeki artan baskısı, sonunda serbest bırakılmasına yol açtı. Babaları hapisteyken Ram Raja ve kardeşi, hala reşit olmasalar da gözaltına alındı, ancak ikisi de resmen tutuklanmadı veya suçlanmadı. 
 
Babasının serbest bırakılmasından sonra Ram Raja, Darbhanga'da yatılı okulda okumaya başladı ve örgüte asla katılmadığında ısrar etse de, Rashtriya Swayamsevak Sangh(RSS) adlı Hindu köktendinci gruba ilgi duydu. Bir RSS şefi olan Nathuram Gode, Gandi'ye suikast düzenlediğinde, bilinen tüm RSS sempatizanları yakalandı. Ram Raja, Nepal vatandaşlığı sayesinde hapishaneden kurtuldu. Daha sadece yeniyetme bir delikanlıydı.
 
Babası daha sonra Ram Raja'yı Banaras Hindu Üniversitesi'ne(BHU) gönderdi ve orada dört yıl İngiliz edebiyatı ve sosyal birimler okudu. Fakat genel greve katılımı sonrası okuldan atıldı. Aligarh Müslüman Üniversitesi de dahil olmak üzere diğer okulları denedi, ancak sonunda devrimci kariyerine başladığı ve diğer bir çok radikalle kaynaştığı Delhi Üniversitesi'nde karar kıldı.
 
Ram Raja, anılarında Clara adında bir Güney Amerikalı kızla olan dostluğunu hatırlıyor. Clara'nın kendisi ve arkadaşlarından bazıları 1961'de Burma[Myanmar] kıyılarında bir adada Guevara ile buluşması için görüşme ayarladığını öne sürüyor.
 
C.K. Lal'ın söylediği gibi, "toplantının gerçekleştiğini doğrulamanın hiçbir yolu yoktur. Eğer singh gerçekten Che ile tanıştıysa, onun iddia ettiği gibi, bunu yapabilecek tek Nepalli kendisidir." Ne olusa olsun, Lal ilave ediyor, "bu buluşmadan yaklaşık çeyrek yüzyıl sonra bile, Singh hala Che'nin karizmatik hatırası önünde heyecanlanıyor."
 
Diğer kaynaklar, Ram Raja'nın Che Guevara ile tanıştığını ancak ayrıntıların farklı olduğunu belirtti. Örneğin, "Nepal Devriminin Ardındaki Hint Özgürlük Savaşçıları," Ram Raja'nın Delhi Üniversitesi'nde okuduğu sırada bir araya geldiklerini ve Che'nin kendisine bir devrime başlamasını söylediğini bildirdi.
 
 
CHE'NİN DÜNYA TURU
 
Guevara'nın uluslararası gezilerinin detayları bu iki adam arasındaki görüşmeyi ne doğrulamakta ne de olanak dışı bırakmaktadır. Haziran 1959'da Castro Guevara'yı, çoğunlukla Bandung Paktı[Endenozya, Bandung'da düzenlenen Asya-Afrika Konferansı] ülkelerini ziyaret amacıyla üç aylık bir Afrika, Asya ve Avrupa gezisine gönderdi. Bu gezi, Guevara'nın bu bölgelerdeki radikal liderlerle ve potansiyel devrimcilerle iletişim kurmasına imkan sağlayacaktı.
 
Guevara, 12 Haziran 1959'da Havana'dan ayrıldı. Otuzuncu doğum gününü Madrid'de kutladı ve ardından Mısır'ı ziyaret ederek Başkan Nasır ve Brezilya cumhurbaşkanı Janio Quadro ile bir araya geldi. Daha sonra, 30 Haziran gecesi Palam üzerinden Delhi'ye uçtu. Hindistan'da iken Başbakan Jawaharlal Nehru ve diğer siyasi liderlerle bir araya geldi. Doğu Pakistan'a(şimdi Bangladeş) doğru devam etti ve daha sonra Endonezya ve Japonya'ya seyahat etmeden önce Burma'ya uğradı.
 
Che'nin Burma'ya yaptığı ziyaretin ayrıntıları mevcut değil. Muhtemelen, 1960'a kadar  görünüşte sosyalist bir geçici hükumete öncülük eden General Ne Win'le tanışacaktı, (Ne Win, U Nu'nun demokratik olarak seçilen hükümetini devirip 1962'de iktidara tekrar dönecekti.)
 
Jakarta'da Guevara, en son Endonezya devrimini tartışmak ve ülkeler arasında ticari ilişkiler kurmak için Başkan Sukarno ile bir araya geldi. Adamları çabucak bağladı. Sukarno, Guevara'nın enerjik ve gayri resmi yaklaşımına ilgi duydu ve devrimci ve antiemperyalist politikaları paylaştılar. 15-27 Temmuz tarihleri arasında Guevara, Küba'nın ticaret ilişkilerini daha da genişletme umuduyla Japonya ile müzakerelerde bulundu.
 
Che, dönüş yolculuğunda Singapur'u ziyaret etti ve Seylan'da(şimdiki Sri Lanka'da) durdu, ardından Afrika ve Avrupa'ya yaptığı ziyaretleri başlattı. Castro'nun sağlık sorunu hakkında söylentiler duyulmaya başlayınca, 8 Eylül'de Havana'ya döndü.
 
Fakat bu, Asya'daki seyahatlerinin sonu değildi. Gelecek Kasım ayında kendisi ve diğer uluslararası komünist delegeler Çin'de Başkan Mao ile bir araya geldi. İki saatlik bir konuşma sırasında, iki devrimcinin karşılıklı söyleşisi şöyleydi:
 
Başkan Mao: Geçen yıl birkaç Asya ülkesini ziyaret ettiniz mi?
 
Guevara: Hindistan, Siam [Tayland], Endonezya, Burma, Japonya ve Pakistan gibi birkaç ülke.
 
Mao: Çin hariç tüm büyük Asya ülkelerinde bulundunuz.
 
Guevara: İşte bu yüzden şimdi Çin'deyim.
 
Mao: Hoş geldiniz.
 
Che aynı yıl Çekoslovakya, Sovyetler Birliği, Kuzey Kore, Macaristan ve Doğu Almanya'yı da ziyaret etti. 17 Aralıkta Doğu Berlin'de bir ticaret anlaşması imzaladı. Orada daha sonra Tania olarak bilinen Tamara Bunke, Che'nin tercümanı olarak çalıştı. Yıllar sonra Bolivya'da onunla birlikte öldürüldü.
 
Ram Raja'nın kendisine görüştüğünü iddia ettiği 1961'de, Guevara'nın seyahatleri hakkında daha az ayrıntı var. Yılın ilk yarısında kesinlikle Küba'daydı çünkü biliyoruz ki o Nisan Domuzlar Körfezi Çıkarması[Domuzlar Körfezi Çıkarması, 1961 yılında ABD´nin desteğini arkasına alan sürgündeki Kübalıların, Fidel Castro rejimini yıkmak için gerçekleştirdikleri başarısız işgal girişimi. Adını, çıkarmanın yapıldığı körfez olan Playa Giron'dan almıştır] ile uğraşıyordu. Guevara asıl muharebeye katılmadı: Bin dört yüz Amerikan eğitimli sürgün Küba'nın güney sahillerine çıkarma yapmadan bir gün önce, denizcileri taşıyan bir savaş gemisi, Guevara'nın emrindeki askerlerin dikkatini çekmek için batıya sahte bir saldırı düzenledi. Ne olursa olsun, tarihçiler, silahlı kuvvetler adına talimat veren yönlendirici olarak gösterdiği çabalar sayesinde Küba'nın zaferi için ona övgüden bir pay verirler. 
 
Che'nin 1961'in ikinci yarısında Burma'yı ziyaret ettiğini hiç bir bağımsız bulgu göstermiyor. Yani, o zamana kadar, Küba'nın uluslararası yüzü oldu ve dünya çapında devrimci hareketlere yardım etmek için Küba deneyimlerini nasıl aktarabileceğini görmek için çok seyahat etti.
 
Daha önce Che'nin Kongo devrimcilere 1965'te nasıl yardım etmeye çalıştığını resmettim ve araştırmalarım sırasında, 1960'ların başında dünyanın diğer bölgelerinde Küba desteğinden yararlanacak sorunların belirlenmesi için önemli bir zaman harcadığını açıkça ortaya koydum.
 
Ram Raja'nın iddia ettiği gibi, 1961'de Burma'yı ziyaret etmiş olsaydı muhtemelen seçilmiş bir başbakan olan U Nu ile konuşacaktı. Ayrıca, diğer ülkelerden genç devrimcilerle de görüşebilirdi. 1959'daki ziyaretinden sonra, Burma'da kalıcı bir miras bıraktığından kesinlikle eminim.
 
Çoğu raporlar, ikonik bir Burma siyasi muhalifi olan Aung San Suu Kyi'nin Che Guevara'yı ilahlaştırdığını ortaya koyar. Kasım 2010'da ev tutuklamasından serbest bırakıldığında, partisinin genel merkezinde söylentilere bakılırsa, "Che Guevara'nın ve ülkenin İngiltere'den bağımsızlığını müzakere etmesine yardım eden bir Burma özgürlük savaşçısı olan babası Aung San'ın eski püskü posterleri" ön plana çıkarıldı. 
 
1980'lerin sonunda silahlı direniş hareketini harekete geçirmek isteyen  Burma Öğrenci Demokratik Cephesi(ABSDF) de Guevara gibi devrimcilerden ilham aldı.
 
Mirası bugüne dek sürüyor. 1988'de ordunun ülke çapında meydana gelen protestoları bastırması sonrasında ülkeden kaçmak zorunda kalan Burmalı muhalif Myat Thu'nun özgeçmişi, "Che Guevara ve Aung San Suu Kyi resimlerinin balkonlardan sarktığı," Thayland sınırı boyunca uzanan küçük bir şehir olan Mae Sot'ta işlettiği restoranı resmeder.
 
Bazıları Ram Raja'nın hikayesinin doğruluğuna ikna olmuşa benziyor. R. D. U. Lal, Ram Raja'nın "hukuk çalışmaları sırasında Burma'da Devrimci Lider Che Guevara ile tanışan Nepal'den gelen tek lider olduğunu ve bu görüşmede ondan cumhuriyetçi feyiz aldığına inanılır" diye yazdı. 
 
 
KENDİNİ ADAMIŞ DEVRİMCİLER GRUBU
 
Daha önce kendini Marxist olarak tanımlamakta tereddütlü davranmasına rağmen Guevara, Eylül 1960'daki Birinci Latin Amerika Kongresi'nde Küba'nın ideolojisini şu şekilde açıkladı: "Bunu Marxist olarak tanımlayacağı. Devrimimiz yöntemleri ile Marx'ın işaret ettiği yolları keşfetti." 
 
Daha sonraki açıklamalarda Guevara, "gerçekler o denli açık ki, insanların bilgisinin o kadar bir parçası ki, onları tartışmak artık yararsızdı," diyen Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi'ni yineledi. Bir kimse, fizikte 'Newtoncu' veya biyolojide 'Pasteurcü' olduğu  doğallıkta Marksist olabilmeli." 
 
Guevara'ya göre, Küba'nın "pratik devrimcileri" "bilim adamı Marx'ın öngördüğü yasaları basitçe yerine getirme"yi amaçladılar, aynı zamanda Che ahlaki bağlılık görevini de ciddiye aldı. C.K. Lal'ın sözleriyle:
 
"Che'nin formülasyonunda, devrimi gerçekleştirmek için ihtiyaç duyulan tek şey kendini adamış devrimci bir gruptu. Yaygın bir gerilla gücü, görevli hükumeti yenmek için yeterli bir düzeye o zaman yükseltilebilirdi. Geleneksel Marksistlerden farklı olarak, halkın tutumunun daha önemli olduğunu ve bir devrime başlamak için "özel savaş koşullarına" ihtiyaç olmadığını düşünüyordu. Sonuçta, yoksul ülkelerde gerilla savaşı için "taban alanı" olarak kırsal çok önemliydi."
 
Lal, "Çoğunun izi şu anda sürülemese de, Singh'in Che'nin bazı denemelerini Nepalce'ye çevirdiğini," bize söyledi. Ram Raja Singh'in Nepal Komünist Partisi(Maocu) ve onun Halk Savaşı'nın başlıca ideologlarından Babu Ram Bhattarai'ye, "her devrimin kendine özgü bir yaratıcılığı vardır" dediğini ayrıca hatırlıyor. "Hiçbir devrimci, diğerinin deneyimini taklit edemez. Her devrim kendine özgü olmalı. olmalı."
 
Hiç şüphe yok ki, Bhattarai ve diğer Maoist liderler, 1996'da Halk Savaşı'nı başlatmaya karar verdiklerinde bu öneriyi kalben aldılar. Fakat Ram Raja'nın Singh'in kendi devrimci kariyeri farklı bir şekil aldı.
 
 
DEMOKRASİ ADINA
 
Ram Raja, Delhi'de eğitimini tamamladıktan sonra Bihar Üniversitesi'nde hukuk okurken 1964'te Nepal'e geri döndü. Üç yıl sonra, meclis seçimlerinde ulusal mezunlar için ayrılan dört sandalyeden birine adaylığını koydu.
 
"Nepal'deki siyasi dönüşümün temsil, ikna, ajitasyon ve devrim süreci geçirmesi gerektiği" risalesi savını ana hatlarıyla ortaya koydu. "Devrimciler," "eski düzenin yok edilmesi"için hazırlıklı olmalıydı. Kıyamet görme vizyonu ile tutuklandı, seçim yasaklandı ve sedanlıkla suçlandı. Böyle bir gelecekle ilgili görüntü dikkate alınınca tutuklandı, seçimlerden men edildi ve isyana teşvikle suçlandı.
 
Hint düzenine olan ailevi bağları dolayısıyla ve mahkemeyi yalnızca devrimin teorik aşamalarını tartıştığına ve bu nedenle de suçsuz olduğuna ikna ederek serbest kalmayı garantiledi.
 
Savunması, askeri kanadı eğitmeye başlamak ve bir sabotaj harketi başlatmak için Afrika Ulusal Kongresi'nin(ANC) kararını savunduğu zaman 1963-64'te Rivonia Duruşması'nda üç saatlik konuşması boyunca Nelson Mandela'nın ortaya koyduğu savı hatırlatır. Mandela, siyasi faaliyet alanındaki artan kısıtlamaları göz önüne alarak, ANC'nin anayasal yöntemlere ve şiddet içermeyen muhalefete daha önceki güvenini terk etmeye karar verdiğini açıkladı.
 
1970'lerde Ram Raja ve partisi olan Nepal Kongresi Partisi (NCP), Nepal'de demokrasiyi inşa etmek için en iyi strateji konusunda sürtüşmeye başladı. Parti liderliği silahlı mücadeleye olan inancını kaybetmiş ve silahlarını Doğu Pakistan'daki isyancılara teslim etmişti. Tersine, Ram Raja ile birlikte NCP'deki pek çokları ve Nepal komünist hareketi, içeriden reform yapılmasının mümkün olmadığını düşünüyorlardı. Silaha sarılmaya karar verdiler.
 
1968'de Nepal Komünist Partisi (CPN) kurucusu Pushpa Lal, CPN (Pushpa Lal) olarak bilinen bir ayrı grup kurmak için ana gövdeden ayrıldı. Bu asıl bölünmeden daha fazla komünist gruplaşmalar çıktı. 1971'de CPN liderleri - Manmohan Adhikari, Shambhu Ram ve Mohan Bikram Singh - hapisten çıktılar ve Pushpa Lal'ın grubuyla birleşmeye çalışan Central Nucleus'u kurdular. Bu başarısız oldu ve Central Nucleus parçalandı.
 
Adhikari, Hindistan Komünist Partisi(Marksist) ile yakın ilişkiler geliştiren Nepal Komünist Partisi'ni(Manmohan) kurdu; M. B. Singh'in grubu Nepal Komünist Partisi (4. Kongre) olarak tanındı; diğer dağılmış gruplar, Nepal İşçi ve Köylüler Partisi, Nepal Komünist Partisi(Krishna Das), Nepal Komünist Partisi(Burma) ve Nepal Komünist Partisi(Manandhar) idi. 1975'te Pushpa Lal'ın grubu, Nepal Komünist Partisi(Marksist-Leninist) haline geldi.
Orijinal CPN, pek çok hizipten sadece birisiydi ve sonunda CPN(Amatya) adını aldı ve Sovyet yanlısı bir konum benimsedi. 
 
Ram Raja bir kere daha 1971'de ulusal meclis için diplomalı seçim adayı oldu. Demokratik olmayan "panchayat" sistemini[öz-yönetime dayanan siyasi yönetim şekli] sona erdirme çağrısında bulunduğu bir tasarının tanıtımını yaparak ateşli bir ülke turuna çıktı. Kışkırtıcı risalesi, "anlamını çok zor anlayan gençleri şiddetli öfkeye sürükledi," diye yazar C.K. Lal.
 
22 Ekim 1971'de Naya Sande haftalık dergisi, Ram Raja'nın Biratnagar'da yaptığı konuşmada, adayın "sınırların ötesine geçtiğini" yazarak "panchayat sistemi huzur içinde kaldırılmazsa...  Ağaçların yaprakları bombaya dönüşecek, çeltik taneleri mermi olacak," diye izleyicilere söylediğini bildirdi.
 
Onu hizmete ant içmesinden alıkoyan ve tutuklayan rejime karşı önemli bir bozguna damgasını vurarak yer edindi. Özel bir mahkeme onu suçlu bulduktan sonra, Kral Mahendra, Ram Raja'yı saraya çağırdı; bu, monarşinin muhalifleri ikna etmek için kullandığı bir yöntemdi. Kral Mahandra, ona mecliste yerini almasına imkan veren kraliyet affını bahşetti.
 
1975'te, bu sefer bir NCP aktivisti ve milletvekili olarak resmi görevle yeniden ülkeyi dolaştı. Uyandırıcı konuşmaları, rejimin ulus üzerindeki anti-demokratik kontrolunü kötüledi. Bir kez daha ulusal meclisten ihraç edildi ve tutuklandı. Gerçekten de, gelecek bir kaç yıl zamanının çoğunu hapise girip çıkmakla geçirdi.
 
1976'da Nepal Demokratik Cephesi'ni sol kanat bir siyasi hareket olarak kurdu; Parti, 1980 yılında panchayat sisteminin geleceğine karar vermek için Kral Birendra'ya referandum çağrısında bulunarak adını Çok Partili Demokratik Cephe olarak değiştirdi.
 
Oylamaya hazırlanmak için diğer önde gelen NCP aktivistleri hapisten tahliye edildi. Komünist partilerin tümü -bunlardan bazıları M.B. Singh'in liderliği altında CPN (Dördüncü Düzen) veya CPN(Masal) gibi- referandumu desteklemeyi reddetti, ancak referanduma katılmaya hazırlandı. Ram Raja'nın kendisi sadece çok partili demokrasi için değil aynı zamanda kurucu meclis için de çağrıda bulunmaya başladı. Bu arada, bir gerilla savaşı için omuz vermeye başladı.
 
 
RAM RAJA'NIN GERİLLA SAVAŞI
 
Ram Raja silah ve destek ararken, NCP'nin sol kanadından savaşçıları toplamaya başladı. Bihar'da çok sık uğranılan mekanında eğitim kampları kurmayı ve suikaste kurban gitmiş Bangladeşli başbakan Mujibur Rahman'ın yeğeni olan Tiger Siddiqui ve Tamil özgürlük savaşçılarına ulaşmayı denedi. Tüm bunlar sonuçsuz kaldı.
 
Böylece, Chambal'a gitti ve oradaki haydutlardan silahlar aldı. Birisi silahlardan ziyade patlayıcı kullanmasını önerdi ve bu tavsiyeye kulak verdi. Genç gerillalarını eğitmek için Nepal ordusundan eski bir askeri görevlendirdi.
 
K. Lal, "Singh ve onun gerillalar grubunun 1980 ve 1985 yılları arasında neler yaptıkları fazlaca bilinmiyor - Kuzey Hindistan'ın çeşitli yerlerinde silahlar ve patlayıcılar konusunda eğitildiklerini iddia ediyor," diye belirtir
 
Ne yapıyor olurlarsa olsun, 1985 yazında kendilerini harekete geçmeye hazır hissettiler. O Mayıs, NCP, komünist partilerin çoğu da dahil olmak üzere diğer sol görüşlü aktivistlerden destek alan bir sivil itaatsizlik eylemi çağrısında bulundu. Medya olayı fırtına kopacağının işareti olarak nitelendirdi. Daha sonra, 20 Haziran 1985'de, başkentte ve diğer şehirlerde bir dizi koordine edilmiş patlama Nepal'i şok etti.
 
Parlamento üyeleri de dahil olmak üzere en az sekiz kişi öldü. Katmandu'da patlamalar kraliyet sarayının yakınlarında, Hotel de l'Annapurna'da, başbakanlık ofisinde ve bir politikacının öldüğü ulusal meclis yakınlarında devam etti.  Annapurna Otel'de çalışan bir kişi de hayatını kaybetti.
 
Pokhara'da, Birgunj'taki başka bir kadınla birlikte bombalardan sorumlu kişi öldürüldü. Bhairahawa havaalanında, batıda Nepalganj ve Mahendranagar'da, doğudaki Janakpur, Biratnagar ve Jhapa'da bombalamalar devam etti.
 
Aynı şekilde, gerillalar patlayıcı maddeleri Annapurna Hotel'in çimlerinde gizlemişti, ancak birisi bilmeyerek onları lobiye yerleştirdi. Bir kez daha, ANC'nin eylemleriyle paralellikler dikkat çekiyor: Mandela, apartheid devletine karşı savaş yürütmek istediklerini ve kimseyi öldürmek gibi bir niyetleri olmadığını açıkladı.
 
Patlamalardan sonra yüzlerce kişi tutuklandı. Ram Raja Singh suçlandı ve gıyabında suçlu bulundu. O, kardeşi Laxman, Bisheshwar Mandal ve Prem Bahadur Vishwakarma'ya ölüm cezası verildi; diğerleri ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı ve birçoğunun mülklerine el kondu. Bu adlandırılmış liderler yeraltına girdiler, fakat beş kişi gözaltında kayboldu.
 
İlk görkemli saldırılardan sonra Ram Raja'nın teçhizatının arkası gelmedi. Nepal Kongresi sivil itaatsizlik çağrısını geri çekti, aynı zamanda patlamalar için sarayı suçladı. Başbakan Rajiv Gandhi, "bombalamalardan duydukları derin ve şok edici üzüntüsünü" açıkladı ve terörizme karşı güçlü duruşunu yineledi.
 
Singh Hindistan'da tutuklandı ancak devlet daha sonra onu gizlice bıraktı ve Patna'da sessizce yaşamasına izin verdi. 
 
Devrim neredeyse bir iz bırakmadan bir yıldan kısa sürede sona erdi. Ram Raja, 2008 yılında grubunun kararını açıklamaya çalıştı. Bomba saldırılarının, NCP'nin sivil itaatsizliğini artırmak için yapıldığını ve onları Hindistan'ı Terk Et Hareketi sırasındaki protesto gösterilerine destek olan silahlı devrimcilerin faaliyetleriyle karşılaştırdığını belirtti.
 
1990'da G.P. Koirala, çok partili demokratik düzenin ilk seçilmiş başbakanı oldu ve devlet Ram Raja hakkındaki tüm suçlamaları geri çekti. Hatta, 1994 ortasında yapılan seçimlerde NCP adayı olarak yerini aldı ancak kötü bir şekilde kaybetti ve emekliye ayrıldı.
 
 
MİRAS DEVAM EDİYOR
 
Yeni demokratik düzenin ilerici potansiyeli tarafından ikna edilemeyen Nepal'in çeşitli komünist partileri, 1990'ların başında devrimci dönüşümü teşvik edecek bir yol bulmak için mücadele ettiler. Keshar Jung Rayamaji'nin hizibi saray ile aynı hizaya geldi; bir diğeri CPN(Birleşik Marksist Leninist) adı altında bir koalisyon kurdu. Bu parti, geniş çapta UML olarak anılmaya başlandı ve kısaca 1994'te seçimlere katıldı, kısacası bir mevki sahibi oldu.
 
1985'te Maoistler, özellikle M. B. Singh'in CPN'si(Masal) iki ana gruba ayrıldı: CPN (Masal) ve yeni CPN (Mashal). Yeniden bölündü ve Prachanda ve Babu Ram Bhattarai'yi de içeren bir grup genç devrimci, amaçlarını gerçekleştirmek için silahlı mücadele çağrısında bulundu ve 1996'da Halk Savaşı'nı başlatan parti CPN'yi (Maoist) oluşturdu.
 
Halk Savaşına katılan eski bir Demokratik Cephe işçisi olan Ram Karki, Bhattarai ve eşi Hisilia Yami'yi de yanına alarak, o zamana kadar karanlık bir gizlilik içinde yaşayan Ram Raja ile görüştüler. C. K. Lal, "Singh, toplantı tarihini hatırlamıyor ancak Gyanendra'nın tahttan çıkmasından kısa bir süre sonra olduğuna inanıyor," ifadesini kullandı. Ram Raja daha sonra New Delhi'deki güvenli evinde Prachanda ile tanıştı.
 
Bu liderlerin Ram Raja ve Che Guevara ile paylaştıkları bir inanç nedeniyle kısmen silahlı direnişlerini başlatmaya karar verdikleri biraz şüpheli olabilir: "devrimi gerçekleştirmek için ihtiyaç duyulan şey, kararlı bir grup devrimciydi". 1996'da, çok az kişi şartları devrim için uygun görüyordu. Bununla birlikte, Bhattarai ve yoldaşları Halk Savaşı'nı başlattı ve 21. yüzyıla taşıdı.
 
Bhattarai kendisi, bir öğrenci iken, "daha önce hiç duymadığım biriyle ilgili küçük bir kitapla karşılaştım. . . Ve hayatımı allak bullak etti. Bu Che Guevara'nın biyografisiydi ve okuduktan sonra halkımın gerçek ekonomik ve sosyal özgürlük içinde yaşamasına yardımcı olmak için elimden gelen her şeyi yapmaya yemin ettim," diye iddia eder.
 
Che Guevara'nın Nepal devrimcileri üzerindeki etkisi devam ediyor. Aralık 2010'da, Maoist Nepal Ulusal Bağımsız Öğrenci Birlikleri - Devrimci (ANNISU-R), Manuel Abimael Guzman'ın oğlu ve Che Guevara'nın torununu on sekiz ülkeden Maoist öğrenci liderleri ile birlikte konferansına davet etti.
 
2015 yılında Ranjit Bhushan Prachanda'yı, "bir tür Asyalı Fidel Castro ya da Che Guevara, büyük komünist yer altı savaşçıları" birliğinin bir üyesi olarak nitelendirdi. Bhushan, Prachanda ile yaptığı "nadir röportaj" dediği şeyleri de aktardı. Bu konuşmada, Prachanda'ya kendini "Mao, Fidel Castro, Che Guevara ve diğerleri gibi devrimlere liderlik eden kahraman komünist liderler" arasında sayıp saymadığı soruldu. Prachanda şu cevabı verdi:
 
"Bir devrimin tekrar edilemeyeceğinin doğruluğu komünist hareket içinde ortaya kondu. Devrim, her ülkenin ve her ulusun kendi somut koşullarına göre sadece geliştirilebilir."
 
Lenin'in Sovyetler Birliği'nde başlattığı devrim tekrar edilemez, ne Çin'de Mao'nun, ne de Küba'da Castro ve Guevara'nın.  Başka bir deyişle - aslında, Che kelimeleri ile - "her devrim kendine özgü bir yaratımdır; hiçbir devrimci, diğerinin yaşadıklarını taklit edemez; her devrimci kendine özgü olmalıdır."
 
 
http://www.jacobinmag.com/ sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir. 

FACEBOOK SAYFAMIZ