Özgürlük

HOKKABAZLA MADRABAZ !

 

Şapkadan tavşan çıkarma hokkabazlığı, kendi sistemini dayatma madrabazlığına dönüştü. Peki, oyun bitti mi? Evet, artık hokkabazın yapacak bir numarası kalmadı! İnsanların şapkadan tavşan çıkarmayı seyretmeye tahammülü kalmadı. Buna rağmen, bazıları yeni oyunlar oynama peşinde. Yeniden yazılacak ve yenisi sahnelenecek oyunlar hiç şüphesiz ki. Ancak, artık hiç bir şey eskisi gibi olamayacak. Üstelik sadece şaibeli bir referandumun usulsüzlükleri değil, meşruluğunu yitirmiş bir iktidarın TOPAL ÖRDEK durumu da ortaya çıktı. Üstelik öyle atıp tutarak, boş teneke sesleriyle korkutulacak kimse de pek kalmadı. Ekonomi dibe vurdu. Satacak çok bir şey de kalmadı. Güvenilen ’’Arab'ın’’ parası? O da Amerika’nın kontrolünde! Aslında şu anda işleri bitik bir durumda can çekişiyorlar!? Can havliyle de içeridekileri baskı ve zulümle susturmak en iyi yaptıkları iş. Diğer bir deyişle, faşizm.

 

Her şey iyi güzel de, resmen "Hayır" çıksaydı, istifa mı edeceklerdi? Bu kadar zor ve madrabazlıkla çıkarabildikleri "Evet"le değiştirilmek istenilen kapsama uymuyor. Görüntü ve öz ile ortaya çıkan gayrı meşru durum birbirine uymadı! Her şey ortaya döküldü. Kanunsuzlukları bir yana bırakın meşruluğunu yitirmiş bir referandumla ve bu oy oranıyla, bu kanunlarla değiştirilmek istenen sistemin yürümesi mümkün değil. Aklı selimi olan anlar da, pişkinlik bunların mayasında var.

 

Zaten yasal olmayan koşullarda yapılan referandumun resmi olmayan şaibeli sonuçları, yavuz hırsız tavrıyla, "resmi" ağızdan ilan edilmeye başlandı. "Atı alan Üsküdar'ı geçti!’’ ve bunun gibi "iktidarın" her kesiminden gelen, ardı arkası kesilmeyen, argosu bol sokak ağzı açıklamalar. Kanun, meşruluk, geçerlilik, hak, adalet vb. kavramlar hak getire! Her zamanki pişkinlik. Boş teneke sesleri. Neden mi? Gayet açık;

 

*Büyük şehirlerde bu oy oranıyla kaybedenin ülke genelinde seçim kazanması dünyada görülmüş bir olay değil.

 

*Oyun oynanırken kural değiştirmek demek olan mühürsüz oyların kabulü, üstelik yurt dışı oylarda kabul edilmemişken, kanunsuzdur.

 

*Mühürsüz oy sayısı, 2,5 milyon oy, geçerli sayılırken; geçersiz sayılan oylar 1 milyon. Nasıl oluyor?(Geçersiz "Evet"ler geçerli; geçersiz "Hayır"lar geçersiz mi?)

 

*Hapishanelerde yer kalmamış, OHAL ile seçime gidiliyor ve buna rağmen "HAYIR" açık ara kazanıyor. Referandumdan "Hayır" çıkmışken oylar "ortadan ikiye ayrıldı" demek bile madrabaza hokkabaz demektir.

 

*İmzaladığın uluslar arası kanunların ihlali ve kendi koyduğun kanunların ihlali. Kendi koydukları kanunlar bile işlerini yaramayınca kolayca çiğneniyor.

 

"Bir bak! Referandum hangi şartlar altında yapılmakta. Devletin bütün imkanları iktidar partisi için seferber edilmekte, muhalif aykırı her ses susturulmak üzere baskı altında ya da hapiste. Parlamentoda bile millet vekilleri gözaltında, SEÇSİS sistemiyle sayılan oyların doğruluğu şüpheli, OHAL işte bu hal! Yetmedi, kendi memleketleri sanıp Avrupa’ya sardılar. Bu korku ve telaş niye? Evet çıkacağından eminsen bu ne? Üstelik "Hayır"cıların kazanabilme olanakları tamamen kısıtlanmış bir ortamda referandum yapmak isteniyor iken. Bunu kendilerine göre "haklı" nedenlerle yapmak istemeleri yetmiyor olacak ki, kendi dünyalarında tanrılarını karıştırıp vahiy geldi sanıyorlar. Mazlumdu zalim oldu. Hayaldi kabus oldu. "Ak"tı kara oldu. Bu şartlar altında bile "Hayır" çıkarsa anında istifa etmeliler. Ederler mi? Hayır. Bu dünya malı ve mevki hırsıyla etmezler. Gözlerini toprak doyuracak. Bu şartlar altında yapılan kanunsuz oylama baştan ilan ediyoruz, geçersizdir. Yasal değildir.’’(Alıntı Ak baba yazısı)

 

Hemen baştan belirtelim: "HAYIR" kazansaydı, yasal mı olacaktı? "Hayır" kanuni olmayacak, kim bilir yüzde kaç eksiltilmiş bir sonuç olacaktı. Lakin meşruluğunu kimse tartış(a)mayacaktı!

 

Peki baştan beri kanuni ve meşru olmadığını ilan ettiğimiz seçim esnası yolsuzluklarının ayyuka çıkmasının üzerine gidersek, bu bir çözüm getirecek mi? İnanca değil, gözle görülür ve elle tutulur gerçeklere dayanarak, ortaya çıkan kazanılmış bir "HAYIR"ın mücadelesinde olmak gerekmez mi? Evet, oyun çoğunlukla onların sahasında ve ekonomik demokratik mücadele dünyasında değil, lakin onların kurallarıyla oynanıyor. Tam anlamıyla iki farklı düzlem. Onlar bunu kabul eder mi? Kanun değişir mi? Kendi "inanıyoruz" dediklerine imanı olmayanlar adalete gelir mi? Bu onların sorunu! Bizimse mücadelemiz pratikteki görevlerimiz ile ilgili. Meşru olmayan, kendi kanunlarının ihlaline ve haksızlıklara karşı doğa bilimsel doğruları, özgürlüğümüzü, adaleti ve hakkımızı savunmak. Bu dünya görüşümüzle ilgilidir. Varlığımızın nedenidir.

 

"Protesto etsek de, zaten mızıkçılık yapıp, kullanılmayan oyu kendine bile sayıp, "bu kadar oy aldık ve kabul edildi" deyip işin içinden çıkacaklar. Normalde zaten "Hayır" çıkacağı belliydi. Kendi oyunlarında yenilmiş durumdalar.’’ (Alıntı Ak baba yazısı)

 

‘’Şimdi sen dünya dönüyor demek zorunluğu içindesin. Üstelik bunu  dünyalarında söyleme zorunda oluş zorluğunda olsan da. Engizisyonda yargılanma gibi olaylar onların dünyasının kuralları. Seninle ilgili değil ! Oturup hepsi birlikte dünya dönmüyor deseler, değişmeyecek olan bir durum .Sen söylemesen de dönecek, lakin birilerinin hatırlatması, insanlar aleminden çıkmalarını, Platonun mağarasından kurtulmalarını sağlaması gerekiyor. İşte bu durumlarda çoğunlukla kabak başına patlıyor. İsa gibi, Galileo gibi, Kızıldere gibi. Bunun için tekrarın olmuyor. Bunun için #HAYIR...Kendi dünyalarında hangi oyunların sonucu ne karar verirlerse versinler, gerçek değişmeyeceği için  # HAYIR...’’(Alıntı Ak baba yazısı)

Toplumsal muhalefetin "sol" tarafına doğru yaklaşınca: Kerameti kendinden menkuller kehanetlere başladılar. "Bir bok çıkmaz", "havanda su dövmek!". Ne çıkmasını beklerdin? Bir şey çıkıp çıkmayacağına göre yani çıkara göre, hakkın olandan vazgeçmek mi, beklentin? Belli ki ayrı dünyaların ve görüşlerinin savunucularıyız. Bir çelişkiler yumağında zıtların birliğinde en solunda olanın gelişecek yönlerini desteklemek, katkıda bulunmaktır, tavır. Bunun yerine, sizler gibi, olumsuzluklar yönündeki çıkarların hesabı tarafına mı ağırlık verelim? Çıkarlar ve haklar arası bir fark var mı? Ekonomik demokratik mücadele genelde onların sahasında oynanmak zorunda kalınılan bir alan, ’’pek bir sonuç çıkmaz!’’ demek ya da "en azından devrim olmaz!" demek... Ne yani, vazgeçelim, öyle mi?

 

Kimi aklı evvellerin derdi de, üzüm değil bağcı yemek! Kafayı formüllere takmış, siyaset sanıyor. İki şeyi birbirine karıştırıp bir sonuç beklemek kimyanın alanı sanırdık! CHP dokunulmazlıklara "Evet" dediğinde iş bitmişti!? Demeseydi, sanırsın hiç biri hapse girmeyecekti. Ne diyorsun, bunlarda numara bitiyor mu, be kardeşim? Olayı iyice karıştırma zamanı değil, fakat seninkiler kaçıncı kez anlaşıp kandırılırken, mağduru oynayıp kandırıldım diyenlere ne diyelim şimdi? Size müstahak, mı diyelim? Ya da, ceza evlerinde ölümler yaşanırken, temeli taliyi karıştırıp, kendimizi tatmin ile iştigal edip ve görmezden gelip siyaset yapıyoruz mu diyelim?

 

Rakamlar ortada. Kürtler mi daha çok oranda oy vermiş? Yok bunu diyen mi ...miş! "Durun bakalım, önce bir nefes alın! Birliğe en çok ihtiyaç olan, olumluların desteklenmesi ve geliştirilmesi gereken bir dönemde! Hakkını aramasını bilmeyen konumundan bir kurtulalım!"

 

Görünen ve eldeki verilerle acele kararlar! Durun bakalım bildiklerimiz henüz gösterilmeye çalışılanlar.Görünen;göstermek istediklerinin dışında.Kanun dışı ve meşruiyetini yitirmiş,oldu bittiler. Yarınların neler getireceği yaşamın kendisi mücadele belirleyecek.Gelişimi tahlil etme verileri,doğabilimsel doğrular için verilen mücadelemizde gelişip birleşecek. Acele ettin mi bildiğini değil, inandığını konuşur ve çuvallarsın.

 

*Türkiye ezilen halklarının, hak etmedikleri biçimde yönetildikleri açığa çıkmıştır.

 

*Tüm Türk, Kürt vb. milliyetçiliğe karşı! Çıkarlarının teminatı haline getirdikleri, uydurdukları "tanrılarıyla" din tüccarlarına karşı! Eşitsizliğin giderek artığı ve güçlünün çıkarına işlediği "Rab bana, hep bana" sistemlerinin adaletsizliğine karşı! Yandaş iltiması iş ve çalışma madrabazlığına karşı! Giderek artan işsizliğe karşı! Göz boyama rakamlarının gerçekliği değiştiremediğini gözler önüne seren madrabazlığa bir tepki olmuştur.

 

Gelişimin değerlendirilmesi gereken önemli bir noktası da, alt yapıda düşüncenin metalaşması sonucu üst yapı ve moral değerlerde yarattığı dejenerasyondur. Piyasada ederinin konuşulabileceği insan tiplerinin ortalığı kaplamasıdır. En uçtan örnekleyelim. Bu memleket şunları da yaşadı ve unutmadı. Memleketini sevdiğinden, 17 yaşında 12 Mart döneminde direnişte Bereç işçilerini desteklerken ekip otosunda taranarak ayağını kaybeden Kirkos’ları, Garbis’leri, iki taraflı milliyetçiliğe karşı duran Hrant’ları. Öbür taraftan çıkar için düzenin danışmanı olan Mahçupyan’ları. Bu devlet, içerisinde yaşayan tüm insanların devleti olamadı belki, lakin onlar bu memleketin yani bu memleket bizlerin. Uzun laflara gerek kalmadı, boş teneke sesleri çıkararak ne korkutulacak, ne de kandırılacak insan kaldı.

 

Yavuz hırsız evimizden  etmeye çalışıyor !

 

 

Cevabımız;  #HAYIR BU MEMLEKET BİZİM. BİZİM KALACAK... 

Error: No articles to display

FACEBOOK SAYFAMIZ