Özgürlük

SAHTEKARIN EN İYİ DOSTU TAMAHKARDIR

Genellikle okunulan yazılar bir iki ana fikir etrafında oluşurlar. Bu yazıda dikat edileceği üzere her biri ayrı yazı ve tartışma konusu olabilecek bir çok görüş ve fikir vardır. Tüm bu konuların ortak noktası iki farklı dünya görüşünün daha iyi bilince çıkartılabilmesidir. Geçmişin devrimci ders ve deneyleri üzerinde yükselen bir teorik ideolojik ve bu doğrultuda devrimci eylemimizin birliğinin sağlana bilmesi mücadelesinde yolu açabilme çabası ve kaygısının ürünüdür. Bu bağlamda kulanılan dil ve konular kaba da olsa bir bilgi birikimi var sayılarak, dönemin zorunlulukları olarak ve anlayışınıza sığınarak kullanılmıştır.Bu sorunun daha dikkatli okunarak ya da tekrar ederek aşılacağını ve daha sağlıklı bir tartışma ortamını geliştirmeye katkısı olmasını dileriz. ‘’Çünkü dönem kabaca eskisi gibi var olan hedeflerin halka anlatılması dönemi değil, hedeflerin yeniden yerli yerine oturtulması güvenirliğinin sağlanması dönemidir. Cennetler yıkıldı cenneti yeryüzüne indirme zamanıdır.’’ mücadelenizde başarılar dileriz.

ÖZGÜRLÜK ÜRETİM VE YAYIN KOLEKTİFİ

 

SAHTEKARIN EN İYİ DOSTU TAMAHKARDIR 

 

‘’1971 ve 1980 darbelerinden sonra  sıkı yönetim mahkemeleri kurulmuştu. Ama savcı ve hakim karar verirken  en azından savcının topladığı o delillere bakarak karar veriyordu. Şu an yaşadığımız dönem ise tam bir dikta dönemidir. Hitler'in bir adalet müşaviri vardı. Şöyle seslenir hakimlere: 'Karar vermeden önce kendinize şunu sorun; benim yerimde Führer olsaydı nasıl karar verirdi?' Aynı oyun bugün Türkiye’de de oynanıyor.’’ (Kılıçdaroğlu, cnnturk.com)

 

İnsan hakları derneği başkanı Öztürk Türkdoğan, AHİM’in son yıllardaki kararlarının tartışmalı olduğunu, Türkiye’deki silahlı çatışmalarda sivillerin yaşamını kurtarmak adına yapılan başvurularda da aynı sürecin işlediğini söyledi. Şöyle devam etti, "Bu mahkeme kendi başına politik tutum sergileyemez. Avrupa mahkemesinin bize göre hukuka aykırı ve yanlı kararlarının sorgulanması gerekir. Yüz binden fazla insan medeni ölü haline gelmiş, Avrupa Parlamentosu iş yükünü bahane ediyor.  Avrupa Türkiye’yi düzelteceğine, Türkiye Avrupa’yı kendisine benzetmiş.’’  (İHD başkanı Öztürk Türkdoğan)

 

‘’Doğrusunu isterseniz ne yapacağımız konusunda benim de aklıma yeni bir fikir gelmiyor! Bu yüzden, şimdi belki tekrar da olsa, bir kere daha söyleyeceğim. Şimdi her düzeyde kendi içimizde ve toplumda dayanışmayı, birleşmeyi, biraradalığı, iyiliği, sevgiyi, örgütlülüğü, cesareti ve mücadeleyi çoğaltmaya ihtiyacımız var. Bu anlayışları halk içinde ilişkilerimizin ve mücadelemizin çimentosu yapabildiğimiz zaman geleceğe daha büyük bir umutla bakabiliriz.’’ (Oğuzhan Müftüoğlu)

 

‘’Çünkü, ÖDP şahsında emekçi sol hareketin önemli bir bölümü bu yürüyüş ve CHP’den beklentiye aşırı kapılarak adeta burjuvaziden ve faşizmin koltuk değneğinden bağımsız halklar hareketini geliştirerek demokratik bir gelecek kurabileceğimizi bu momentte yine unuttu. ............... CHP ile HDK/HDP’yi eşitleyen çizgisine son vermedikçe daha çok tarihsel beklenti/ hüsran çıkmazı yaşayacaktır.’’ (Yeni Özgür Politika 05.08.2017)

 

Doğru-Yanlış!? Haklı- Haksız!? Gerçek - Sahte!? Yalan veya algı, sanrı !?

 

Herkes işine geleni söylüyor. İşine geleni yapıyor.

 

Ya herro ya merro! Bunun için, tişörtte yazanın anlamı ya her(r)o ya merro idi. Yukarıda söylenenlerle kendi dünyalarında yükledikleri anlamlarla değil, kendi çelişki yumaklarının dışarısından çelişki yumağının bütünü ve hareket halini görmeye çabalayarak  ilgileneceğiz! Kimlik siyaseti, nesne olmaktan özne olmaya vb. derken ‘’SOL’’  Avrupa’daki gibi marka haline dönüştürülüyor. Bir yanda klasik güç ve onu elde etme mantığında olanlar, diğer yanda akıllı dizayn ve yan yana duranların markalaşarak ve marka kurumlarda birleştirilmesi var. Başka bir deyişle, toplumdaki sorunları bir araya getirerek ve örgütleyerek markalaşacağı beklentisiyle yapılan planlar, projeler, dizaynlar. Neoliberal global vb. dünyayla bütünleştirerek düşünüldüğünde  doğası gereği güçlü markalarda birleşeceği beklentisi. Yan yana duran ve bir türlü birlikte hareket edemeyen markaların ilişki anlayışı da konumlarına uygun yeni dünya görüşleriyle alışverişe dönüşmesi yaşanmaktadır. Teşbihte hata olmaz iş, ’’paran var mı paran? Sen ondan haber ver’’ şekline dönüşmüştür! Önüne koyduğu işin şeklini doğanın kanunu haline getirme hokus pokusu. Seçtiği düzlemi çelişkiler bütününün hareketiyle eşitlemek. Meseleyi algılayış yönteminin ve yaklaşış biçiminin neleri değiştirebildiğini görebilmek açısından. Niyetle siyaset yapılan yerde doğru devrimci tahlil ve değerlendirmelere ulaşabilmenin yolundaki engelleri bilince çıkarabilmek için sırayla gidelim.

  1. İyi niyetli bir yaklaşımla: Burjuva demokrasisini savunuyor! Daha burjuva demokratik bir işlerlik ve işleyişi istiyor. Kötü niyetle: Diktaya ve Tayyip'e karşı çıkayım derken sıkılmadan 12 Eylül diktasını savunuyor. En azından adalet ve yapılan işkenceler kanuna  daha uygundu diyor.
  2. AHİM’in uygulamalarındaki yanlışlığı dile getiriyor. Bizimkiler de kanunu biliyor! AHİM bize geldiğinde çifte standart yapıyor. Kötü niyetle yaklaşırsak: AHİM gibi burjuva kurumlardan adalet bekliyor. O zaman Tayyip, ’’siz kimsiniz ya!’’ derken doğru mu söylüyor? Yanlışı söyleyeyim derken Tayyipgilleri haklı çıkarıyor. İşine gelmeyince...
  3. Bilmiyorum mütevaziliği içinde yapmamız gerekeni ne güzel anlatmış. Birlik, dayanışma, sevgi, cesaret, örgüt ve bunları halka götürüp bir de çimentolaştırırsak ne güzel olur!? Daha ne diyecekti? Bizimkisi ne söylerse doğru söyler. Abimizden daha iyisini mi bileceğiz.  Kötü niyetle: Bu ne ya? Halk çıkarını senden benden daha iyi bilir. Geçmişte can güvenliğini ve birazcık olsa da konuşma hakkı verdin, ilk defa insan yerine konulup  en azından dinlenilme zevkini tattırdın. Ee şimdi ne veriyorsun? Bak bir çoğu işi veren, sorununu çözen CHP, HDP ve hatta AKP ye gitti. Bırak halkı, eski Yol’cular bile !!!
  4. CHP ya da düzenden aşırı beklentinin hüsran yaratacağını, kendi tarafımıza odaklanmanın doğru gücü geliştireceğini anlatıyor. Niyet değiştirirsek: AKP’le devletle masaya otururken ’’demokratik cumhuriyet-konfederalizm’’mi neydi, o kuruluyordu? Yapamadıklarını karşındakine söylemek neyi çözüyor?

 

Niyetin kemiği yok! Gerisi de gelir, uzar gider. Eğer her şey niyetle anlaşılacaksa! Doğru ve yanlış ne? Bu anlayışla da kendini ispat için yaptığın alıntıları yazanlar acaba senin anladığını mı yazmışlar? Ustalardan yaptığın alıntılar da dahil gerçekten senin algıladığın mı? Herkes işine geleni söylüyor. İşine geleni yapıyor. Tamahkarlık sahtekarlığın limanına yelken açmaya neden oluyor ve olabiliyor. İşte pragmatizm. En azından eğriye eğri, doğruya doğru diyebilecek, bize göre değişmeyen doğrularımız olduğunda analitik düşünceyi doğabilimsel doğru tahlillere geliştirme ihtimali de olacak. Reel sosyalizmin işçi sınıfının çıkarı diye abartıp bilimsel doğruları unutan bir insani çıkar savaşını doğru diye geliştirmesi olayın rayından çıkmasının da başlangıcı olmuştur. Daha da ileri gidip her şey işçi sınıfının ana vatanı ve onu korumak için noktasına vardırılmıştı. Gerçek ise toplumların yazılı kanunlarının yazılı olmayan kanunlara yenik düşmesiydi. İçinde yaşadığı doğaya kendi doğrularını dayatma noktasının gelebileceği yerlerden birisi de buydu.

 

*Demokratik merkeziyetçilik doğrudan demokrasi midir? Devletin geliştirildiği(sosyalizm) şartlarda doğrudan demokrasi olur mu? Otoriterliği tercih etmek yanlışın başlangıcı mıydı! Özgürlüğü, ademi merkeziyetçiliği tercih etmek mi gerekirdi?! Devrimci düşünce tümden gelimci mi? Tümevarımcı mı? Teori mi? Pratik mi? Ele alınan düzlemlerdeki karşıtlıklara hangi yönde ağırlık veriyorsun? Unutma ki senin bu aşama ya da düzlemdeki yön seçişinden bağımsız  çelişkilerin bileşkesinde bir gidiş yönü mevcuttur. Bu senin tercihlerinin dışında doğabilimsel doğrulara ilerleyiş zorunluluğudur. Devrimcinin görevi ise doğabilimsel tahliller ile doğruya gelişebilecek tüm yönleri geliştirme çabasıdır. Bu çelişkiler içerisindeki olguların doğru yönlerini geliştirebilme desteği yanlış yönlerini törpüleme mücadelesi olarak da ifade edilebilir. Şimdi bunu olayların olumlu yönlerini geliştirip yanlışlarını aşma çabası insanla ilgili ele alıp onların sadece iyi yönlerini görme çabası ve hümanizme indirgenebilir mi? Peki devrimci düşünce hümanist değil midir? Sınıf mücadelesinin sonucu gerçek anlamda insanın mutluluğuna ulaşılacağının bilincidir. Bu salt içinde yaşanılanın değil, doğabilimsel tahlil sonucu ağırlığını hangi yöne vermen gerektiğinin bilinmesidir. Bu bağlamda devrimcilik yukarıda soruların sentezi sonucu doğabilimsel gidiş yönünü hızlandırma ve devrim mücadelesidir. Gelişim hep doğabilimsel doğru yöne olmaz! Çelişkilerin bileşkesi yanlış yöne doğruda gelişebilir.  Gerici gelişim olur.

 

*Sol, cumhuriyetçi bu bağlamda laik midir? İdi! Yaşadığı ve deney birikimi olarak bilincine işlediği sonuçlarla temsili sistemlerden doğrudan sistemlere ilerlenmesi gerekliliğini bilince çıkardığı dönemde artık. Birileri kalkıp, geçmiş cumhuriyeti ‘‘savunmakta’’ ya da başka birileri  devletsizliği savunan bir düşüncede?! Devletin bir biçimini niye savunsun diye tartışma başlatırsan üstünlük cambazlıklarını başka yerde denemeleri gerektiğini anlatmak zorunda kalırsın. Değişik dönemler, şartlar ve mekan ve de zamanda, geçmişte bulunmasının mümkün olmamasını bırak, bilimsel bir yaklaşımın dışındaki gerçeklerde senin tahlilini bütünlüklü yapabilmek olduğunu anlatmalısın. Bir çelişki yumağında bütünün bir parçasına tüm gelişimin yükünü yüklemenin insani bir anomali olduğunu anlatmak zorundasın. Durumun özeti gelişimi tahlil değil kendini ispat ve kanıtlama.

 

 *Devrimci dünya görüşü düşüncenin önünü açma mücadelesinde şekillendiğinden engelenemez bir fırtına oluşturuyor. Bu fırtına olumlu yönde gelişmesi için bir denge unsurunda buluşmak gerekiyor. Bu günümüzde çoğunlukla, önder ve öncü parti şeklinde bileşkenin oluşması durumda ortaya çıkıyor. Genelde moral değerler ve güven, inançlar düzeyinde oluşuyor. Abilikten ustalığa liyakat sistemi yoldaşlanamadığından güveni sağlayamıyor! Bu  sarsılma bazen teorik nedenlerin de bulunmasını getiriyor! Bir denge unsurun sağlanamadığı ve yenilgi koşullarının olumsuzluklarıyla bütünleştiğinde, sorumlulukları ortadan kalkmış ‘’demokrasi isyanı’’  herkes istediğini söyleme ve haklılığını diretme kaotik ortamı oluşabiliyor. Herkes kahramanı olduğu hikayesini anlatıyor, dayatıyor. Bu nedenle yazılı olmayan kanunlarda adalet, güvenilirlilik, çözüm oluş vb. otadan kalktı mı, yazılı kanunlarla ağzınla kuş tutsan anlamsızlaşıyor.

 

*Demokrasi mücadelesi ve arayışı katı merkeziyetçiliğe karşı bir isyana dönüşerek kimseyi dinleyemez bir tahammülsüzlüğe gelişiyor. Gelişen güvensizlik ortamının etkilerini de taşıyarak kolektif çalışmaların önünde olumsuzluk, bir sen ben kavgası olarak dikilmeye başlıyor. Düşüncenin geliştirilmesi mücadelesi döneminde bir ben bilirim tavrına ve kaosa kolayca dönüşüyor. ‘’Ben böyle düşünüyorum’’ olgunluğuna bile ulaşamayan, söylediği gibi olma olduğu gibi söyleme noktasından uzak keskin bilmişlik çocukluk hastalığı olarak belirginleşiyor. Zaman olarak yaşayamadığı dönemler mekan ve şartlar için keskin lafızlar ve bozacının şahidi pozisyonunda geçmişten destek arayışı, onu rahat bırakıp öğrenmek yerine sürüp gidiyor. Marx, Lenin vb. de benim dediğimi demişlerdi, sükseli tavrında alıntılar. Mahir Atatürkçüydü gibi çocukça absürtlüklere ulaşan kendini tatminle koşar adımlarla ilerleniyor. "Ben böyle düşünüyorum"dan çıkmış yakıştırmalar geçmişin  gerçekliğinden çok uzak noktalarda. Bugünün ders ve deneyleri olarak da ele alınamıyor. Aslında anti-emperyalist yönünü geliştirme destekleriyle Rus devriminin önderleri de Atatürkçüydü!!! Olayın geliştirilmesi gereken yönü kendisi ile özdeş hale getirili veriyor.

 

‘’NE GEÇMİŞ ZAMAN MEKAN VE ŞARTLARDA YAŞADINIZ, NE GEÇMİŞTE BUGÜNÜ ARAMALISINIZ, NE DE GELECEK GEÇMİŞİN BİRE BİR TEKRARI VE İZAHI OLACAK...’’  Her şeyin bir zamanı var yazısı.

 

Osmanlıdan kalıcı genetiği, kendi düşüncesini yabancı düşünür süksesi, tasdiki ve kanıtı olmadan söyleyemiyor. Alıntısını yaptığı’’onayını’’ aldığını da şıracı konumuna sokuyor. Kendi düşüncesine kopleksi ve güvensizliği düşünce üretimine engel. Kendi düşünceni söylemekle başlamanın özne olmayı sağlamasını bırak, başkalarının aracılığında seni konuşmak yerine, seninle konuşmayı sağlar.

 

Benzer ikilemlere 12 Eylül sonrası da karşılaşıldı. Yaşanan yenilgi mi? Değil mi? Yenilmedik mi? Durum herkes açısından acı bir deney birikimi ve yenilgi olarak ortadayken ve buradan başlamak gerekirken en iyi yenilen kimdi savaşlarına dönüştü. Biz herkesten daha iyi yenildik savunmaları sonuçta herkes en iyi direnen en iyi savaşan ve ortalık yine kaos. Küçük balıklar birbirini yerken sistemin sigortasını da sağlarlar! Herkes birbirini tanıyor, tanımayanlar tanıyanlara zaten anlatıyor, işimize bakma zamanıdır. Dünya görüşü olarak eskinin tekrarından öte söyleyeceğin yoksa, kabaca devletçi cumhuriyetçi yukarıdan aşağı kurgulanmış devlet partisinin öncülüğünde - ki o parti gökten zembille işçi sınıfının tek öncüsü olarak inmiş-  kuracağın toplumdan, yapacağın devrimden ve mutlak doğrularından bahsediyorsan yoldan çekilme zamanıdır. Çünkü dönem kabaca eskisi gibi var olan hedeflerin halka anlatılması dönemi değil, hedeflerin yeniden yerli yerine oturtulması güvenirliğinin sağlanması dönemidir. Cennetler yıkıldı cenneti yeryüzüne indirme zamanıdır.

 

MADDİ VE SOSYAL KOŞULLARIN NASIL DEĞİŞTİRİLEBİLECEĞİNİ BİLMEDEN, İSYAN VE KAHRAMANLIK ABESLE İŞTİGALDİR.

 

Burada olayın tahliline anlaşma kültürü ve ekonomik doyum ve doyumsuzluk yani yaşanılan maddi ortamın etkileri de giriyor. Bazı "sosyalizmlerin" kırılmadan dökülmeden en azından şimdiye kadar devam görüntüsü anlaşma kültürünün de etkisiyledir. Bütün bu deney birikimlerinin sonucu düşüncenin geliştirilmesi hangi ortak payda da olacak devamlılığı nasıl sağlanacak sorunuyla karşı karşıyayız. Yukarıdan aşağıdan yatay dikey uzun ya da kısa denen yöntemlerin çözüm olamadığı ortadadır. Bunun gibi yatay denemelerle meclisler, komiteler, kolhozların vb. yöneten karar veren yetkili belirleyenler olamadıkları deneylerle ortaya çıkmıştır. Söylenenlerin pratikte hayat bulmaması bir savunma. Deneylerin sonuçları yaşamın kendisinde ortaya çıkmıştır. Maddi hayatı belirleyen üretici güçler ve yeniden üretimi. Bu bağlamda belirleyicilik doğabilimsel üretenlerin  genişler biçimde elinde olmalı. Bu bir doğru. Bunun gibi insanlar alemine odaklı çoğunluk çokluk güç iktidar vb. bileşkesinde buluşmanın sonuç olmadığı hayatın kendisinde ortadadır. 

 

Toplumların yazılı kanunları uzadıkça özgürlükleri kısıtlanır. Özgürlükle sorumlulukları, adaletle hakları, bireyle toplumu bir potada eritilen yani devletin ortadan kalktığı yerde gerçek özgürlükten bahsedilebilecektir. Bu aynı bağlamda yazılı kanunların yazılı olmayan toplumsal kanunlar karşısında küçülmesi daralması sonucu olacaktır. Bu bağlamda yol: Yazılı olmayan adaleti, hakları, yeteneğe göre üretilenlerin ihtiyaca göre paylaşımına birilerinin değil üretenlerin doğabilimleri doğrultusunda karar verdiği devrimleri gerçekleştirmektir. Yazılı olmayan kanunların oynadığı rolün değerlendirmesine gelirsek. Karın tok olan yerde eşitsizliklerin uçuruma dönüşmediği mekan ve koşullarda kavga yerine uyum gelişir. Açlık yokluk yoksunluk kavgayı getirir.

 

Örneğin sen, içerisinde yaşadığın koşullardan, yaşamadıklarının  kararını verdiğin Stalin’in kötülükleri ve diktatörlüğünden vb. bahsetsen de, orada yaşayanların itirafıdır, en büyük gelişim ve refah onun zamanında yaşanmıştır. Gerisi boş kubbede hoş seda. Daha yakından bir örnek Menderes dönemini devlet tarafından asılmasına rağmen hala ’’bolluk vardı’’ diyerek minnetle yad edenler azımsanamayacak kadar çoktur? Nereden geldiği ve bedeli sorulmadan cebe giren paraya bakılırsa bu doğrudur da. Tayip dönemi niye uzun sürmüştür diye sorduğunun cevabı da aynıdır. Lafın ötesinde bedeli sorulmadan cebe girenin bollaşmasıdır. Çıkan sorunların önemli bir bölümü bazılarının cebine girenlerle aradaki farkın açılması sonucu bu anlamdaki çıkar adaletinin bozulmasıdır.

 

Yaşanılan şartlar zaman ve mekanda belirlenen yanılsama ve zıtlıklar genelde ikilemler şeklinde karşına gelir sunulur. Bunların özündeki süreçleri göremeyen aşamalarla ilgili kendine doğrulara takılı kalanlar devrimci düşünceyi geliştiremezler ve değillerdir. Lakin bu yanılsamalarda tavır belirtmek gündelik yaşam olduğundan mesele daha da karmaşık hale gelir. Dikkatli biçimde doğruya gelişebilecek yönü belirtmek bile bizden - onlardan kamplaşmasına alet edilir. Dünya görüşü farkı doğruya gelişebilecek yönleri desteklemek ve geliştirebilmek mücadelesi ile doğru ve yanlış diye sunulanın bir yönünün doğruluğuna karar vermek şeklinde basit ve anlaşılır vaziyette karşımızdadır.

 

Özde gelişim yönünün olumluya ya da olumsuza doğru olması insanın doğadaki yerini belirler...

Herkesin bildiği senin de içinde olduğun bir olayı gelişimi herkesin kendi algısı ve algısının haklılığına dayalı anlatımlarını dinlediğinde ne tavır alırsın? Başlangıçta algıların yanıltabileceğini ortalarda algılarını gerçek sanmanın yanlışa götürdüğünü daha da ısrarla sürmesi durumunda gerçeklerin algılarla ilgili değil doğabilimsel tahlillerle ilgili olduğunu anlatırsın. Daha da devam ederse yanlıştan ne kadar çabuk uzaklaşırsan o kadar doğruya gelişme olanağı sağladığını görürsün. Daha da devam ederse saldırıya geçerse anladığı dilden savunmak ve cevap vermek durumunda olduğunu göz önün de bulundurduğunda, kendini bulma insanlar alemi gelişimi ile doğasal doğruya ulaşma mücadelesi arasındaki farkı daha iyi kavrarsın.

 

Doğanın son gelişmiş ürünü düşünen beynin gelişimi yönünde desteği ve mücadele apayrı bir düzlemdir. Sen dinlemezsin senin sorunun. Nükleer santrallerinin yanlışlığını hiçliğini gösterir. Hümanist değil, doğabilimsel doğruda gelişir. Toleransı düşünen beyni geliştirebildiğin yere kadardır.

 

*İnsanlar aleminde yaşama baktığında gelişim ve olaylar iki’’karşıt görüş’’ biçimiyle karşına geliyor. Algı operasyonuyla ve manipule olmuş şekilde. Bunlardan biri seçmek şeklinde yaşam doğru ya da yanlış anlamını kazanıyor. İlginç yönü mantık, akıl, fikir yürütme zıtlıkları ve kullanılan metodlar temelde hep idealist dünya görüşünden kaynaklanır. Genelde sürecin belirlenmesi yönünde tek etkisi güç ve güçlüden yana.  Hayat loto, toto, odsed gibi, bir oyun kazanan hep onlar. Senin oyununun ve kuralları beni ilgilendirmiyor dediğinde bütün büyü bozuluyor. Bu yanlış sorulmuş sorulara doğru cevap arama oyununu kabullenmediğinde başlangıç. Soruları doğru sorabilmek adımı takip ediyor. Haklılığı ileri sürülmeyen hiç bir fikir savunulamaz. İki tarafta haklı yönlerini ve karşının haksız yönlerini dillendirmekte. Arada üçüncü yol mu doğru? Bak gördün mü, bir soruda kendi yarattıkları dünyalarını kabullenmiş oldun! Farkında mısın?  Neden onların dünyalarıyla uğraşmak zorundayız? Bizim kendi oturacağımız sandalyemiz var. Önce birilerinin haklı yönlerini dile getirmen bile birilerinden olduğun yorumlamasına neden oluyor. 

 

Ceza evlerinde tek tip elbise anlayışı, diktatörlüğün kendine uygun tek tip insan yaratma  anlayışının sonucudur. Baskı yasak ve şiddetin   yaşanılan deneylerle sabitlenen en uygun yürürlüğe koyma yöntemi sadece iktidar tarafından zararlı görülen bir  kesime uygulanacağıyla başlamaktır! Sonrası diğer kesimleri de kaplayacak biçimde yaygınlaştırıldığında ve de adım adım genişletilmesiyle geriye baktığında karşı çıkacak kimsenin kalmadığı noktaya kadar gelmiş olmasıdır. Böyle bir gerici gelişimi başarmak mümkün müdür? Pragmatizmin dünya görüşü olduğu süreç, mekan ve şartlarda?! Çünkü pragmatizm her zaman karşıtı olacak çıkarına gelecek tarafı bulacak ve orada saf tutacaktır. Bu kimi zaman ulusun çıkarı, kimi zaman kendinden menkul uydurduğu ve inandım dediği sanrısının töresinin çıkarı, kimi zaman gurubunun, partisinin önderinin  çıkarı ve bekası vb. olacaktır. SAHTEKARIN EN İYİ DOSTU TAMAHKARDIR.

 

Şimdi tek tip elbise uygulaması RTÖ cüler tarafından FETÖ cülere uygulanmak üzere gündeme gelmiştir. Hayır şimdi iki dinci gurubun dünya malına doyamayıp birbirlerini bombalayıp yok etmeye kalkmasıyla bizim ne alakamız olabilir ?! Bu soruyu ya da olayın bütünlüğünü ve hareket halini dışlayıp iki karşıt yönden birini seçmeye indirgeyen ve bunu siyaset sanan dünya görüşünün sonucu SAHTEKARLIK ya da TAMAHKARLIKDIR. Diğer örneklemelere geçersek. Çelişki yumağı içerisinde bulunan çelişik yönlerden birini isteğe bağlı seçmek de demek olan bu seçmecilik, çelişkiler yumağının gidiş yönü ve diğer çelişkiler yumaklarının bütünlüğündeki hareket haliylede ilgili olmaya bilir. İsteklerine bağlıdır ! İdealist dünya görüşünün pragmatizm ve amprizm olarak paratiğe yansımasıdır. Kısacası çıkarlar neyi gerektiriyorsa tavrıdır. Örneğin, 12 Eylülde devrimcileri katleden işkencelerden geçiren faşistler general olup, ergenekon, balyoz vb. takibine uğradıklarında, yaptıklarının aynısına değilse de; bekası için ’’ölürüz! Besleyelim mi, öldürüyoruz !’’  dediklerini hatırlatıp, devletlerine karşı: Haksızlık, adalet,  kötü muamele ve yönetici vs. vs. inlemeleri karşısında bizler ne yapmalıydık?  Devrimcilik onların hayallerini bırak rüyalarında bile göremeyeceği bir bilimsel gerçeklik. Bu baskı ve uygulamalara karşı adalet herkese lazım deme erdemini göstermedi mi? Anladınız mı? Yok! Anlamanız için değil doğasal doğrulara ulaşabilmek mücadelesinde kesintisiz yolumuzda olduğumuz için söyledik. Çıkarlarımız için mücadelede olsaydık, çekilen acılar sonucu en azından bize ne diyemez miydik?

Sorun olmasının en büyük nedeni söylenenlerle yapılanların uyumsuzluğu. Bilinmeyene böyle inanıyorum başka, bunu ben böyle biliyor ve inanıyorum, inanmayanı da katlediyorum ruhsal rahatsızlığı sakatlığı başka.

 

 

 

 

 

İnsanların kendi inandıklarını gerçek yerine koyduğu nokta düşüncenin gelişiminin durdurulma çabasıdır. Ortaya çıktığı yerdir. İNANÇ! Gerçeklerle alakanın kesildiği yere konulan noktadır. Algıların gerçeklere ulaşma doğrultusuna geliştirilmesi mücadelesinin bittiği yerdir. Tartışmanın anlamsızlaştığı, bittiği yerdir. Hangisi doğru? Sorusuyla işin rengini iyice değiştirelim! İnanç meselesiyse bilgi ne işe yarıyor? Evrim var mı, yok mu insanın inançları karar veriyor. Müfredattan çıkarıyor. Güzel kardeşim sana soran mı var? Dünya dönüyor mu dönmüyor mu sen mi karar veriyorsun? Senin dışında zaten hayatın gerçeği olarak yoluna devam ediyor. Kaldı ki inançların bile evrimleşti! Dünya malı ve çıkarlar için bir birini bombalayan iktidar ve güç için canına kast eden ‘’mutasyon inançlar’’ gelişti...

Gelelim karşıtlıkların manipüle edilmesine ! Gerçeklik şu ki: Baskı görenlerin baskı uyguladığı bir sistemde,  düşman kardeşler haline gelen baskıcılarının algı operasyonları ve manipülasyonları yaşanmakta.

 

HERKES İŞİNE GELENİ SÖYLÜYOR, YAPIYOR, İŞTE PRAGMATİZM!

ZAM, ZULÜM, İŞKENCE, İŞTE FAŞİZM!

TEK YOL DEVRİM

 

Error: No articles to display

FACEBOOK SAYFAMIZ