Özgürlük

ÖZ, VAROLUŞTAN ÖNCE Mİ GELİR? - 2

MUTLAK RET VE MUTLAK TASDİK
 
Camus'un başkaldırı ile neyi kastettiğini gerçekten anlamak için onun ne olmadığını anlamak önemlidir. "Başkaldıran İnsan"da Camus, Marquis de Sade ve Friedrich Nietzsche'nin felsefesini açıklamak için biraz zaman harcar, böylece kendi başkaldırısının neden onların başkaldırı şekillerinin hiçbirini almadığını açıklayabilir. Unutmayın ki, Camus absürde karşı ayaklanıyor; insan halinin büyük sorunu olan insanlığın içine düştüğü saçma açmaza karşı. Sade, Camus'un mutlak ret olarak isimlendirdiği aracılığıyla bu duruma tepki verir(36).
 
Sade, kelimenin genel anlamıyla bir filozof olmamasına rağmen, Camus, Sade'nin edebiyatının beğenildiğini ve savlarıyla ilgili yapının sadece onun hislerinde bulunabileceğini yazar(36). Sade hakkındaki bu açıklama bir nebze ironiktir, çünkü aynı eleştiriler felsefe topluluğundaki bir çok kişi tarafından Camus'ya karşı dile getirilmiştir. Her neyse, Sade'nin saçmalığa verdiği cevap mutlak rettir, çünkü o sadece dünyaya karşı değildir, aynı zamanda kendine bile karşıdır(Camus 38). Sade kendini hiçbir anlam ve amaç taşımayan bir dünyada bulur ve anlam ifade eden tek şey "güç yasası"dır(Camus 41). Bu düşünce, Nietzsche'nin güç sağlama isteğine paralel görünüyor, ancak Sade'yi mutlak ret taraftarı yapan bir farklılık var; bu, onun nefretinin sadece doğa için değil, kendisi için de geçerli olmasıdır. Eğer Sade'ye kalsa, bütün evreni yok edecekti; kendisi de dahil. Sade kendisine, yaratılan her şeyden ve doğadan nefret ettiğini söyler ve bu her şeyin toptan reddi, Camus'un "kolektif intihar" dediği şeyle sonuçlanır(45).
 
Sade, başkaldırının en erken örneği olarak takdim edilen isyankar köleye nasıl yaklaşacaktı? Sade, köle sahibinin yaptığı şeylerin yanlış olduğunu ve köle isyanı hakkında doğal olarak anlamlı hiçbir şey olmadığını söylemenin hiç mümkün olmadığını düşünür. İkisi de isteklerini yapmak için güçlerini ileri sürerek güçlü bir şekilde davranmaya çalışırlar. Köle efendiyi yok etmek ister, çünkü onun davranış şeklinden nefret eder ya da çünkü kölelikten nefret eder ve efendi köleyi aşağılar. Bu karakterlerin her biri diğerini bu kavgada güç için öldürür, çünkü hangisinin düzgün bir şekilde hareket ettiğini söylemenin dış anlamı yoktur. Unutmayın, tek kural gücün yasasıdır, bu nedenle cinayet cinayetle öç alabilir. Efendi, birden köle yapılsa, köleliğin yanlış olduğunu iddia edemez. Camus, Sade'nin mutlak ret başlangıç noktasının nasıl bir mutlak tasdike dönüştüğünü not ediyor, çünkü şimdi yasak olan hiç bir şey yok (45), her şey şimdi müsaade edilir görünüyor.
 
Mutlak ret tartışması bizi her şeye izin verilen yer olan mutlak tasdike götürür. Camus'un, ret ve intihar hakkında duruşu nedeniyle bu konuda nerede durduğunu biliyoruz. Nietzsche, mutlak tasdikin neden savunulamaz olduğunu açıkladığı Hristiyalnlık üzerine acımasız saldırısıyla Sade'nin hemen ardından gelir. Nietzsche, aşırı duygusal bir ateistti, fakat Tanrı'nın var olmadığı için derinden endişeliydi. Nietzsche, Sade ile Tanrı olmadan ahlaki davranışın hiç bir temeli bulunmayacağı konusunda hem fikirdi, ancak Nietzsche, hiç bir şeyin yasaklanamayacağı, ayrıca hiç bir şeyin yetkili kılanamayacağı dünyada bunu düşünüyordu (Camus 71). Bu, Sade'nin baştan sona toplumda bir çok örneklerle anlaşılması kolay durumuna karşı kuvvetli bir savdır. Topluma neye izin verilmediğini açıklayan yasalar, dolayısı ile kabul edilebilir davranış türünü de açıklar. Hız sınırı saatte 75 mil ise, açıkça aracınızı saatte 75 mil hıza kadar bir hızda sürmeniz kabul edilebilir. Camus, Nietzsche'nin vurgusunun, özgürlüğün sadece yasaklanmış eylemler izin verilen eylemler ile birlikte tanımlandığı zaman var olabileceğini gösterdiğini söyler(71). 
 
Bu, Nietzcshe'nin neden mutlak tasdikin savunulamaz olduğu örneğini bulduğu daha iyi bir gelecek dünya umudu için bu dünyanın reddi ile birlikte Hristiyanlığın içindedir. Her şeye razı olan ve direnmeyen ama diğer yanağını çeviren köle ya da Hristiyan kendi acılarını kabul etmektedir. Nietzsche bunun, her ikisine de, köleliğe ya da ıstıraba razı olan köle ve efendinin "cinayeti ululama"(Camus 76) ortamını yarattığını gösterdiğine inanır. 
 
Camus'un Nietzsche'nin karşılığını sevmemesinin nedeni, Nietzche'nin dünyayı tam olarak olduğu gibi kabul etmeyi reddeden birini önemsememesidir(Camus 77). Nietzche'nin "amor fati" diye isimlendirdiği kader fikrini Nietzsche'nin sevdiği gayet iyi bilinir. Kader sevgisi konusunda ortaya çıkan önemli bir sorun, eğer şimdiki zamanda vuku bulan her şeyi kabul etmeleri halinde, insanlar nasıl kötülüğe iştirak etmeyeceklerdir(Ferry 195). Bu düşünce, Camus'un polis vahşetine karşı toplumsal protestolar ya da kölelik durumunda olduğu gibi bir grup insan ya da birey için sınırı aşan davranışa karşı başkaldırı fikrini büyük oranda baltalar. Şimdiye kadar olan tartışma, absürt durumun başlangıç noktasından nereye kadar gideceği hakkındaki diyaloğun ve çekişmenin büyük bölümünün değerler sorunu konusunda olduğunu göstermektedir.
 
 
BAŞKALDIRI YOLUYLA DEĞER TESİSİ
 
Sartre'nin "varoluş özden önce gelir" sözcüklerini dile getirdiğinde ve esasen varoluşçuluk adına meşhur sözü yarattığında tarih Ekim 1945'i gösteriyordu. Bu cümle genellikle insanların yaşamında kendi değerlerini yarattığı anlamına gelmektedir; çünkü bireysel eylemleri yönlendirecek vücudun dışında başka bir güç yoktur(Flynn 45). Şu ana kadar yapılan tartışmalardan sonra bir kimse, değerler sorununun varoluşçulukta ve özellikle de Camus'un absürde cevabında büyük bir rol oynadığını çıkarır. Sade'nin fikri, dış yol gösterici güç ya da tesis edilmiş bir ahlak kodu olmaksızın insanların sevdikleri herhangi bir şekilde hareket edecekleri çünkü hiç bir şeyin yasaklanamayacağı idi. Camus, mutlak reddin mutlak tasdike nasıl yol açtığını gösterdi, ancak Nietzsche bu sonuca karşı güçlü bir tartışma getirdi. Tamı tamına olan Camus'un absürde tepkisiydi; eğer Sade ya da Nietzsche ile uyumlu değilse, Camus değerin tesis edilmesini nerede ısrar ediyordu?
 
Absürde muhtemel yanıt olarak intihar fikri ile tuhaf şekilde Camus cinayet sorununa dikkatini verdi. Camus, rejimlerin suçlarını ve eylemlerini ve zamanının totalitarizmini "mantık suçları" (Royal 28) olarak adlandırdı, çünkü bunun insanlık haline karşı mantıklı bir cevaba dayandırılması lazımdı. Camus'un kişisel olarak aşina olduğu gibi insanlar bir tür ideolojinin arkasında bütün kalpleriyle durduklarında bu ideolojiler için ölmeye ve öldürmeye istekli oluyorlar. Camus şahsen Nazilere karşı isyana katılmıştı ve ezilen Cezayirli Müslümanların isyanının destekçisiydi. 
 
Camus insanlara karşı nefret ettiği eylemler gördü ve bu yüzden kişisel olarak aşağıladığı güçlere karşı başkaldıran eylemler gerçekleştirdi. Böyle yaparak Camus değerler hakkında demeç verdi ve de iddiada bulundu; ahlaksız ya da yanlış bir şeylerin olduğunu düşünüyordu. Camus, başkaldırının ayrıntılı analizi yoluyla absürdün karşısında bu değeri yaratabildi. Bu, "Başkaldıran İnsan"da meydana gelen başkaldırının analizidir.
 
Daha önce tartışılan kölenin ve efendinin durumu, Camus'un absürd bir dünyada değeri nasıl tesis ettiğinin daha ayrıntılı açıklaması olarak kullanılabilir. Camus, bir tür baskıya karşı insanlar bir sınır belirlediklerinde, tüm bireyler için yaygın olan bir onur hattı oluşturduklarını yazdı(281). Camus ayrıca, insanlar topluluğu ve köle efendiye karşı isyan ettiğinde sadece kendisi için değil fakat tüm insanlık için nasıl haykırdığını "Başkaldıran İnsan"da ayrıntılı olarak tekrar tekrar yazdı. Bu başkaldırma duygusu ve başkaldırı eylemi, kendilerine yanlış yapıldığını hisseden insanlarda oluşan duyguya dayanır. Camus'un sözleriyle, başkaldıran insan ayağa kalkar ve "tercih edilmeyen için tercih edilen şeye kafa tutar"(14). Bu, değerin tesisidir. 
 
Toplumsal protesto ve grup isyanı hakkında verilen örnekler, yalnızca bu isyan hissinin gerçek olduğunu değil, isyan ve insanlık içinde derin grup tanımlaması olduğunu göstermektedir. İnsanlar, kendileri baskının kurbanları olmasalar bile, başkaldıracaklar ve protesto edeceklerdir. Camus'un bu şekilde başkaldırı analizi, Camus'un insan doğasının ve özünün olduğunu ima ettiği izlemini veriyor ve bazı akademisyenlerin Camus'un tarih boyunca insanlık bağı kurma ihtiyacını yerine getirmek için bunu yaptığına inanıyorlar(Ehrmann 93).
 
Başkaldırı insanlık için değerler sistemi tesis eder, çünkü o Sade'nin toplam özgürlük fikrini inkar eder ve o Nietzche'nin bize yapabildiği gibi kadere dayanan kötü muameleyi kabul etmeyi reddeder. Camus, insanların var olduğu her yerde özgürlüğün sınırlı olduğunu yazdı çünkü o başkaldıraya karşı diğerlerinin gücü tarafından otomatik olarak sınırlandırılmıştır(284). Birisi büyük şehrin sokaklarına çıkıp köleler veya cinsel tacize uğramış insanlar almaya başlayamaz. Bu durumda suçlu belki bir kaç kurbanla başarıyı yakalayabilir, ancak açıkçası bu tür bir eylemde diğerlerinin başkaldırısını göze almalıdır. Bu tür bir duruma polisin tepkisi suçlunun bir tür temel özgürlüğüne karşı isyanın sadece örneği değildir, aynı zamanda açıkça insanların kendileri kurban olmasalar da bu tür fiillere karşı nasıl başkaldırdıklarını gösterir. İsyanın başlangıcından sonra kurbanın acı çekmesi paylaşılan bir tecrübe olarak gösterilir(Duran 367).
 
 
Camus'un, başkaldırının hayatta ve insanlıkta bazı değerler tesis ettiğine yalnızca inanmadığını, aynı zamanda cinayet ve yalan söyleme gibi hareket eden başkaldırı araçlarının ayrıca yanlış olması gerektiğine inandığını açıklamak da önemlidir. Bunun için muhakeme, eğer isyancı cinayet işlemeyi ve yalan söylemeyi kabul ederse, o zaman ters mantık yoluyla cinayet ve şiddet meşru kılınacak ve en başta başkaldırının gerekçeleri baltalanacaktır (Camus 285).
 
 
HOCHBERG'İN CAMUS ELEŞTİRİSİ
 
Profesör Herbert Hochberg sayısız kitap ve makale yazmıştır ve bir makalede, Camus'un saçmalık etiği ile ilgili gördüğü bazı sorunlara odaklanmaktadır. Öncelikle Hochberg, gerçek şu ki bireylerin ölümünü Camus'un absürd olarak gördüğünü, çünkü bu anlaşılabilir değil ve  ölümün insanların bildiği tek anlamlı varlığı yadsıdığını söylüyor(94). Bu Camus'un saçmalığının yanlış anlaşılmasıdır ve bu Camus'un bir diğer eseri olan "Sisifos Efsanesi"nde kolaylıkla gösterilebilir. Sisifos, günün sonunda aşağıya düşen dev kayayı sonsuza dek tepeye taşımak suretiyle sürekli yalan söyleme suçundan tanrılar tarafından cezalandırılan bir kraldı. Sisifos bu dev kayayı sonsuza dek her gün tepeye taşımaya mahkumdu ve gerçek şu ki bunu absürt yapan Sisifos'un ölümsüz olmasıdır. Eğer Sisifos insanlık gibi ölümlü olsaydı, o zaman yazgısı çok saçma olmazdı. Bu örnek, tek başına ölümün saçmalıkların kaynağı olmadığını gösteriyor çünkü ölüm, Sisifos'un başına gelebilecek en iyi şey olacaktı. 
 
Hochberg ayrıca, eğer evrensel insan özü doğruysa o zaman kölenin başkaldıramayacağını ve efendiyi öldüremeyeceğini ya da onu esir edemeyeceğini iddia eder(99). Camus "Başkaldıran İnsan"da cinayet ve özgürlük konularına hitaben epey bir zaman harcar ve bu alanda Hochberg'in eleştirisini bozmak için yeterli açıklama sağlar. Her şeyden önce, Camus'un sık sık filozoftan ziyade edebi bir figür olarak görüldüğünü belirtmek önemlidir. Camus hayatını yazarak kazanan biriydi ve bu yüzden eserini analiz ederken onun sözcük seçimi büyük öneme sahiptir.
 
Camus, "Başkaldıran İnsan" kitabı için gerekçesini ilk açıkladığında, saçmalık dünyasında bir "katilin" doğru ya da yanlış olmadığının göründüğünü belirtir(5). Camus, "Başkaldıran İnsan"da, genelinde "öldürmek" ve "cinayet işlemek" terimlerini stratejik olarak kullanıyor ve bunun tamamen kasıtlı olduğunu düşünmek makul. Camus Tanrı'nın insanlığı cezalandırmasını ve kabul etmemesini tartışırken, "öldürmek" ve "cinayet işlemek" kelimelerini kullanır (37). Tabii ki cinayet işleme, öldürme ve cinayet başka birinin hayatının gerekçeli alınması için kullanılabilecek terimler iken, birinin yasa dışı ve haksız yere öldürülmesini ima eder. Birisi, kanunda sıklıkla kullanılan, hatta akşam beş haberlerinde sıklıkla rastlanılan "gerekçeli cinayet" kavramıyla ilgili kolayca düşünebilir, fakat kimse "gerçekleştirilen haklı adam öldürme" ifadesini duymaz, çünkü tanımı gereği cinayet yasa dışı ve haksız birini öldürmedir(Merriam-Webster, n. pag.). Camus'un "Nihilistik Cinayet" (282) ve "Tarihi Cinayet" (286) başlıklı bölümler de dahil olmak üzere cinayet ve öldürme ifadelerini kullandığı farklı zamanlara örnekler var.
 
Hochberg, evrensel insan özü yüzünden başlayacak olan tüm başkaldırıyı baltalamadan kölenin efendiyi öldüremeyeceğini söylediğinde, Camus'un cinayet işleme ve öldürme arasında yaptığı önemli farka bakıyor. Camus, cinayetin bir isyan türü olarak kabul edilemez biçimde olduğunu açıklamaya çok zaman harcıyor, ancak cinayet işleme ile öldürme arasında Camus için gayet açık bir fark var. Camus'un değerin temeli ve bir tür ahlak olarak öne sürdüğü başkaldırı, bugün modern toplumumuzun yaptığı gibi, genelde öldürme üzerine değil, cinayet işleme üzerine yasak koyuyor. Eğer birisi, birisini köle yapma niyetiyle, sevilen birisine karşı fiziksel güç kullandıysa, toplum, bu davranışa karşı direncin, hatta köle patronluğuna özeneni öldürme noktasında, haklı olacağını söyleyecektir.
 
Bir ahlak için temel olarak Camus'un başkaldırısına karşı Hochberg iyi tartışma ortaya koyar, ancak onun eleştirilerinin bakış açılarının sadece birisi anlam ifade eder. Camus, hayatın sadece absürt olduğunu kastetmez, çünkü hayat nedeni anlaşılamayan ölümü içerir ve ayrıca o öldürme kavramını cinayet işleme kavramıyla aynı şekilde kullanmaz. Bu iki sözcük çok farklı şeyler anlamına gelir ve Camus seçtiği kelimelerle yaşamını sürdüren bir edebiyat adamıydı. Camus ayrıca, Nietzsche'nin "ruhu" ve Nietzsche'nin "görünür anlamı" arasında ayrım yaparken anlambilimine dikkat ettiğini de gösteriyor(76). Camus'un, diğer filozofların edebiyatının ruhu ve görünür anlamı arasındaki farkı açıklamak istediği gerçeği, onun edebi eserlerin mesajına ve sözcük seçimine dikkat eden bir adam olduğunu ortaya koymaktadır. Hochberg'in Camus'un saçmalık etiğine karşı en güçlü argümanı, Camus'un kurmak istediği insan özünü baltalayan argümandır.
 
 
BAŞKALDIRI İNSAN ÖZÜ GEREKTİRMEZ
 
Camus, "Başkaldıran İnsan"da asla ""insan özü" kelimelerini kullanmaz, ancak pek çok bilim adamı Camus'un başkaldırı etiğinin doğruluğunu ispatlamak için bir çeşit insan özü kurmak istediğini öne sürdü(Ehrmann 93). Camus'un absürde karşılık olarak ortak bir insanlık iddiası ortaya attığını reddetmek zor, ancak insan özü, eğer böyle söylenebilirse, Camus'un isyan etiğinin işlemesi için gerekli değildir. Öz, bir şeyin temel doğası anlamına gelir; Öz, bir şeyi varlık haline getiren şeydir (Merriam-Webster). Hatta akıllı olmayı insan özünün bir yönü olarak söylemek bile zordur, çünkü zihinsel özürlüler ya da komadakiler gibi akıl yürütme yeteneği olmayan insan örnekleri vardır.
 
Eğer insan özü olarak rasyonaliteyi kullanamazsak, absürt deneyiminin insan özünün bir yönü olduğunu söylememiz nasıl mümkün olabilir? "Başkaldıran İnsan" Camus'un arkadaşı Sartre ile arasını açmış olabilir, ancak Camus'un başkaldırısının bir davranış kuralları oluşturmak için başarılı bir yol olduğu doğru gibi görünmektedir ve Sartre'nin insanlık için varoluşun özden önce gelmesi de ayrıca doğrudur. Elbette ki bir şey Camus'a (Ehrmann 93) uyacak hiçbir etiketin bulunmamasıdır, çünkü o sadece yazdı bu yüzden başkaları yaşamak için kendi gerekçelerini bulabilir ve daha çok varoluşçu kabul edilebilmek için yapılabilecek çok şey yok. Sonuçta Camus'un varoluşçu olup olmadığı önemli değil, ancak Camus'un metafizik başkaldırısının araştırılması, kişisel olarak sevmediği bir etiket olmasına rağmen, onu varoluşçu olarak görmek için doğru sebepleri ortaya koyuyor.
 
Dünyadaki her hayvan bir çeşit saçmalıkla karşı karşıyadır ve bu, insanlığın tüm insan olmayan hayvanlarla etkileşime girmesi vasıtasıyla da açıktır. Ünlü Faydacı Yaklaşım filozoflarından John Stuart Mill, alt hayvanın tam mutluluğunu yaşayabilsek bile hiç bir insanın "alt" bir hayvana dönüşemeyeceği iddiasını ortaya atar(227).
İnsanlar genelde mutsuz hayatlar yaşarlar ve insanlığın kendisi mutsuz hayatları besleyen bir ortam yaratmıştır. Ancak insanlar yarı-mutlu insana karşılık tamamen mutlu bir domuz olarak yaşamayı da seçmezler Mill'e göre ve bu, çünkü insanlar daha az akıllı bir yaratık olarak yaşamda bir tür saçmalığı kabul ettikleri için böyledir. 
 
Cins veya türe bakılmaksızın her duygusal tecrübenin yaşadığı bir şey olabilir, ancak o absürdlüğün tezahürü de farklıdır. Absürtlük, yukarıda açıklanan çeşitli nedenlerle insanın özünü oluşturan şey değildir; bu, Camus'un başkaldırı etiği'nin bugün geçerli olmadığı anlamına da gelmez.
 
 
METAFİZİK BAŞKALDIRI BUGÜN GEÇERLİDİR
 
Camus, "varoluşçuluk" etiketinden hoşlanmadı ve belki varoluşçu değildi, ancak bu önemli değil. Camus, başkaldırının ahlaki davranış kurallarının kaynağı olarak kullanılmasının güçlü bir argümanını sunar. Camus, sınırsız özgürlüklerin başkalarındaki başkaldırı kapasitesiyle kontrol altında tutulduğu fikrini, Hobbesci(Thomas Hobbes-batı siyaset felsefesinin babası) bir tarzda neredeyse sunmaktadır. Camus, I. Dünya Savaşı'ndan dolayı babasını kaybetti; Camus, 2. Dünya Savaşı'nda Nazilere karşı bir asi olarak çalıştı ve aynı zamanda ezilen bir Cezayir için eşit muamele ve adalet aradı(Royal 26). Bazı insanlar, varoluşçuluk ve Camus gibi insanlar tarafından önerilen ahlakın, değerlerini aştığını iddia ettiler, ancak hakikatten bu kadar uzak olunamaz.
 
Moder günümüzde İsrail ve Gaza çatışmasını ya da Irak ve Suriye gibi yerlerde ılımlı Müslümanlar ve İslam Devleti arasındaki göreceli olarak yeni çatışmayı zihninizde canlandırın. Bu, Camus'un yaşadığı dönemde yaşanan çatışma türünün aynısıdır. Bu, bugün Ortadoğu ve Kuzey Afrika'nın pek çok yerinde görülebilen çatışma türüdür. Buna benzer çatışmalar içinde, insanların hayatlarında onaylamadıkları güçleri protesto etme ve isyan etme yeteneklerini fark etmeleri önemlidir. Ayağa kalkan ve kabul edilemez gördükleri davranışı belli eden bütün bu baskı gören insanların hayatlarında bir nokta var. Belirli grupların ideolojilerinin kurbanları olmayan dünya insanları, onlar adına başkaldırmak için yakın çatışmaya girenler adına isyan etmemeliler. Bu tür isyanların tümü Camus'un metafizik başkaldırısı ile uyumludur ve o kadar uzak olmayan geçmişimizdeki meseleler bize başkaldırının önemini hatırlatmaktadır. Bu sorunlar üçüncü dünya ülkelerinde de izole değildir; kadınların oy kullanma hakkı ve kölelik, başkaldırıya ihtiyacın süresinin geçmediğini bir hatırlatıcı olarak yakın Amerika geçmişinde tebliğ eden meselelerdir. Camus "Gerçek ustalık zamanın önyargılarını çiğnemektir"(300) diye yazdı ve bu asla liyakatini kaybetmeyecek bir derstir. Mesele ağaçlar adına ormanı görebilmeyi sürdürmektir.
 
*www.inquiriesjournal.com sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.
 
Referanslar
 
Academy of Ideas. “Introduction to Existentialism.” Video. Youtube.com. 2012. Retrieved 12 August 2014.
 
Aronson, Ronald. “Albert Camus.” Stanford Encyclopedia of Philosophy. (2011): n. pag. Web. 10 August 2014.
 
Camus, Albert. The Rebel. New York: Vintage International, 1956. Print.
 
Cooper, David. “Existentialism as a philosophical movement.” The Cambridge Companion to Existentialism. Ed. Steven Crowell. New York: Cambridge University Press, 2012. 27-49. Print.
 
Duran, Jane. “The Philosophical Camus.” Philosophical Forum. (2007): 365-372. Web. 12 August 2014.
 
Ehrmann, Jacques. “Camus and the Existential Adventure.” Yale French Studies 25. (1960): 93-97. Web. 12 August 2014.
 
Evans, Martin. “French Resistance and the Algerian War.” History Today 41.7 (1991): n. pag. Web. 20 August 2014.
 
Ferry, Luc. A Brief History of Thought: A Philosohpical Guide to Living. New York: HarperCollins, 2011. Print.
 
Flynn, Thomas. Existentialism: A Very Short Introduction. New York: Oxford University Press, 2006. Print.
 
Hochberg, Herbert. “Albert Camus and the Ethic of Absurdity.” Ethics 75.2 (1965): 87-102. Web. 15 August 2014.
 
Marino, Gordon. Basic Writings in Existentialism. New York: The Modern Library, 2004. Print.
 
Merriam-Webster. “Essence.” Web. 18 September 2014.
 
Merriam-Webster. “Murder.” Web. 18 September 2014.
 
Mill, John Stuart. “Utilitarianism.” Ethics: Classical Western Texts in Feminist and Multicultural Perspectives. Ed. James P. Sterba. New York: Oxford University Press, 2000. Print.
 
Royal, Robert. “Camus between God and Nothing.” First Things (2014): 25-30. Web. 15 August 2014.
 
Sartre, Jean Paul. Existentialism and Human Emotions. New York: Citadel Press, 1957. Print.
 
Solomon, Robert. “No Excuses: Existentialism and the Meaning of Life.” The Great Courses Series. Available at http://www.audible.com. 2013.
 
USA Today. “Michael Brown shooting in Ferguson, MO.” (9 August 2014): n. pag. Web. 20 August 2014.

 
 

 

FACEBOOK SAYFAMIZ

 

                                                           TWITTER SAYFAMIZ
                                                                                 ÖZGÜRLÜK @ozgurlukde