Özgürlük

FİNLANDİYA'NIN DEVRİMİ

 
 
ERIC BLANC
 
 
Unutulmuş Fin Devrimi,1917 Rusya olaylarından çok daha fazla bugün bizim için derslere belki de sahip.
 

Helsinki, Finlandiya, 1905 genel grevi sırasında kalabalıklar. Ulusal Eserler Kurulu, Baskı ve Fotoğraf Arşivleri
 
 
Geçen yüzyılda, 1917 devriminin tarihçeleri genellikle Petrograd ve Rus sosyalistlerine odaklanmıştı. Fakat Rus imparatorluğu ağırlıklı olarak Rus olmayanlardan oluşuyordu ve imparatorluk çevresindeki çalkantılar çoğu zaman merkezde olduğu kadar patlamaya hazırdı.
 
Çarlığın Şubat 1917'de devrilmesi, bütün Rusya'yı anında içine çeken devrimci dalgayı serbest bıraktı. Belki de bu ayaklanmaların en istisnai olanı, bir bilim adamının "20. yüzyılda Avrupa'nın en belirgin sınıf savaşı" olarak nitelendirdiği Fin Devrimidir.
 
 
FİN İSTİSNASI
 
Finler, çarlık yönetimi altında başka herhangi bir ulustan farklıydılar. 1809'da İsveç'ten ayrıldıktan sonra Finlandiya'nın resmi özerkliğine, siyasi özgürlüğüne ve sonunda kendi demokratik şekilde seçilmiş parlamentosu olmasına bile izin verildi. Çar, bu özerkliği sınırlamaya çalışsa da, Helsinki'deki siyasi yaşam Petrograd'dan çok daha fazla Berlin'i andırıyordu. 
 
Sosyalistlerin emperyal Rusya'nın her hangi bir yerinde yer altı partilerinde örgütlenmeye mecbur oldukları ve gizli polis tarafından peşlerine düşüldükleri zamanlarda, Fin Sosyal Demokrat Partisi(SDP) açık ve yasal olarak işliyordu. Alman Sosyal Demokrasisi gibi, 1899'dan sonraki Finler, kendi montaj salonları, çalışan kadın grupları, korolar ve spor ligleri ile büyük bir işçi sınıfı partisi ve yoğun bir sosyalist kültür inşa ettiler.
 
Siyasi açıdan Fin işçilerinin hareketi, işçileri sabırla eğitme ve örgütlemenin parlamento yönlü stratejisine bağlandı. Politikaları başlangıçta ılımlıydı: devrimin konuşulması nadirdi ve liberallerle işbirliği yaygındı.
 
Fakat SDP, I. Dünya Savaşı'ndan önceki yıllarda daha militan hale geldiğinden, Avrupa'nın yasal sosyalist kitle partileri arasında benzersizdi. Finlandiya Çarlık İmparatorluğunun bir parçası olmadığından, Fin Sosyal Demokrasisi, radikallerin parlamenter bütünleşme ve bürokratikleşme tarafından gitgide marjinalleştirildiği bir ortamda bir çok Batı Avrupa Sosyalist Partisine benzer şekilde bir ılımlı yol izleyerek evrimleşti.
 
Ancak Finlandiya'nın 1905 Devrimi'ne katılımı partiyi sola döndürdü. Kasım 1905 genel grevi sırasında bir Finlandiyalı sosyalist lider halkın kabarmasına hayret etti:
 
"Harika bir zaman diliminde yaşıyoruz ... Kölelik yükünü taşımak için mütevazı ve tatmin olan insanlar aniden boyunduruklarını attılar. Şimdiye kadar çam kabuğu yiyen gruplar, şimdi ekmek istiyorlar."
 
1905 Devriminin ardından, ılımlı sosyalist milletvekilleri, sendika liderleri ve memurları artık SDP içerisinde kendilerini azınlık buldu. Alman Marksist kuramcı Karl Kautsky tarafından ayrıntıyla donattılan yönelimi uygulama arayışı, 1906'dan itibaren partinin çoğuna keskin sınıf mücadelesi politikalarına odaklı yasal taktikleri ve parlamentoyu telkin etti. "Sınıf nefreti bir erdem olarak karşılandı", diye duyurdu bir parti yayın organı.
 
SDP'nin ilan ettiği yalnızca bağımsız bir emek hareketi, işçi çıkarlarını ilerletebilir; Finlandiya özerkliğini Rusya'ya karşı savunabilir ve genişletebilir ve tam bir siyasi demokrasi kazanabilir. Sosyalist bir devrim eninde sonunda günün vazifesi olacaktı, ancak o zamana kadar parti ihtiyatla gücünü büyütmeli ve egemen sınıfla her hangi bir erken çatışmadan sakınmalı idi. 
 
Devrimci sosyal demokrasinin bu stratejisi - militan mesajı ve yavaş fakat kararlı yöntemleri ile - Finlandiya'da olağanüstü başarılıydı. 1907 yılına gelindiğinde, yüz binden fazla işçi partiye katılmış ve bunu kişi başına düşen dünyanın en büyük sosyalist örgütü haline getirmiştir. Ve Temmuz 1916'da Fin Sosyal Demokrasisi, parlamentoda çoğunluğu kazanarak her hangi bir ülkedeki ilk sosyalist parti haline gelerek tarih yazdı. Ancak son yıllardaki Çarlık "Ruslaştırması" nedeniyle, bununla birlikte, Finlandiya'daki devlet gücünün çoğu şimdiye kadar Rus yönetiminin elindeydi. Sadece 1917'de SDP kapitalist bir ülkede parlamenter sosyalist çoğunluğu elde etmenin zorluklarıyla yüzleşti.
 
 
İLK AYLAR
 
Yakınlardaki Petrograd'daki Şubat ayaklanması haberleri Finlandiya'ya bir sürpriz olarak geldi. Ancak söylentiler doğrulandıktan sonra, bir görgü tanığının anlattığına göre, Helsinki'de konuşlanmış Rus askerleri yüksek rütbelilere karşı ayaklandılar:
 
"Sabahleyin askerler ve denizciler kızıl bayraklarla, bir kısmı tören alayı şeklinde Marsellaise'yi söyleyerek, bir kısmı ayrı kalabalıklar halinde kızıl kurdeleler ve kumaş parçaları dağıtarak sokaklarda yürüyorlardı. Mavi ceketli silahlı sıradan asker devriyeleri, kızıl sembolü göstermeyi reddettikleri ya da en ufak bir direnç gösterdikleri zaman yüksek rütbelileri vurup ve öylece yerde bırakarak zararsız hale getirmek için şehrin her yanını dolaşıyorlardı."
 
 
Rus yöneticileri kovuldular, Finlandiya'da konuşlanan Rus askerleri Petrograd Sovyetlerine olan bağlılıklarını ilan ettiler ve Fin polis gücü alttan yıkıldı. Muhafazakar yazar Henning Söderhjelm'in 1918 tarihli ilk elden gelen devrimin anlatımı-Finli seçkinlerin görüşlerinin değersiz ifadesi- devletin şiddet tekelinin kaybına yanıp yakıldı:
 
"Bu, polisi tamamen yok etmek için [Fin SDP]sinin açık politikasıydı. Devrimin başlangıcında Rus askerleri tarafından devreden çıkarılan polis gücü asla bir daha ortaya çıkmadı. 'İnsanlar' bu kuruma güven beslemiyordu ve onun yerine düzenin devamı için yerel kıtalar, İşçi Partisine mensup adamların olduğu 'milis' kıtalar kuruldu."
 
Eski yerel Rus yönetiminin yerine ne koyulacaktı? Bazı radikaller Kızıl Hükümete zorladılar, ancak azınlıktaydılar. İmparatorluğun geri kalanında olduğu gibi, Mart'ta Finlandiya "ulusal birlik" çağrısıyla süpürülüp temizlendi. Yeni Geçici Rus Hükumetten geniş özerklik kazanma umut eden SDP liderlerinin ılımlı kanadı partinin uzun süredir devam eden duruşuyla bağlarını kopardı ve Fin liberallerle koalisyon hükumetine katıldı. Çeşitli radikal sosyalistler bu hareketi bir "ihanet" ve SDP'nin Marxist ilkelerinin ciddi bir ihlali olarak ifşa ettiler - diğer kilit önemdeki liderler, bu nedenle, partideki bölünmeyi önlemek için hükumete girmeye razı oldular. 
 
Finlandiya'nın politik balayısı kısa sürdü. Yeni koalisyon hükumeti, Finlandiya'nın iş yerlerinde, sokaklarında ve kırsal bölgelerinde patlak veren eşi benzeri görülmemiş militanlık gibi sınıf mücadelesi ateşkesine çok çabuk kapıldı. Bazı Finlandiyalı sosyalistler çabalarını silahlı işçi milisleri oluşturma üzerine yoğunlaştırdı. Diğerleri grevleri, militan sendikalaşmayı ve işçi aktivizmini teşvik ettiler. Söderhjelm devingenliği şöyle anlatıyor: 
 
"Proletarya artık dilenmiyor ve yakarmıyor, fakat hak iddia ediyor ve talep ediyor. Çalışanın sahip olacağını hiç sanmazdım, ancak özellikle sertlik, 1917'de Finlandiya'da olduğu gibi güç ile kabarmış hissedilmedi."
 
Finlandiya'nın elitleri başlangıçta ılımlı sosyalistlerin koalisyon hükumetine girmelerinin SDP'yi sınıf mücadelesi çizgisinden düşürmek zorunda bırakacağını umut ettiler. Oysa Söderhjelm, bu umutların kesilmesinin yasını tuttu:
 
"Saf ayak takımı idaresi beklenmedik hızla gelişti... Her şeyden önce İşçi Partisi'nin taktikleri [suçlusuydu]... İşçi Partisi nitekim en resmi tutumunda belirgin bir itibarı yerine getirse de, usanmaz bir gayretle burjuvaziye karşı ajitasyon politikasını hala sürdürdü."
 
Müttefikleri olan işçi liderlerinin yanı sıra hükumette bulunan ılımlı sosyalistler halk ayaklanmasını söndürmeye çabalarken, partinin en solu ısrarla burjuvaziyle bozuşmaya çağırıyordu. Bu sosyalist kutuplar arasındaki dalgalanma, yeni yönetime sınırlı destek veren biçimsiz merkezi bir akıma kapılıyordu. Çoğu SDP liderleri genel olarak parlamento alanını önceliklendirmeye devam etseler de, çoğunluk alttan gelen kabarışı destekliyordu - ya da en azından razı oluyordu.
 
Direnişin beklenmedik bir biçimde artması karşısında Finlandiya burjuvazisi giderek daha savaşçı ve uzlaşmaz hale geldi. Tarihçi Maurice Carrez, Finlandiya üst sınıfının, "şeytanın vücut kazanması olarak gördüğü bir siyasi oluşumla iktidarı paylaşmayı" asla kabul etmediğini belirttir.
 
 
SINIF KUTUPLAŞMASI
 
Finlandiya koalisyon hükumetinin iç patlaması yaz mevsiminde başladı. Ağustos ayına gelindiğinde, imparatorluğun besin sağlaması çöktü ve açlık vesvesesi Finlandiyalı işçileri sardı. Gıda isyanları ayın başında patlak verdi ve SDP'nin Helsinki örgütü, krize hitap eden kararlı önlemler almayı reddeden hükumeti açıkça itham etti. SDP'nin sol baş teorisyeni olan, ertesi yıl Fin Komünist hareketini kurmaya çalışan, Otto Kuusinen, "Aç çalışan kitleler yakın zamanda koalisyon hükumetine olan tüm güvenlerini kaybettiler" diye ekledi.
 
Ulusal kurtuluş mücadelesinde sosyalist uzlaşmazlık sınıf kutuplaşmasını daha da tırmandırdı. Finlandiyalı sosyalistler, Rus hükumetinin ulusun iç yaşantısında devam eden müdahalesini sona erdirmek için çok uğraş verdiler. Bağımsızlığı kazanarak, hırslı siyasi ve sosyal reform programları yoluyla zorlayacakları parlamentonun çoğunluğunu - ve işçi milislerinin kontrolünü - kullanacaklarını umuyorlardı.
 
Bir sosyalist lider Temmuz ayında, "şimdiye kadar iki cephede savaşmak zorunda kaldık - kendi burjuvazimize karşı ve Rus hükumetine karşı Sınıf savaşımızın başarılı olması için, tüm gücümüzü tek bir cephede, kendi burjuvazimize karşı toplamak istiyorsak, bağımsızlığa ihtiyacımız var, çünkü Finlandiya zaten olgunlaşmış durumda" diye açıkladı.
 
Finlandiya'nın muhafazakarları ve liberalleri de kendi nedenleriyle Finlandiya özerkliğini güçlendirmek istiyorlardı. Fakat bu amaca ulaşmak için devrimci yöntemler aramaya istekli değillerdi - SDP'nin tam bağımsızlık çağrısına genellikle destek vermiyorlardı. 
 
Çatışma sonunda Temmuz ayında geldi. Finlandiya parlamentosunda sosyalist çoğunluk, tek taraflı olarak tam bir Finlandiya egemenliğini ilan eden sınır işareti valtalaki (İktidar Yasası) tasarısını önerdi. Temmuz'da onaylandı. Ancak Alexander Kerensky liderliğindeki Rus Geçici Hükumeti valtalaki geçerliliğini hemen reddetti ve kararı dikkate alınmazsa Finlandiya'yı işgal etmekle tehdit etti.  
 
Fin sosyalistleri valtaki'yi geri çekmeyi ya da vazgeçmeyi reddettiklerinde, Finlandiya'nın liberalleri ve muhafazakarları anı yakaladılar. SDP'yi izole etmek ve parlamentodaki çoğunluğuna son vermeyi umut ederek, Kerensky'nin demokratik olarak seçilen Finlandiya parlamentosunu dağıtma kararını alaycı bir şekilde desteklediler ve meşrulaştırdılar. Parlamento, sosyalist olmayanların çoğunluğu kazandığı yeni seçimlere gitti.
 
Finlandiya parlamentosunun dağılması belirleyici bir dönüm noktası oldu. Bu ana kadar, toplumsal kurtuluş için bir araç olarak kullanılabileceği umutları işçiler ve onların temsilcileri arasında yüksekti. 
Kuusinen bunu şöyle açıkladı:
 
"burjuvazimizin hiçbir ordusu yoktu, hatta güvenebileceği polis gücü bile yoktu...bu nedenle, parlamenter yasallığa sık sık başvurmak için her türlü neden görülüyordu, bu yüzden görünen, Sosyal Demokrasi bir zaferden diğerine koşuyordu."
 
 
Fakat artan sayıda işçi ve parti liderleri için parlamentonun onun kullanışlılığına göğüs gerdiği görünürlük kazanıyordu. 
 
Sosyalistler anti-demokratik darbeyi kınadılar ve burjuvaziyi, Finlandiya'nın ulusal haklarına ve kurumlarına karşı Rus Devleti ile tezgah hazırladığı için şiddetle azarladılar. SDP'ye göre, yeni parlamento seçimleri yasa dışıydı ve yaygın seçim dolandırıcılığı ile kazanılmıştı. Ağustos ayı ortasında parti bütün üyelerine hükumetten istifa etmelerini emretti. Daha önemlisi, Finlandiyalı sosyalistler gitgide, kendilerini bağımsızlık talepleri için onları destekleyen tek Rus partisi olan Bolşeviklerle ortaklık kurdular. Taraflar birbirlerine meydan okumuşlardı ve şimdiye dek barışçıl olan Finlandiya devrimci bir patlamaya doğru son sürat gidiyordu.
 
 
GÜÇ SAVAŞI
 
 
Ekim itibariyle, Rus İmparatorluğu genelinde yaşanan kriz kaynamaya başladı. Şehirlerdeki ve kırsaldaki Fin işçiler öfkeyle liderlerinin iktidarı ele geçirmelerini istediler. Şiddetli çatışmalar bir uçtan diğer uca Finlandiya boyunca kaynamaya başladı. Yine de SDP liderliği içinde çoğu kişi, işçi sınıfı daha iyi örgütlenene ve silahlanana kadar devrim anının geri çekilebileceğine inanmaya devam etti. Diğerleri parlamento alanını terk etmekten korkuyorlardı. Ekim ayının sonlarında sosyalist lider Kullervo Manner'ın sözlerinde:
 
"Devrimi çok uzun süre önleyemeyiz ... Barışçıl faaliyet değerindeki inanç kaybolur ve işçi sınıfı yalnızca kendi gücüne güvenmeye başlar ... Devrimin hızlı yaklaşımı konusunda yanılıyor olursak memnun olurum."
 
Bolşevikler, Ekim ayının sonlarında iktidara gelmesinin ardından, Finlandiya'nın bir sonraki sırada olacağı düşünülüyordu. Rus Geçici Hükumetinin askeri desteğinden yoksun bırakılan Finlandiya elitleri tehlikeli bir şekilde yalıtılmıştı. Finlandiya'da konuşlanan on binlerce rus askeri Bolşevikleri ve onların barış çağrısını genel olarak destekledi. "Bolşevizmin muzaffer dalgası bizim sosyalistlerin değirmenine su taşıyacak ve onlar kesinlikle onu döndürmeye başlayabilecekler" diyerek gözlemliyordu bir Fin liberal.
 
Petrograd'daki Bolşevikler ve SDP safları Finli sosyalist liderlere derhal iktidarı almaları için yalvardılar. Fakat parti liderliği kaçamak cevaplar verdi. Bolşevik hükumetin bir kaç günden fazla sürüp sürmeyeceği herkese göre belirsizdi. Ilımlı sosyalistler, barışcıl bir parlamento çözümü bulunabileceği umudunu korudular.  Bazı radikaller, iktidarı ele geçirmenin mümkün ve acilen gerekli olduğunu savundular. Çoğu lider bu iki seçenek arasında dolaştı.
 
Kuusinen partinin kararsızlığını bu kritik anda anımsadı: "Sınıf savaşı temelinde birleşmiş olan biz, Sosyal-Demokratlar, ilk önce bir tarafa sonra diğer tarafa savrulduk, ilk önce kuvetlice devrime yaslandık, sonra yeniden geri çekildik." Aşağıdan gelen cevap ezici oldu - aslında nispeten ihtiyatlı grev çağrısından daha da ileriye gitti.
 
Finlandiya durdu. Çeşitli şehirlerde yerel SDP örgütleri ve Kızıl Muhafızlar iktidarı ele geçirdiler, stratejik binaları işgal ettiler ve burjuva politikacıları tutukladılar.
 
 Bu ayaklanma örüntüsü yakında Helsinki'de tekrar edilecekmiş gibi görünüyordu. 16 Kasım'da  başkentteki Genel Grev Konseyi iktidarı ele geçirmeyi oyladı. Ancak ılımlı sendika ve sosyalist liderleri kararı kınadılar ve kuruldan istifa ettiler, konsey tam o gün geri çekildi. "Bu kadar geniş bir azınlık Konseye karşı olduğu için, işçilerin gücü ellerine almaları bu vesileyle başlamayabilir, ancak burjuvazi üzerindeki baskıyı arrtırmak için harekete geçilmeye devam edilecektir". Greve kısa süre sonra son verildi.
 
Finlandiyalı tarihçi Hannu Soikkanen, Kasım grevinin kaçırılmış büyük bir fırsat olduğunu vurguladı:
 
"Bunun, işçi örgütlerinin iktidarı ele geçirmeleri için en iyi an olduğunda birazcık şüphe olabilirdi. Alttan gelen baskı devasaydı ve savaşma arzusu en üst noktadaydı... Lakin sosyalistlerin akut çekincelerinin bir kaç istisnasıyla beraber, genel grev burjuvaziyi ikna etti. İç savaşın başlamasına kadar geçen süreyi kendilerini sağlam bir liderlik altında örgütlemek için kullandılar."
 
SDP'nin kitlesel harekete geçme yönündeki tereddütlerine dikkat çeken Anthony Upton, "Finlandiyalı devrimcilerin genel olarak tarihteki en sefil devrimciler" olduğunu savundu. Böyle bir iddianın Kasım'da sona eren hikayemizde tutar tarafı olabilir - ancak daha sonraki olaylar, Finlandiya'nın Sosyal Demokrasi'nin devrimci kalbinin en sonunda üstün geldiğini gösterdi. 
 
Genel grev sonrası hayal kırıklığına uğrayan işçiler gittikçe silahlanmanın yollarını arıyor ve doğrudan eyleme dönüşüyorlardı. Burjuvazi, "Beyaz Muhafızlar" denen militanlar oluşturarak ve Alman hükumetinin askeri desteğini alarak benzer şekilde iç savaşa hazırlanıyordu. 
 
Sosyal uyumun hızlıca parçalanmasına rağmen, bir çok sosyalist lider nafile parlamenter görüşmeler yapmaya devam ettiler. Yine de bu zaman SDP sol kanadın omurgasını sertleştirdi ve devrimci eylemde daha ileri bir gecikmenin felakete neden olacağını ilan etti. Aralık ayında ve Ocak başında uzun iç çarpışmalar serisinden geçerek radikaller en sonunda galip çıktılar.
 
Ocak'ta SDP'nin devrimci sözleri sonunda fiiliyata dönüştü. İsyanın başlangıcının işaretini vermek için parti liderleri 26 Ocak akşamında Helsinki İşçi Salonu kulesinde kırmızı fener yaktılar. Finlandiya'nın bütün büyük kentlerinde güç kazanmaya başladılar - tersine, kuzeydeki kırsal kesim üst sınıfın elinde kaldı. Finlandiya direnişçileri, devrimin gerekli olduğunu ilan eden tarihi bir bildiri yayınladılar, çünkü Finlandiyalı burjuvazi yabancı emperyalizmle birlikte işçilerin fethi ve demokrasisine karşı-devrimci bir "darbe" başlattı:
 
"Bu noktadan itibaren Finlandiya'daki devrimci güç işçi sınıfı ve örgütlerine aittir. ... Proleter devrim asil ve serttir... küstah düşmanlarına karşı sert, ama ezilenlere ve marjinalleştirilenlere yardım etmeye hazırdır."
 
Yeni kurulan Kızıl Hükumet ilk önce nispeten temkinli politik bir yol planı çizmesine rağmen, Finlandiya çabucak kanlı iç savaşa sürüklendi. İktidarı ele geçirmenin gecikmesi Fin işçi sınıfına pahalıya mal olmuştu çünkü Ocak itibariyle çoğu Rus birliği ülkesine dönmüştü. Burjuvazi, birliklerini Finlandiya ve Almanya'da kurmak için Kasım grevinden sonraki üç aydan yararlandı. Nihayetinde, yirmi yedi binden fazla Finli Kızıl savaşta hayatını kaybetti. Ve Nisan 1918'de sağ kanatın Fin Sosyalist İşçi Cumhuriyeti'ni ezdikten sonra, diğer bir sekiz bin sosyalist ve işçi toplama kamplarına atıldı.
 
Tarihçiler, Finlandiya devriminin daha önce başlamış olsa daha saldırgan bir siyasi ve askeri yaklaşımla zafere ulaşıp ulaşamayacağı konusunda bölünmüş durumdadır. Bazıları, nihai karar faktörünün Mart ve Nisan 1918'de Alman emperyalist askeri müdahalesi olduğunu savunur. Kuusinen benzer bir bilanço hazırladı:
 
"Alman emperyalizmi burjuvazinin ağlamalarına kulak verdi ve Sovyetler Birliği tarafından Finli Sosyal Demokratların ricası üzerine Finlandiya'ya bağışlanan yeni kazanılmış bağımsızlığı bütün bütün yutmaya hazır olarak açık açık söyledi. Burjuvazinin milli hassasiyeti en azından bu konuda ıstırap çekmedi ve yabancı bir emperyalizmin boyunduruğu, "memleket"leri işçilerin memleketine dönüşme noktasında göründüğünde, onlar için dehşet verici değildi. Köle gibi çalıştıranın onursuz konumu koruyabilmelerini sağladığı sürece tüm insanları Alman haydutlara feda etmeye can atıyorlardı."
 
 
ÇIKARILAN DERSLER 
 
Fin Devriminden ne anlıyoruz? En açıkçası, işçilerin devriminin yalnızca merkezi Rusya'da algılanan bir şey olmadığını gösteriyor. Barışçıl parlamenter Finlandiya da bile emekçiler, toplumsal kriz ve ulusal zulümden yalnızca bir sosyalist hükumetin bir çıkış yolu önerebileceğine giderek daha fazla inandılar. 
 
Ne de Bolşevikler işçileri iktidara yönlendirebilecek imparatorluktaki tek partiydi. Birçok yönden, Finlandiya SDP'nin deneyimi, Karl Kautsky tarafından savunulan devrimin geleneksel görüşünü teyit etmektedir: Sabırlı sınıf bilinci örgütlenmesi ve eğitimi yoluyla sosyalistler, yerleşik yasaları fesih etme hakkını takip eden, ki böylece sosyalist liderliğinde devrimi tutuşturan parlamentoda çoğunluğu kazandılar. 
 
Savunmacı parlamenter strateji adına Parti'nin tercihi onu kapitalist yönetimi alt üst etmekten sosyalizme doğru adım atmasını nihayetinde önleyemedi. Tersine, Kautsky'nin stratejisini uzun süre önce terk eden bürokratikleşmiş Alman Sosyal Demokrasisi aktif olarak 1918-1919'da kapitalist yönetime destek çıktı ve onu alt üst etmek için şiddetle param parça olmuş çaba sarf etti. Yine de Finlandiya sadece güçlü yönler değil, aynı zamanda devrimci sosyal demokrasinin potansiyel sınırlamalarını da gösterdi: parlamenter arenayı terk etme tereddüdü; kitlesel eylemi küçümseme; ve parti birliği adına ılımlı sosyalistlere meyletme.
 
*www.jacobinmag.com sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.

FACEBOOK SAYFAMIZ