Anasayfa | Dergiler | Broşürler | Temsilcilikler | İletişim
 
 
       
 
Özgürlük'ten | Siyasi Gündem | Gençlik | Kadın | Emek | Dünyadan | Son Haberler | Sizden Gelenler | Görseller | Videolar | Tek Yol...
 
 
Kadının Özgürlük Mücadelesi

Kadının ezilmişliği, kadın kurtuluş mücadelesi, son yıllarda en çok araştırılan, üzerinde bolca yazı kaleme alınan bir konu haline geldi. Birçok akademisyen tez araştırmalarını "kadın" başlığında hazırlar oldu. Böylesi bir gelişim bir yanıyla oldukça önemli iken, diğer yanıyla kadın mücadelesinde "elit" bir dilin önünü açtı. Yapılan araştırmalar, hazırlanan tezler işçi kadınlardan, yoksul mahallelerde yaşayan, yaşamı sadece evde geçen kadınlardan oldukça uzak bir tabanı yükseltti. Yıllardır feminizm deyince "küçük burjuva kadınların özgürlük mücadelesi '' akla geldi. Sosyalist harekette benimsenmeyen feminizm, genellikle, salt kadının erkekle eşitlenmesi mücadelesiyle sınırlı bir özgürlük temelinde ele alınmaya başlandı. Bu uzun bir tartışma olduğu için, konu hakkındaki derinleşmeyi bir sonraki sayılarımızda sizlerle paylaşmayı hedeflerken, bu yazımızda geçtiğimiz günlerde yapılan Dünya Kadın Yürüyüşünü ve bu yürüyüşün öne çıkardığı söylemler üzerinde duracağız.

30 Haziran 2010 günü, İstanbul'da 3. Uluslararası Dünya Kadın Yürüyüşü gerçekleşti. Birçok ülkeden gelen kadınlar İstanbul'da özellikle 4 temel "talep" üzerinden örgütledikleri eylemde birleştiler. Beklenilenin altında bir kalabalıkla gerçekleşen yürüyüşe Türkiye'den de birçok kadın örgütü, ve ''sivil toplum örgütleri'' katıldı. Yürüyüş ulusal basında ''kadınlar özgürlükleri için yürüdüler'' başlığı ile yansıtılırken, kadınların alanda sık sık ''özgürlük'' sloganları attığı üzerinde duruldu. Üçüncüsü yapılan DKY' nin bu seneki pankart sloganı ise ''Hepimiz özgür olana dek kadınlar yürüyecek''idi. Ayrıca yapılan açıklamada DKY, 4 temel ''talep''lerini dillendirdiler. Bu talepler:

1. Kamu Yararı

2. Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele

3. Kadınların Ekonomik Özerkliği

4. Barış Ve Sivilleşme

Bu 4 ''talebin'' devamında açıklamalarını şu sloganla bitirdiler:

Kadınların yaşamını değiştirmek için dünyayı değiştir!

Dünyayı değiştirmek için kadınların yaşamını değiştir!

İlk olarak ''özgürlük'' kelimesinin bu yürüyüşün temelini oluşturduğunu tekrar ederek 'kadının özgürlüğünü'' tartışmakta fayda var. Günümüzde özgürlük fazlasıyla içi boşaltılmış bir kelime olarak karşımızda duruyor. Bir yanıyla da özgürlük kelimesi, mücadeleyle kazanılmasından gayri bir anlamda kullanılıyor. Özellikle kadın mücadelesinin kimi özneleri kadınlar da malesef özgürlüğü mücadele bağlamından kopartan bu hataya düşüyorlar. Ancak sosyalistler çok iyi bilirler ki özgürlük, birilerinin bize verdiği bir kısım haklar değil, çetin bir mücadele sonucu kazanmayı hedeflediğimiz şiarımızdır. Biz kadınlar içinse özgürlük, kimseye boyun eğmeden erkek egemen sistemin ortadan kalkmasıyla kazanacağımız yaşamımızdır. Bu konuda netlik şarttır. Özgürlüğü biz kadınlara kimse vermeyecek, bizler onurlu bir

Böylesi bir özgürlük aldatmacasının başkaca farklı boyutları da vardır. Örneğin ''özgür aşk'' söylemi. Kadın cinselliğini ön plana çıkararak sistemin yarattığı yoz kültürün özgürlük tartışması çerçevesinde sunulmasıdır(Burada kastettiğimiz Marksizmin değil burjuvazinin “özgür aşk”ıdır). Yanlış anlaşılan, yanlış anlatılan feminizm de sistem tarafından kullanılmaktadır. Yukarıda anlattığımız rahatça giyinmek, dolaşmak mekanik bir özgürlük anlayışıyla ele alabileceğimiz bir konu değildir. Yanlış anlaşılmasın, tabi ki geceleri de, sokakları da istiyoruz, ancak bu sistemin gecesini de gündüzünü de, sokağını da caddeesini de istemiyoruz. Ayrıca kadın özgürlük hareketinin üzerinde yükseleceği zemin kendi başına sokaklarda ve gecelerde serbest dolaşım hakkı mücadelesi değildir. Sokaklarda ve gecelerde dolaşabilecek gerçek bireylerden oluşan gerçek kadınların ekmek gibi, su gibi, barınma gibi temel hak sorunları vardır. Zaten işçi kadınların, yoksul halk kadının da gündemi, yaşamak için gerekli ihtiyaçlarını karşılayacak asgari yaşam koşullarının sağlanmasıdır. Feminizmin bir çok kadına hem çok yabancı, hem de çok '' yanlış'' gelmesinin nedeni feminist hareketin burjuva kadının hak olarak görebileceği taleplerle sınırlı bir mücadele çizgisine hapsolmasıdır. Elbette burjuva kadının özgürlük talebi gereksiz değildir lakin kadın özgürlük mücadelesinin gelişme dinamiğini burada aramak yanlıştır.

Özgürlüğümüzü kimseden istemeyeceğimiz gibi, mevcut sistemde kadın kurtuluşunun mümkün olmadığını da hatırlatmakta fayda var. Bu tartışma uzunca ele alacağımız bir konu olduğu için şimdilik burada noktalayacağız.

* * *

Gelelim ''kamu yararı'' söylemine. Özelleştirmelere karşı olduğunu ''kamu yararı'' başlığı ile dile getiren DKY, bu konuda özellikle temel insani ihtiyaçlar, çevre ve enerji kaynaklarının özelleştirilmesinin karşısında yer aldıklarını dillendirmişler. Oldukça önemli olan bu konunun ele alınması son derece doğru iken, bunu emperyalizmden ve kapitalizmden bağımsız ele alamayız. Özellikle içinde bulunduğumuz kriz koşullarında mevcut sistem, yarattığı krizden çıkış yolunu daha fazla sömürüde buluyor/ bulacaktır. Tabi böylesi bir durumda en çok ezilenin yine kadınların olacağı da kaçınılmaz bir gerçekliktir. Burada doğru olan sistem karşıtı örgütlü güç olabilmeyi hedeflemektir.

Özellikle var olan kamu kuruluşlarındaki kamu çalışanı kadınlara büyük görevler düşmektedir. Kamu çalışanı kadınlar özel sektörlerde çalışan kadınları da kapsayan, örgütlü bir kadın hareketinin temel dinamiği olma potansiyeline sahiptirler. Sisteme böylesi bir dönemde çok ciddi yaralar açma olanağı vardır.

* * *

Kadına yönelik şiddet, erkek egemenliğinin toplumsal ahlakı da kendi lehine kullanarak yıllardır başvurduğu insanlık dışı uygulamadır. Şiddet egemen sistem tarafından çoğu zaman karşı durulması gereken bir uygulama olarak anlatılır iken, kadına uygulandığında her daim üzeri örtülmüş, hatta meşrulaştırılmıştır. Ataerkil sistemin çıkışından bu yana kadına yönelik şiddet sistemin kadınları baskı altında tutmasının önemli bir aracı olarak devam etmiştir. Kapitalizm de ataerkil bir sistem olduğu için kadına yönelik şiddeti meşru görür. Ataerkil sistemin ''kadın erkeğe aittir'' düşüncesi şiddeti doğuran zihniyetin öncülüdür. Ayrıca taciz, tecavüz gibi kadına yönelik şiddet türlerinde her zaman kadın suçlanmıştır. Yani bir kadın tacize ve tecavüze uğradıysa '' suçlu kadındır'' anlayışı sistemin toplumsal ahlakı da arkasına alarak kullandığı bir argümandır. Ev içi şiddet zaten tamamen kayıt dışıdır. "Evin içinde yaşanılan evde kalır". Yine kadın evde şiddete uğradıysa, ''kadın suçludur.'' Ya kocasını memnun edemeyen beceriksiz bir kadındır, ya da kendisine biçilen rolleri yerine getirmemiştir. Yani şiddet VACİPTİR.

Şiddet farklı boyutlarıyla her zaman bir tehdit olarak üzerimizdedir. Ataerkil sistem şiddetten de gayri yaratmış olduğu şiddet korkusu ile de kadınların yaşamını kendi elinde tutar. Medyanın bu konudaki rolü de oldukça manidardır. Egemenlerin yazılı basını üçüncü sayfalarını kadın haberlerine ayırmayı kendine önemli bir iş olarak görür. Hemen hemen her gün işlenen ''namus cinayetlerini'', kadın cinayetlerini, tacizleri, tecavüzleri oldukça olağan bir dille vererek insanları, insan yaşamına dair duyarsızlaştırma da oldukça başarılıdır!

Daha önceleri hiç bir şekilde kadına yönelik şiddet ''mevcut sistemin adaleti'' tarafından cezalandırılmayan, hatta çoğu kez kadını suçlayan bir göreve sahipti. Halen bu görevini devam ettiren erkek egemen mahkemeler, yıllardır sürdürdüğümüz mücadelemiz sonrası biraz daha bizim lehimize kararlar vermek zorunda kaldığı olmuştur. Ancak bu tür örnekler halen çok nadirdir.

Kadın hareketinde son dönem, daha çok kadına yönelik şiddete dair mücadele öne çıkmaktadır. Ancak bu mücadele salt basın açıklamaları ile geçiştirilen sınırlara hapsedilmiştir. Kadınlar şiddetin tüm türlerine karşı bilinçlendirilmeli, tüm yaşanılanları unutmadan, unutturmadan izleyeceğimiz bir politik hat kurmak oldukça önemlidir. Sistemin adalet oyunları da asla bizleri yanıltmamalı, bizlere yaşatılan tüm uygulamalardan hesap sormayı bilmemiz gerektiğinin bilinciyle mücadele etmeliyiz.

Ev içi emeği bizim ayrıca ele alacağımız bir konu olmakla beraber DKY' nın üçüncü talebi olarak söylediği ''kadınların ekonomik özerkliği'' başlığında incelememiz gereken bir olgudur. Ev içi emek; kadının eve harcadığı tüm emeği kapsar. Ütüden, çamaşıra, evin temizliğinden, çocuğun, kocanın bakımına kadar her gün tekrarı olan emektir.

Mevcut sistem çalışan kadını da yardımcı özne olarak tanımlar. Ailenin geçimini erkeğin tekelindeki bir süreç olarak tanımlayan sistem, yardımcı özne olarak kullandığı kadını kayıtsız, güvencesiz ve erkekten daha az ücretle çalışmaya mahkum eder. Çalışan kadın da ev içi emekten muaf değildir. Ücretli çalıştığı işe bir de ücretsiz ev içi emeği eklenir. Yani her koşulda kadın erkeğe maddi manevi bağımlı halde tutulur. Sistem böylece üretimde kadını daha az ücretle sömürürken, erkeğin kadın tarafından bakımını da ev içi emekle kullanarak, erkekten daha fazla verim sağlamanın verdiği başarı ile devamlılığını sağlar.

“Kadının ekonomik özerkliği talebine” gelecek olursak, kapitalist sistemde böylesi bir özerklik söz konusu bile değildir. Çünkü kadın emeği sistemin devamlılığı için vazgeçilmesi olanaksız olan emektir. Kadının ekonomik özerkliğinin kapitalist sistemde mümkün olamayacağını doğrulayan DKY de konuyla ilgili şu bakışı sunmaktadır:

“Varoluş nedeni insanların ve çevrenin sömürüsüne dayanan kapitalist sistem içinde bütün kadınlar için ekonomik özerkliğin asla mümkün olmayacağının farkındayız. Eylemlerimizin ve taleplerimizin hedefinde, servetin yeniden dağıtılması, herkese istihdam hakkı, insanca üretim ve ticaret koşulları, kişisel gelişim fırsatları ve serbest zaman vardır.”

İlk bakıldığında haklı bir talep olarak görünen bu söylem liberal ekonomistlerin söylemlerinden farksızdır. Çözüm sosyalizmde diyerek işten sıyrılmayı düşünmeyen bizler, bu konuyla ilgili sosyalist bir bakış açısının inşasını daha doğru buluyoruz. Böylesi bir inşayı hazırlamayı da boynumuza borç biliyoruz. Ayrıca DKY’nin ortaya attığı ''feminist ekonomi'' söyleminin de sosyalizmden uzak liberal bir anlayışı temsil ettiğini düşünüyoruz.

DKY' nin “Barış ve Sivilleşme” talebi başlı başına karşısında durduğumuz bir söylemdir. Yıllardır özellikle sivil toplum örgütlerinin başını çektiği barış söylemi, kadınları ön plana çıkararak dillendirilir. Burada savaştan en çok yara alanın kadınlar olduğu vurgusu ile savaşın durması talebi kadınlara bırakılır. Tabi ki özellikle emperyalistlerin sömürü arayışında başlattıkları savaşlarda daha çok yara alan kadınlardır. Bedeni üzerinden aşağılanan kadınlardır. Savaşlarda tecavüze uğrayan kadınlardır. Ama bu kadınların “barış” için sokağa çıkmasını doğrulamaz. Yine yanlış anlaşılmasın kadınların sokağa çıkması doğrudur, ama “barış” söylemi ile değil. Ayrıca barış söylemi ile kadınların bütünleşmesi yine kadını ikincilleyen bir durumdur. Çünkü erkek savaşır, kadın barıştan yana olur, çünkü kadın ''annedir'', çünkü kadın savaşta yeri tecavüz olan cinstir. Bir diğer mesele emperyalizme, oligarşiye olan verdiğimiz mücadele de bir savaştır. Ve bizce meşrudur. İşçi sınıfı ile burjuvazi arasında yaşanan da savaştır. Bu nedenlerden kaynaklı da “barış” söylemi yanlıştır. Nasıl ki toprağına saldıran emperyal güçlere halkın “barış” demesi bizce yanlış ise, proleterya ile de burjuvazi arasındaki savaşa “barış” söylemiyle yaklaşmak yanlıştır. Kısacası barış sosyalistlerin söylemi değildir. Kadınların söylemi hiç değildir. Erkek egemen sisteme karşı savaş açan bizler “barış” istemiyoruz. İşçi sınıfı da burjuvaziden barış istemiyor, ezilen halklarda barış istemiyor.

Bizce doğru söylem direniştir. Nasıl ki Filistin halkı, İsraile teslim olmayıp, işgalcisinden barış talebinde bulunmayıp yıllardır direnmeyi tercih ediyorsa biz kadınlara da düşen budur. Yani direniştir.

Sivilleşme meselesi de özellikle son dönem sıkça dile getirilen bir taleptir. Sivilleşme liberalizmin vuku bulduğu bir söylemdir. Sosyalist bir bakıştan da oldukça uzaktır. Bu nedenle böylesi bir söylemin karşısında olduğumuzu ifade etmek isteriz.

DKY, ”barış ve sivilleşme” söylemiyle direnişin ve örgütlü mücadelenin önünü de farkında olarak ya da olmayarak kesmeye çalışmaktadır. Bir yandan kadınların örgütlülüğünün önemli olduğunu anlatırken bunu sadece kadın dayanışması ile almıştır. Kadın dayanışması mücadelemizin önemli adımlarından biri olmakla beraber örgütlü mücadelemizin de temel taşıdır. Ancak örgütlü mücadelemiz de direnişimizle istediğimiz dünyayı ve yaşamı yaratacak olan gücümüz, başta kadın dayanışması olmak üzere mevcut düzenin dişlileri arasında can çekişen tüm kesimlerle dayanışmayı bizlere görev olarak sunar.

 
< Önceki   Sonraki >
YAKLAŞAN PROVAKASYON SÜRECİ VE SEÇİMLER

YENİ REJİM KRİZİ VE REEL POLİTİĞİN KAVRANIŞINDAKİ SORUNLARTürkiye sosyalist hareketi reel politik değerlendirmeler konusunda tarihinin en bü [ ... ]


Diğer Açıklamalar
SEÇİMLER VESİLESİYLE...

Türkiye her seçim döneminde politize olmasının yanı sıra “devlet sırlarının&r [ ... ]


Diğer Yazılar
KARAR VERİLEMEYEN KARARLAR... NEYSE HALİMİZ ÇIKTI FALİNİZ..!

KARAR VERİLEMEYEN KARARLAR...NEYSE HALİMİZ ÇIKTI FALİNİZ..!Baştan belirlenmişleri’&rsqu [ ... ]


Diğer Yazılar

ARŞİVDEN SEÇTİKLERİMİZ

Kızıldere’yi farklı açılardan değerlendirip birçok yazıya konu etmek mümkün. Ancak bizce bugün itibariyle devrimci hareketin yakıcı problemi olması ve bir devrimci siyasetin ülke devrimine talip olmasının ön koşulu olması vesilesiyle cüret sorunsalıyla değerlendirmek en akıllıca olanıdır.

DOSYALAR
BROŞÜRLER
 
 

   


   

 
 
SON EKLENENLER
 
EN ÇOK OKUNANLAR
 
ZİYARETÇİ İSTATİSTİKLERİ
Bugün71
Dün323
Bu Hafta71
Bu Ay5539
Toplam471863
 
     
 
DEVRİMCİ YOLDA ÖZGÜRLÜK
Konur 2 Sokak 24/17 Kızılay / ANKARA