All Stories

Anayasa Mahkemesi, nitelikli cinsel saldırı sonucu hamile kalan 17 yaşındaki kız çocuğunun gebeliğininin sonlandırılması talebinin reddedilmesi ve sürüncemede bırakılmasını hak ihlali saydı. Açtığı dava sonuçlana kadar doğum yapan kız çocuğuna 100 bin TL tazminat ödenmesi kararlaştırıldı. Bu rakam AYM’nin bugüne kadar verdiği en yüksek tazminat miktarı olarak kayıtlara geçti.

Habertürk’ten Fevzi Çakır’ın haberine göre, Yüksek Mahkemenin kararına konu istismar, 2017’de Mersin’de yaşandı. O tarihte 17 yaşında olan kız çocuğunun, Mut Devlet Hastanesi’nde yapılan muayenesinde 10 hafta üç günlük hamile olduğu tespit edildi. Kız çocuğunun farklı kişiler tarafından cinsel ilişkiye zorlandığını beyan etmesi üzerine durum polise bildirildi. Mut Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı.

“Şantajla ilişkiye zorlandım”

Soruşturma kapsamında ifadesi alınan kız çocuğu, kimden hamile kaldığını bilmediğini, 2016 yılında cinsel ilişkiye zorlandığını, daha sonra da şantaj yapılarak ilişkiye zorlandığını söyledi ve bu kişilerin isimlerini verdi.

 

Soruşturma başlatıldı

Savcılık, ikisi 18 yaşından küçük 5 şüpheli hakkında “cinsel istismar” suçundan soruşturma başlattı. Kız çocuğunun ailesi de şüphelilerden şikayetçi oldu ve gebeliğin sonlandırılmasını talep etti. Kız çocuğu da tedbir olarak şiddet önleme ve izleme merkezine konuldu.

 

Gebeliğin sonlandırılması talebi reddedildi

Sulh Ceza Hakimliği gebeliğin sonlandırılması talebini önce usulden reddetti. Gerekçede, başsavcılığın talepte bulunması gerektiği belirtildi.

Aile savcılıktan talepte bulunmasını istedi. Savcılık hakimlikten gebeliğin sonlandırılmasına karar verilmesini istedi. Ancak savcılığın talebi de hakimlik tarafından reddedildi. Hakimlik, bu kez de ‘cenin yaşam hakkına’ vurgu yaptı, annenin sağlık durumu olumsuz etkileyen bir durum olduğuna dair dosyada rapora yer verilmediği ifade edildi.

 

Üçüncü kez ret kararı

Bu karar sonrası kız çocuğu psikolojisinin bozuk olduğunu, doğum yapmak istemediğini, bir an önce kürtaj olmak istediğini belirten bir yazıyı savcılığa gönderdi. Başsavcılık bu talep üzerine yeniden karar verilmesini istedi. Ancak, hakimlik üçüncü kez talebi reddetti.

Bu gelişme üzerine savcılık, Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden rapor aldı. Bu sırada hamilelik 12.5 haftalık oldu. Raporda; anne yaşının küçük olması ve annenin ruhsal açıdan travmatik süreç yaşamasından dolayı gebeliğin sonlandırılmasının hem anne hem de cenin yararına olacağı belirtildi.

 

Rapora rağmen dördüncü kez de reddedildi

Başsavcılık bu rapor üzerine bir kez daha gebeliğin sonlandırılması için hakimlikten talepte bulundu. Hakimlik talebi dördüncü kez reddetti. Gerekçe olarak da bu kez raporun yeterince ayrıntılı olmadığını öne sürdü. Yargı süreci devam ederken doğum gerçekleşti. Çocuk devlet korumasına alındı.

 

AYM’ye başvurdu

Kız çocuğu, gebeliğinin sonlandırılması talebinin sürüncemede bırakılması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğini belirterek, Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.

Yüksek Mahkeme, genç kızın maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine hükmetti. Genç kıza 100 bin TL tazminat ödenmesini kararlaştırdı. Bu rakam AYM’nin bugüne kadar verdiği en yüksek tazminat miktarı olarak kayıtlara geçti.

                                                                                                                      
                                                                                                                                                           Gazete Yolculuk'tan Alıntıdır.
 
 
 
 
 
 
 

 

 
 
 
 
 
AYM'den ''Hak İhlali'' Kararı

Dün gece saatlerinde yapılan ev baskını sonucunda Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Eş Genel Başkanı Özlem Gümüştaş, Sosyalist Kadın Meclisleri (SKM) Sözcüsü Hatice Deniz Aktaş ile Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerin aralarında bulunduğu çok sayıda kadın Balıkesir'de gözaltına alındı.

Polisin kadınları Halkların Demokratik Partisi (HDP) ilçe Eş Başkanı Sevgi Özden'in evine yaptığı operasyonla gözaltına aldığı belirtildi. Gerekçe olarak ise "evde toplanmak" gösterildi. Avukatlar gözaltı süresinin uzatıldığını ve müvekkillerinin sağlık durumlarının iyi olduğunu duyurdu. 

ESP Eş Genel Başkan Yardımcısı Beycan Taşkıran üyelerinin gözaltına alınmasına tepki gösterirken şu cümleleri kurdu: " Bu operasyon özgür kadın kimliğine yönelik bir saldırıdır. Kendi emeğiyle yaşamak isteyen kadınlara yönelik bir operasyon. SKM, kadın özgürleşmesinin yolunun özgür bir gelecek inşasıyla mümkün olduğunu söyleyen, her yerde bunun mücadelesini yürüten bir Meclis'tir. Bizim yoldaşlarımızın, Eş Genel Başkanımızın gözaltına alınmasının esas nedeni yürütülen mücadeledir."

HDP Kadın Meclis taradından yapılan açıklamada ise "Baskılar kadınları yıldıramaz." vurgusu yapıldı ve İstanbul Sözleşmesi'nin tartışmaya açılmasının, çocuk istismarının yasal güvence altına alınmaya çalışılmasının yanlışlığına değinildi.

Kadınlara yapılan gözaltına ve gözaltı süresinin uzatılmasına sosyal medya üzerinden çok sayıda tepki yağdı. Çok sayıda kadın örgütü yaptıkları açıklamalarda kadınların derhal serbest bırakılmasını istedi.

Devrimci Yolda Özgürlük/ Kadınlar olarak uygulanan baskı ve şiddet politikalarının karşısında dimdik duracağız. Yapılan gözaltılara karşı cevabımızı kadın dayanışması ve mücadelesi ile vereceğiz.

Yaşasın Kadınların Haklı Mücadelesi!

Sosyalist Kadınlara Gözaltı

Ayasofya'nın cami olarak kullanılmasına yönelik uzun süreli tartışmaların yaşandığı günlerin ardından ilk namaz bugün itibari ile kılındı. Ayasofya'da son namaz bundan 86 yıl önce kılınmıştı. Günümüz iktidarı Ayasofya'nın yeniden cami olarak kullanılmasına yönelik çalışmalarını başlattı ve yeterli çoğunluğu sağlayarak bir tarihi değiştirerek, kültür mirasını kültürel değerlerinden uzaklaştırarak cami olarak ibadete açtı. 

İlk namazın kılındığı günden karelere bakıldığında, dışarıdaki kalabalık arasında sosyal mesafenin ihlal edildiği gözler önündeydi. Virüse yönelik önlemler kapsamında sosyal mesafenin öneminin vurgulandığı bugünlerde yaşanan bu ihlalin yanı sıra namaz esnasında da kameranın çekim yaptığı ön kısımda kurallara uyulduğu ancak kamera açısından çıkıldıkça bu durumun tersi bir hal aldığı da Ayasofya'daki ilk namazdan aktarabileceklerimiz arasındadır.

Ayasofya'da 86 Yıl Sonra İlk

Muğla'da beş gündür kayıp olan Sıtkı Koçman Üniversitesi öğrencisi 27 yaşındaki Pınar Gültekin'in cansız bedenine bugün ormanlık alanda ulaşıldı. Pınar Gültekin, iddialara göre eski sevgilisi Cemal Metin Avcı tarafından barışma isteği kabul edilmediği için katledildi. 

Muş'ta Fatma Altınmakas, evli olduğu kişinin erkek kardeşi tarafından tecavüze uğradığını söyleyerek karakola başvurdu. Gözaltına alınan erkek bırakıldığı gün, Fatma Altınmakas evli olduğu erkek tarafından öldürüldü.

Antalya'da ise Seher Fak, oğlu tarafından pompalı tüfek ile vurularak öldürüldü.

2020 yılı başladığı günden bu yana 118, son 30 günde ise 27 kadın hayatlarında olan ya da olmayan erkekler tarafından katledildi.

Bunca kadın, erkek şiddetine maruz kalırken ve katledilirken kadınların tek güvencesi olan İstanbul Sözleşmesi'nin devlet tarafından itibarsızlaştırılması ve iptal edilmesi gündeme alınıyor. İstanbul Sözleşmesi'nin ve 6284 sayılı kanunun iptalinin tepki çekmemesi için ise suni gündemler yaratılarak erkek egemen devlet tarafından kadın cinayetlerinin üstü örtülmek isteniyor. Katledilen tüm kadınların sesi olmak ve yaşayan her kadının haklarını savunmak için alanları terk etmiyoruz. Devrimci Yolda Özgürlük/ Kadınlar olarak, Ankara Kadın Platformu'nun çağrısı ile gerçekleşecek olan basın açıklamasına tüm kadınları bekliyoruz.

Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz!

Yer: Çankaya Belediyesi Önü

Saat: 19.00

Katledilen Kadınlar İsyanımızdır!

ÖSYM bu sabah saatleri itibari ile YKS sınav sonuçlarını açıkladı.

ÖSYM tarafından açıklanan verilere göre TYT oturumuna 2 milyon 424 bin aday başvuru yaparken 2 milyon 296 bin kişinin sınava girdiği duyuruldu. Sınava giren 248 adayın sınavı ise geçersiz sayıldı.

AYT oturumuna ise 1 milyon 788 bin kişinin girdiği duyurulurken sınava girmeyen aday sayısının 116 bin olduğu ve 67 kişinin sınavın geçersiz sayıldığı aktarıldı.

YDT oturumuna başvuran kişi sayısı 128 bin olarak açıklanırken, sınava girmeyen aday sayısının 22 bin olduğu ve 6 adayın sınavının geçersiz sayıldığı da ÖSYM tarafından duyuruldu.

YKS tercihleri 6 Ağustos ve 14 Ağustos tercihleri arasında yapılacaktır. 

Sonuçlar Açıklandı, Sırada Tercihler Var!

Ankara'da yaşayan ve kendisine emanet edilen köpeğe tecavüz ederek ölümüne sebep olan Volkan Uzun, savcının tutuklama talebi ile üst mahkemeye sevk edildi. Mahkemenin kararına savcının itirazı üzerine Volkan Uzun tutuklandı.

Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından cezaevine teslim edildiği açıklanan Volkan Uzun'un 9 ayrı suçtan sabıka kaydı olduğu öğrenildi.

Adaletin zamanında sağlanamadığı ve ülkede yaşanan her cinsel istismar, şiddet vakasında olduğu gibi hayvanlara karşı uygulanan şiddet vakalarınında da üstü kapatıldığı gözle görülen bir gerçektir. Örneği azda olsa bazı durumlarda suçluların ceza aldığı görülmektedir. Ancak bakıldığında bu cezaların uygulanmasını sağlayan asıl gücün sosyal medyada yaratılan gündemler olduğu ve insanların verdiği tepkilerin adaletin sağlanmasında etkili rol oynadığı görülmektedir. Yaşan bu olaylar karşısında, hayvana şiddet ve cinsel saldırı vakalarında yasa değişikliği insanlar tarafından talep ediliyor. 5199 sayılı Hayvanlar Koruma Kanunu'na göre hayvana işkence ve şiddet suç değil; kabahat sayılıyor, yaptırım olarak idari para cezası uygulanıyor.

Bu yasanın değiştirilmesi, adaletin sağlanması haklı talebimizdir!

Hayvana İşkence Suçtur!

15-16 Haziran direnişi işçi sınıfının örgütlü gücünün ortaya çıkardığı bir direniş geleneğinin bugüne taşınan tarihsel dönüm noktalarından biridir.


İşçilerin, emekçilerin örgütlü gücünün neler yapabileceğinin tarihsel okuma ve günümüzde neler yapılması gerektiği üzerine örgütlü işçi sınıfının ve örgütlülüğün gerekliliğini tarihin izleri gözlemlenerek güne dair çalışmada bizlere önemli ışık tutmak ve ipuçlarının adıdır 15-16 haziran direnişi. Dün olduğu gibi bugünde sarı sendikacılık ve işçi düşmanı egemen güçlerin yok etmeye çalıştığı işçilerin emekçilerin kazanımlarını korumanın tarih okumasıdır 15-16 haziran direnişi.
Günümüzde bu kazanımları korumanın yolu sarı sendikal anlayışa ve iş yerlerinde fabrikalarda işyeri komiteleri oluşturarak mücadeleyi sürdürmenin ve işçi sınıfının hak ve kazanımlarını savunmanın örgütlü bir güçle mümkün olduğunun izleridir 15-16 haziran direnişi.Üretenlerin işçilerin emekçilerin örgütlü gücüdür egemen güçlerin burjuvazinin sermeyenin iktidarını yerle bir edecek tek güç işçi emekçilerin örgütlü gücüdür bu biliçle hareket etmek ve örgütlenmek devrimci bir görev olarak önümüzde durmaktadır.Üreten biz yönetende biz olacağız.

Disk öncülüğünde başlayan grevler ve direniş disk yöneticilerinin beklemediği bir boyutta gelişince paniğe kapılan disk yönetimi daha sonra radyo aracılığıyla eylemlerin bitirilmesi çağrıları yaptığınıda sarı sendikacıların direnişe dair tutumunuda tarihe bir not olarak düşmek gereklidir.’’


Ne olmuştu 15-16 haziranda?


16 Haziran Pazartesi günü, 98 kardeşini “iş cinayetleri”nde yitirmiş olan Tuzla Tersanesi işçileri, sendikaları DİSK ve Limter-İş’in öncülüğünde greve çıktılar. Tuzla işçilerinin greve çıktıkları 16 Haziran, işçi sınıfının sendikal hakları için yürüyüşe geçtiği, direniş bayrağını bütün engellemelere karşın yere düşürmediği bir gün olarak geçmişti tarihe… 1970 yılında Demirel Hükümeti’nin DİSK’in öncülüğünde devam eden direniş ve grevleri engellemek için çıkardıkları bir yasa ile başladı her şey…
DİSK’i sendikal ve toplumsal yaşamdan silmek için 11 Haziran 1970’te çıkarılan “274 Sayılı Kanun’un bazı maddelerinin değiştirilmesini öngören kanun” ile sendika seçme özgürlüğü kısıtlanıyor ve yeni yasaya göre de DİSK’in kapatılması öngörülüyordu.
Cumhurbaşkanı ve başbakan ile yaptıkları görüşmelerden sonuç alamayan DİSK yöneticileri 14 Haziran Pazar günü yapılan toplantıda direniş kararı aldılar… DİSK’in direniş kararı, sosyalist örgütlerin yanı sıra Dev-Genç’e bağlı 48 gençlik örgütü tarafından de desteklendi:


“Devrimci gençlik olarak yurtsever ve devrimci bütün kuruluşları, bütün grupları ve bütün kişileri ortaklaşa eyleme ve devrimci güç birliğini sağlam bir şekilde kurmaya çağırıyoruz.”


DİSK üyesi işçilerin direnişine Türk-İş üyesi işçiler de katıldı. 15 ve 16 Haziran’da İstanbul’un dört bir yanında çıkarılan yeni yasaya isyan eden işçiler direnişe geçtiler. Devrimci öğrenciler de bu tarihi direnişte işçilerle birlikte mücadele ettiler.


Yaşasın işçi sınıfının birliği ve şanlı Haziran Direnişi!

Yaşasın İşçi Sınıfının Şanlı Haziran Direnişi

Kamuoyunda "sosyal medya düzenlemesi" diye bilinen tasarı TBMM Adalet Komisyonu'nda kabul edildi. AKP ve MHP tarafından bugün meclise getirilen dokuz maddelik yeni düzenleme ile sosyal medya ağlarına, hukuka aykırı içeriğin kaldırılması ve de kullanıcı bilgilerinin istendiği zaman sunulması için Türkiye'de temsilci bulundurma ve Türkiye'deki kullanıcıların verilerini Türkiye'de barındırma zorunluluğunun yanı sıra insanların sosyal medya kullanımını kısıtlayıcı başka bir dizi önlem getirilmesi öngörülüyor.

Hükümet yetkilileri bu değişikliklerle sosyal medya platformlarında işlenen suçların cezasız kalmayacağını belirtmektedir. Geleneksel medyayı büyük ölçüde kontrolü altına almış olan hükümet, özgür ve bağımsız haberciliğin, toplumsal taleplerin yüksek sesle dile getirilmesini engellemek ve farklı söylemlere alan bırakmamak istemektedir. Değişikliklerin temelinde halkın daha fazla gözetime ve denetime tabi tutulması düşüncesi yatmaktadır.

İktidar Medya

Çoklu baro ve bekçilik düzenlemesine yönelik tasarı geçtiğimiz günlerde meclis tarafından kabul edilmişti. Kararın durdurulmasına yönelik başvurular, CHP tarafından Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu'na iletilmişti. 

Anayasa Mahkemesi'ne yapılan çoklu baro ve bekçilik düzenlemesinin durdurulmasına yönelik istemler mahkeme tarafından reddedildi. Her iki başvurunun da incelemelerini tamamlayan mahkeme tarafınca bu talep reddedildi. Kararın durdurma işlemini reddeden mahkeme, kararın iptaline yönelik başvuruları daha sonra görüşeceğini açıkladı.

Anayasa Mahkemesi Durdurmadı!

BİR KIZILCA KIYAMET..

Bir kızılca kıyamet!

Karısmış birbirine

at, insan, mızrak, demir, yaprak, deri,

gürgenlerin dallari, meşelerin kökleri.

Ne böyle bir alem görmüşlüğü vardir,

ne böyle bir ugultu duymuşluğu var

Deliorman deli olali beri...

Nazım Hikmet- Şeyh Bedrettin Destanı

Uğultuyu Anlamak

Uğultu Spartacus'dan bu yana değişik güçlerde hiç dinmeden devam ediyor aslında. Deliormanda ve daha sonra başka yerlerde hep uğuldadı insanlık, Deliormalıları bu yüzden çok sevdik ve hala sevmeye devam ediyoruz. Evet Deliormanlıları seviniz.

İnsanlık 2008 yılından bu yana huzursuz ve gergin. İki kutuplu dünyada sosyalist blok 1991 yılında dağıldığında tarihin sonunu ilan edenler, çok geçmeden kendilerini büyük bir buhranın göbeğinde buldular. Sermayenin sınır tanımaksızın giriştiği yayılmacılık özellikle yeni pazarlara yapılan mal ve hizmet ihracıyla küresel anlamda entegre bir sistem oluştururken, bilançolar ve karlılık oldukça artıyordu. Yeni bir çağdan dem vuranlar çıkmış, insanlığın yeni mutluluk çağını müjdeliyordu.

Ne kadar gerçekci oldukları Asya kaplanları diye şişirdikleri ve küresel sermayenin ilk akış noktası olan Doğu Asya ülkeleri olan Endonezya, Güney Kore ve Tayland'da 1997 mali krizi patlak verdi. Finansal piyasalarda oluşan aşırı şişkinlik küreselleşme hülyalarına kapılanlara bir acaba dedirtse'de sorunu çok fazla büyütmeme derdindeki sermaye yoluna devam etti. Bu arada gelişmekte olan ülkelerdeki iflaslar ve krizler olmaya devam etti.

Teknolojinin gelişimi ile birlikte üretim ve pazarlama sistemleri kendisini yenilerken, ucuz iş gücü olarak bakılan doğu asya ülkelerinde yeni sermaye gurupları ABD'li ve Avrupalı şirketlerin karşısına dikilirken, üretim ve pazarlamada yeni bir bilişim devrimi oldu. Bir çok küresel şirket ve markanın bilançoları zarar yazmaya başladı.

Üretim ve pazarlama karlılığını yitirirken, sermaye yeni kar kapısı olarak finansal ilüzyonlarla yeni gelir kapısı yaratma operasyonları başladı, sistemin işlemesi ve tüketimin arttırılması için kredi muslukları açıldı. Ülkemizdeki insanların da yakından tanıklık ettiği bu operasyonla, küresel anlamda para hacimleri arttırılarak, mali piyasalar şişirilmeye başlandı. Büyük yatırım kredileri, proje kredileri, konut kredileri, taşıt kredileri piyasaya pompalanarak tam bir balon oluşturuldu.

Kredili Hayata Merhaba

Artık ayağını yorganına göre uzatmaktan ziyade, eski yorgan yerine ayağa uyan yepyeni bir yorganı üstelik kredi kartına 12 taksitle sadece 9,99 tl taksitle alım dönemi başlamıştı. Sadece ve sonu doksanla biten küsurlu sayıların cazibesine kapılan kitleler bütün dünyada ellerindeki kredi kartlarınının limitlerini fütursuzca doldurmaya başlamıştı bile. Tüketim körüklenirken, küresel çarklar hep daha sonradan ödenecek borçların sağladığı fonlarla dönmeye başlamıştı. Para bulunduğuna göre parti devam edebilirdi. Kredi kartlarından, tüketici kredilerine, konut kredilerine evrilip, dün 1 liraya aldığı konutları bir sene içerisinde 2 liraya satan kitleler, talebi arttırmaya talep arttıkça balon şişmeye başlamıştı.

Kar dürtüsü öyle bir afyon ki, kazancın ve tüketimin tatlı rüyalarına dalan insanlar başında durdukları ve düşecekleri uçurumun farkına varamıyorlar. Günümüzde özellikle sosyal medyada ve basında çıkan kredi kartı mağdurları diye kendilerini adlandırılan milyonluk yığınlar var. Bu yığınlar kredi kartı almak için banka banka gezmemiş, o AVM senin bu cafe benim gezmemiş gibi konuyu anlatıp borçlarını ödeyememekten dem vuruyorlar. Ancak borç o kartı veya krediyi kullananın borcu.

Piyasalardaki bu fon artışının kredi patlamasının bir sonu olmalıydı ve oldu. En çok balonu üreten varlık değerlerini şişiren ABD ekonomisi 2007 yılından itibaren mortgage krizine girdi. Kredili hayatın sonu mu geliyor, kapitalizmin sonu mu geldi tartışmalarının ortasında, ABD senatosu mali genişleme politikasına onay verdi. Ne demek mali genişleme paketi, yani ABD merkez bankası (federal reserve) hükümetin ve senatonun onayıyla, aşırı genişlemiş balon oluşturmuş mali piyasalara trilyon dolar vererek, piyasaları çökmekten kurtarmak adına tam anlamıyla para saçtı. Bu para bolluğu dalga dalga, ABD'den gelişmekte olan ülkelere ve 3. dünya ülkeleri diye adlandırılan ülkelere yayılarak oradaki piyasaları canlandırdı. Evet gene hükümetin sağladığı devasa fonlarla parti devam etti, üstelik bütün dünyaya yayıldı. Yani artık daha küresel bir kredili hayatımız var. İlüzyonun nereye kadar süreceği ise kimsenin kestiremediği bir şey. Ancak hemen hemen herkesin hemfikir olduğu bir şey varsa bu bir hayal ve günün birinde sonu çok acıyla bitecek bir hayal.

Bir Dönemin Sonu ve Yeni Dönemin Başlangıcında Ne Yapmalı

Hayal bitiyor, dünyadaki üretim ve tüketim ilişkileri yeniden şekillenirken, bu yeni şekillenme ekonomiyi ve siyaseti yeniden belirleyecek. Klasik bir sol söylemdir yeni, ama yeni olarak sadece demokratik kitle örgütlerinin veya dergilerin adı değişiyor sadece. Önümüzdeki dönem büyük çalkantılar olacak bu kesin, ancak gene kesin olan bir şey var ki, değişimle birlikte, özellikle sol toplumsal damarın daha fazla zayıflamasıdır.

Daha yoksullaşan ve hayat standartları düşen bir toplumun sola daha fazla sırtını dönmesi şaşılacak bir durum gibi görünsede aslında şaşıracak bir şey yok. Sadece iyi bir analiz ve gözlemle bütün gerçekler gün gibi ortada. Solun stratejik ve taktik konum alışı her defasında yaşanan yenilgileri açıklıyor. Bütün mesele sağlam bir özeleştiri ile geçmiş hatalardan ders çıkarabilmek ve buna uygun bir hareket perspektifiyle geleceğin devrimci örgütünü inşa etmekte.

Unutulmaması gereken şey, toplumsal ve ekonomik buhranların kapitalist sistemin sonuçları olduğu ve bu sistemin mevcut sermaye ve üretim ilişkileri devam ettikçe bu buhranların sürekli olacağıdır. Yani tren kaçmış değil, üstelik kaça trenin yerine bir başkası ilk duraktan kalkıp çoktan üzerimize doğru gelmekte.

Değişim Kaçınılmaz

Hayat alabildiğine atomize olurken, bütün dünyada sistem kişiselleşirken bundan siyasetin etkilenmemesini beklemek saflık olur. Durum değişiyor, herkes değişimi iyi okumalı, Türkiye devrimcileri geleceği görmekteki yeteneksizliklerini 1990'ların başında kavrayamayarak gösterdi, devrimciler yıllarını birlik tartışmaları ve gündemin içinde çırpınarak harcadı. Hala daha benzer tartışmalar sürüp gidiyor. Geleneksel siyasal çalışma tarzlarında ısrar inatla sürdürülürken, solun toplum üzerindeki gücü her geçen sene azalıyor.

Solun yıllardır beslendiği çeşitli etnik ve mezhepsel geleneklere mensup insanlar dışında solun çekim gücü daralıyor. Hayatın içinde eriyen bir güç bu, dönem dönem bazı lokal olaylarla bazı hareket momentleri yakalansa da, toplumsal olaylarla alınan ivme sürekli kılınamıyor. Yani kapitalistlerin yıllardır dillerinden düşürmedikleri gibi sürdürülebilir değil.

Sürdürülebilir olmadığını tarih bizlerle alay eder biçimlerde defalarca gösterdi. Tarihsel ve sosyal gelişmeler, geleceği iyi okuyup zamanında bunun altyapısını örenlerce belirlenmiştir. Hiçbir devrim zamanından önce olmadığı gibi, zamanın gerçeklerini iyi kavrayamayanlarca yapılmamıştır. Kazananlara baktığınızda, göreceğiniz gerçek, kendi dönemini ve mevcut bulunduğu coğrafyayı en iyi anlayan ve bunu organize edenlerin başardıklarını görmek hiç zor değil.

Ne Yapmamalı

Sol hep ne yapmalıyı tartışır, oysa esas mesele ne yapmamak gerektiğini görerek sağlambir stratejik hat oluşturmaktan geçiyor. Örneğin günümüzde siyasal hareketlerin yürüttükleri tartışmalara baktığımızda tartışma birlik ve güç konularında ilerliyor. En büyük sorun solun güçsüzlüğü gibi algılanıp insanlar bunun derdine düşüyorlar. Tartışlmayan şey neden cılız kalındığı ve cılızlığın aşılamadığı, çünkü reel akıl hemen bölünmüşlükten dem vuruyor. Çözümse basit insanları bir araya getirmekte aranarak, daha güçlü örgütler yaratmak olarak algılanılıyor. Kimse de çıkıp defalarca denenen bu yöntemlerin sorunu çözmediğini söylemiyor.

Mesele ne kadar kalabaık olduğumuz meselesi değil, yaşadığımız en büyük sorun günün gerçeklerine uygun örgütler ve ilişkiler yaratamama sorunu. Sorun biraraya gelmekle daha üst ve büyük örgütler oluşturmakla aşılacak olsaydı yıllardır sol siyasal hareketi belirleyenler bunu defalarca yaptıkları deneyimlerle başaramayanlar yaparlardı. Ama olmadı ve üzgünüz bundan sonra da olmayacak.

Yani mesele kaç kişi olduğumuz meselesi değil. Bütün mesele hayatı ne kadar doğru okuduğumuz meselesi. Kimse kusura bakmasın ama gezi parkı bir diğer adıyla haziran direnişini hiç bir sol siyasal hareket yaratmadı. Demek ki binlerce onbinlerce insanın yıllarca yaptığı ve bir arpa boyu yol alamadığı zamanlarda, insanlar sosyal medya üzerinden organize olup sistemle karşıkarşıya gelebiliyor. Tabi o insanların oluştuğu topluluk sol fikirlerden beslenen bir topluluk olsa da bu başlı başına hiç bir siyasal hareketin organizasyonu veya öngörüsü değildi. Zaten egemenleri şaşırtan şeyde buydu, o yüzden sistem reaksiyon vermekte zorlanıp, durumu algılamaya çalıştı.

Gezi Parkını Doğru Anlamak

Ne yapmalıya dair dersler çıkaracaksak, buna yakın zamanda yaşadığımız gezi parkı olaylarını iyi analiz edip bunun üzerinden ders çıkarmalıyız. Gezi parkı direnişinden sonra, olayın alt dinamikleri es geçilerek yüzlerce tespit yapıldı, yeni politik hatlar şekillendirildi, birliktelikler ayrılıklar meyana geldi. Peki gezi parkı dinamiği doğru kavranabildi mi? Cevabı çok basitçe HAYIR. Sol aylar sonra olayı değerlendirmeye başladığında, en meşhur tavrı ile kendini tekrar etti, hemen birçok gurup meseleyi güçsüzlüğe ve solu birleştirme zeminine dökerek, yıllardır yaptıklarını tekrar etmekten çekinmedi. Nasılsa sorun solun birleşmesiydi ve birleşen sol her şeyin üstesinden gelebilirdi.

Oysa sol yaklaşık 35 senedir bu topraklarda kan kaybeden bir halde, üstelik bunun sorumlusu olan siyasi hareketlere yön veren merkezler ve siyasi stratejistler, kusuru gene sonuçta bularak solun daha güçlü olması gerektiğine karar vererek birlik temelleri inşa etmeye başladılar. Sonuçsa ortada 7 Haziran seçimlerinde moral bulan yaklaşımlar 1 kasımda hüsranı iliklerine kadar yaşadı.

Peki neydi gezi gerçeği?

Evvela şunu unutmamak lazım ki gezi parkı solun ana ideolojik argümanı olan sınıf ve sermaye temeli bir olay değildir. Hele bir çok kesimin dillendirdiği gibi bir kalkışma veya isyan hiç değildir. Aslında bütün olay mevcut iktidardan şu ya da bu biçimde rahatsız olan geleceksiz ve umutsuz genç kitlelerin sisteme karşı umutsuzluklarını dışa vurmasıdır. Bir çeşit öfke patlaması diyebiliriz buna. Sonuçta ülke içinde yıllardır süren AKP politikaları ekonomiden, sosyal hayata bir çok şeyi yeniden şekillendirirken, bu durumdan rahatsız olan ve gün geçtikçe toplumsal nüfuz alanlarını ve ekonomik gücünü kaybeden kesimlerin bir çeşit öfke patlaması sokağa yansıdı.

Ayrıca sistem karşıtı bilinçli bir öfke patlaması olmadığı için saman alevi şeklinde gerçekleşen bir sokak hareketi yaşadık. Sosyal medyada sık kullanılan ve artık bir çeşit dalga geçme kalıbına dönüşen “ilk 3 gün bende destekledim” sözü durumu tam anlamıyla açıklamaya yetiyor zaten. Bir çeşit romantizimle sosyal medyadan sokağa çıkma çağrısı yapan internet fenomenleri ve bazı ünlüler, 4. günün sonunda papucun pahalı olduğunu görerek sıvışmaya başladıklarında yavaş yavaş eve dönün çağrıları başlamıştı.

Yıllar sonra ilk defa böylesi kitlesel sokak hareketleri gören sistem şoka girip bocaladı. Ancak karşısında sınıfsal ve sosyal bilinç temelli hareket eden kitlelerden ziyade beş benzemez bir kitle olunca sistemin şoku atlatması ve süreci çözmesi çok kolay oldu haliyle. Sola ise yıllar sonra böylesi bir sokak hareketinin içinde bulunmanın tarifsiz coşkusu ve yıllarca anlatılabilecek hikayeler kaldı. Sol romantizim bir yanda, komiklikler, şakalar öbür yanda, bir kendisini akıllı gören orantısız zeka söylemi başka bir yanda varlığını hala sürdürüyor.

O kadar olaydan sonra kazanımın ne olduğu konusu bile hala muallak. Aslında en temelde olay kapitalist sistemin artan genç nüfusa sunduğu yaşam modelini aynı oranda karşılayamaması sorunuydu. O kitleler bir anda sokağa inmedi, bu gün sokaklarda gördüğünüz şey işsiz veya düşük gelirli genç kitlelerdir. Zaten gezide açığa çıkan şey tüketmeye programlı kitlelerin artık tüketemez konuma düştüklerinde açığa çıkan öfkenin sonuçlarıdır.

Gerçekler Göz Önünde Bütün Mesele Görmek

Aşağıda bir grafi var bu grafik ülkemizdeki gerçeği anlamak için oldukça hayati bir öneme sahip.

Grafikte de göreceğiniz gibi ülkemiz yüksek işsizlikle yüzyüze durumda özellikle genç işsizlik neredeyse işsizlik oranının iki katı civarında seyrediyor. Ayrıca iş bulabilen genç nüfusun ezici çoğunluğu kalifiye işler yerine, kasiyerlik, garsonluk, tezgahtarlık, çağrı merkezi operatörlüğü, gibi hizmet sektörlerinde düşük maaşla çalıştığını unutmamak gerekiyor. Yani küresel tüketim kültürüyle büyümüş, her gün tüketime kışkırtılan ancak kazançları buna yetmeyen bir genç nüfus var. Haliyle daha çok sosyal medya platformlarında zaman geçiren bu kitlenin sosyal medyadaki her duruma reaksiyon vermesi kaçınılmazdır. Zaten geziden sonra adlarını daha sık duyduğumuz ak trollerin yaratılması, AKP'nin sosyal medya operasyonları için özel ekipler kurması da geziden çıkardığı bir derstir.

Son zamanlarda sosyal medyada çeşitli gurupların sosyal medya meydan muharebeleri gözden kaçmıyor. Yani artık her siyasal ve sosyal gurup sosyal medyayı kendi amaçları için kullanmaya kalkıyor. Ancak sosyal medya yabana atılır bir güç olmamakla birlikte, hayatın ritmini belirleyen bir güç değildir. Esasen hayat sosyal medyanın gücünü belirler, yani kitlelerle hayatın kendi içinde bağ kuramadığınız müddetçe, siyasete yön vermeniz mümkün değildir.

Yeni Dönemin Devrimci Örgütü

Çağımızın en büyük yoksunluğu arzu ve tutku yokluğu olarak cereyan ediyor. Yeni dönem insanı, tüketim toplumunun göbeğinde hevesi çabuk geçen, net istekleri olamayan, arzu yoksunu bir profil çiziyor. İşte mesele bu insanları organize etmek meselesi ise ki öyle, o halde önce bunu gerçekleştirecek fikirlerin ateşli fikirler olması gerekiyor. Gerçek güç fikrinizin ateşinde saklı. Çok güçlü olmanız, binlerce insanı organize etmeniz size bir güç katmıyor, bunu defalarca deneyimledik.

Yakın gelecekte, kişiselleşen bir dünyada yetkin bireyler, bulundukları alanları daha fazla organize edecekler. İnsanlığı bekleyen yeni yıksullaşma dalgası tüm ekonomik ilişkileri tarumar ederken, devasa işsiz orduları doğuracak. Çelişkiler daha derinleştiğinde, daha politikleşen bir kitle ile karşıkarşıya kalacağımız kesin. Ancak bu yeni kitlelerin dayanışma ve sosyalleşme ihtiyacı büyük organizasyonlardan ziyade daha ufak ve problem çözücü organizasyonlarca sağlanamazsa kırılma sistem tarafından gerici organizasyonları besleme amaçlı kullanılabilir.

1970 sonrası yaşanan göç dalgası varoşlarda solu yarattı, ülke genelinde kitleselleşme sağlayan hareketler dönemin koşullarında somut ihtiyaca cevap veren hareketlerdir. Bu gerçeği unutmamak gerekiyor, çünkü 12 eylülle birlikte darmadağın edilen solun kitleselleşme alanları cemaatler tarafından hızla doldurularak günümüz Türkiyesi yaratıldı. Bireyin içinde bulunduğu yanlızlığı iyi örgütleyen bu yapılar, kurdukları ağlarla hem bireylere daha kuvvetli organizasyonların parçası gibi hissettirirken, onların gündelik ihtiyaçlarına çözüm üretebilmelerinin sonucunu aldılar. Bugün adı telafuz edilen cemaatlerin büyük kısmının 1980 lerin başında bir camide toplanan 50-100 kişilik ekipler olduğunu unutmamak gerekiyor.

Yani devrimciler için ana mesele çözüm üretebilecek, yeni toplumsal durumu dayanışma ağlarıyla örgütleyebilecek yetkin bireylere sahip olma meselesidir. Bu gün güç olarak nitelenen bir çok şeyin yarın hiç bir önemi kalmayacak. Çünkü sistem baştan aşağı kendisini yenileyeceği yeni bir yola giriyor. Yeni dönemde büyük olan ne varsa işgörmez hale geleceği için günümüzün bütün organizasyonlarının bu ihtiyaca cevap üretmekten uzak kalacağı çok açıktır. Şu an için görünen gerçek, milyonların ihtiyaçlarını uzun yıllar karşılayacak organizasyonların olmadığıdır. Halkın ihtiyaçlarını çözecek yegane güç gene halkın kendisidir.

İşte bu yüzden güç ufak kitlelerin içinde organize olabilmiş fikirlerde ve bireylerde toplanacak. Çünkü yeniden şekillenecek ekonomik ve sosyal hayatın göbeğinde milyonlar en acil sorunlarına kendileri çözüm bulmak zorunda kalacaklar. Yeni yoksulluk dalgasında sorun çözebilen, dayanışma ağları kurabilen ve kitleleri bir amaç etrafında birleştirebilen organizasyonlar toplumsal dalganın öncüsü olabilirler.

Devrimci Yol Esas Sahibi Halk Tarafından Yeniden Örgütlenecek

Her dönem kendisine özgü koşulları ile varolur. Bütün dünyadaki siyasal ekonomik şartlar ülke içi dinamiklerin de etkisiyle ülkedeki siyasal ve sosyal hayatı belirler. 1950'lerden sonra iki kutuplu hale gelen dünya'da soğuk savaşın etkisiyle, dünyadaki çatışmalar daha çok 3. dünya ülkelerine taşınmış, savaş 3. dünya ülkelerinin yoksul insanlarının kanlarıyla verilmişti.

Şimdi geleceğin örgütünü inşa etmek için biraz geçmişe bakalım. Özellikle 1959'yılında küba devrimiyle birlikte latin amerikada başlayan hareketler, ABD'nin 1963 yılında Vietnam savaşına dahil olmasının ardından, bütün dünya'da sol hareketler için koşullara göre kır veya şehir gerilla örgütlenmelerini ve çatışmayı zorunlu kıldığında, bütün dünyadaki iklim buna paralel bir seyir izledi.

Özellikle 1968 hareketi, avrupa'da gençlik örgütlerini ve sol muhalefeti yükseltirken, ortadoğudan latin amerikaya kadar bütün dünya bir iç savaşlar, gerilla eyleleri şeklinde denge savaşlarıyla süreci 1980 li yıllara kadar getirdi.

Türkiye'de sol hareketler özellikle gençlik hareketleri, 1968 yılından itibaren TKP ve TİP çizgisinden koparak dönemin konjonktürüne göre kendine referaslar alıp mücadeleyi silahlı zeminlere taşıdıkları zamanlara tekabül eder. Bu zamanı 1972 yılında öncü kadroların katledilmesinden sonra, siyasal hareketler açısından kısa süre sonra yaşanan büyük bir kitleselleşme izledi.

Varoşların Seçimi

Peki 1972 senesinde öncü kadrolarını kaybeden sol kısa sürede nasıl oldu da oldukça fazla kitleselleşme zemini yarattı. İşte bu sorunun cevabı devrimcilerin önümüzdeki dönemi için oldukça kritiktir. Türkiye'de köy kent nüfus dağılımını gösteren aşağıdaki grafik oldukça önemli.

Evet görüldüğü üzere 1965 ve 1985 yıllarında köy ve kent nüfuslarında tam bir değişim yaşanıyor. Bu göç dalgasının en büyüğü özellikle 1970 lerin başında başladı. Yani kent varoşlarlarına yerleşen insanlar beraberlerinde bir sürü sorunla kentlerde yaşam savaşı vermeye başlamıştı.

Sürekli konuşulan solun eski kalesi varoşlar nasıl islamcı oldu tartışması bile özü kavramak için oldukça fazla veri sunuyor bizlere. Yani yükselen siyasal islam gene solun kitlesel tabanını oluşturan yoksul mahallelerde yaygınlaştığı hep anlatılır. Yani günümüzdeki siyasal islamcı iktidarın durumunu ve solun kitlesel zayıflığını anlamaktaki en önemli referanslar aslında tam olarak bu durumun iyi tahlili ile açığa çıkacaktır.

Evvela 1980'lere kadar yaşanan göçlerin daha çok karadeniz ve iç anadolunun dağlık bölgeleri gibi hayatın daha zor olduğu bölgelerden olması bir tesadüf değildir. Çünkü özellikle dağlık ve evrimsiz kırsal bölgelerde artan nüfus ihtiyaçlarını gidermek için kentlerin yolunu tutmuştur.

Bu noktada özellikle ilk göçlerin osmanlı döneminden bu yana daha dağlık ve kıraç bölgelerde yaşayan aleviler tarafından yapılması bir tesadüf değildir. Kentlerin ilk varoşları oluşurken o varoşlara göç eden aleviler, yaşam tarzları açısından devrimcilerle çok çabuk kaynaşarak devrimci hareketlerin kitlesel tabanını oluşturmuşlardır. Ha keza göçle birlikte kentlerde açığa çıkan barınma sorunu ve yeşil kuşak projesiyle özellikle ABD tarafından yükseltilen milliyetçi, ümmetçi gurupların saldırıları da bu kitleselleşmeyi ciddi anlamda sağlamıştır.

Yeşil Kuşağı Anlamak

Ortadoğuda bugün insanlığın başına bela olan radikal islamcılar ABD tarafından Sovyetlere karşı 1970'lerde beslenmeye ve geliştirilmeye başlanmıştır. Stratejinin uygulayıcısı CİA'tarafından çok basit bir mantıkla bütün dünyada büyük kazanımlar doğurmuştu. Anti komünist gizli yeraltı örgütleri (Gladio) vb. örgütlenirken bunu sosyalislerden ölesiye nefret eden gruplar içinde yapmışlardı. Bu avrupada faşist partilerin kırıntılarından oluşan aşırı sağcılar iken ortadoğu vb. yerlerde islamcılar, latin amerika gibi yerlerde ise kiliseler aracılığıyla yapılmıştı.

Mantık ise toplumu kendi içinde çeşitli katmanlara bölmektir. Özellikle toplumu oluşturan etnik veya mezhepsel gurupların en büyüğü hedef olarak alınmıştır. Yani bir ülkede iki etnik veya mezhepsel grup varsa bunlar içinden en kalabalık gurup yandaş yapılarak kendi gizli örgütlerine militan ve kitle desteği sağlamışlardır.

Türkiye'de 1980 öncesi türk islam sentezi denilen fikirler bu mantığın en güzel örneklerinden birisini oluşturur. En büyük etnik gurup türkler, en büyük mezhep ise sünniler olduğuna göre, türklük ve sünni islam karışımı bir ideoloji biçilmiş kaftandır. 1980 öncesi MHP duvar yazılarında “kanımız aksa da zafer islamın” sözü boşa seçilmemiştir. Ha keza 1960'lardan sonra MHP'den tasfiye edilen türkçüler de buna oldukça iyi örnektir. Türkçü ve turancılar, islamcı değil daha çok geleneksel türk töresi ve inançlarını benimseyen insanlardı ve bunlar süratle tasfiye edildiler.

AKP İktidarını Anlamak

Günümüz sol siyaseti şiddetli bir AKP karşıtlığı şeklinde örgütlenmeye çalışarak tüm stratejisini ve örgüt modellerini buna uygun konumluyor. Oysa Akp bir sonucun tezahürü, yani bugün AKP'nin %50 oy almasına şaşırmak sadece toplumu yeterince bi,lmeyenlerin işi olabilir. Devrimci Yol'u onun esas sahibi halkın yeniden örgütleyecek diye bir iddia koyuyorsak ortaya toplumu anlamak ve geleceği öngörmek en önemli görev.

AKP iktidarı günümüz insanının içinde bulunduğu açmazın ve son 60 yıldır Türkiye'de yapılan toplum mühendisliğinin en büyük sonucudur. 1950'li yıllardan itibaren soğuk savaş ikliminde yeniden şekillendirilmeye başlanan Türkiye, özellikle ekonomik ve sosyal olarak zaman içinde harkulade bir toplum mühendisliği ile şekillendirilmiştir. Zaten AKP propagandalarına baktığınızda bu şekillendirmeyi çok rahat görebilirsiniz. Adnan Menderes ile başlattıkları tarihsellikleri Özal ile devam eder, örneğin içinden çıktıkları milli görüş lideri Erbakan resmini kurultaylarında göremezsiniz. İşlerine geldikçe adını andıkları aslında politik anlamda işlerine gelmeyen bir figürdür erbakan.

Adnan Menderes çok partili hayata geçen ülkede CHP içinde bulunmuş, kurucu cumhuriyet kadrolarının bir kısmından teşekkül eden bir ekiple seçimlere girerken, ne kadar CHP karşıtı varsa hepsinin sırtını sıvamaktan çekinmeyen pragmatik bir liderlikti. Aynı lider türk askerini 50 cente NATO'nun askeri yapmaktan çekinmedi. Bu gün AKP'lilerin, dönemine göre adamına göre politikasının en güzel örneğidir aslında, yani AKP tabanına daha 3 sene öncesine kadar yapılan dünya lideri türkiye, anti amerikancı propaganda, Şangay beşlisine gireriz, gerekirse Rusya, Çin ve İran'la müttefik oluruz propagandası, bu gün NATO ülkesiyiz, amerika bizi korura evrilirken, bütün toplum bunu hiç sorgulamadan kabullendi. Toplum mu balık hafızasına sahip yoksa dün dediğiyle bu gün dediği bir birisini tutmayan AKP'mi çok akıllı dersiniz. Aslında hiç biri. Toplum mühendisliği sayesinde salt çıkarları noktasında hareket eden bir toplumla karşıkarşıyayız. Dolayısıyla günümüz toplumunun bütün hareketlerine ve seçimlerine şaşırmak saflık olur.

Tamamen çıkara dayalı bir ideolojik ve kişisel tercihlerle yaşayan bu toplumsal yapıda AKP'yi çok düşünmek onun iktidarını nasıl yıkarız diye çabalamak nafile çabalardır. Çünkü AKP toplumun çıkarlarını karşılayamaz noktaya geldiği anda yerle yeksan olacak bir hareket. Bugün devrimcilerin birinci görevi, AKP karşıtı propaganda yapmak, çeşitli toplumsal olayların en ön saflarında halka AKP'yi anlatmak değildir. Zaten herkes malının ne olduğunu iyi bilmektedir.

Yani onca yolsuzluk kasetinden sonra AKP hala destek buluyorsa, bu AKP'nin sütten çıkma ak kaşık olduğundan değil sadece çevre ve çeperinde rant ilişkilerine zeval vermemesinden dolayıdır. Yani AKP varoldukça ondan nemalanan veya nemalandığını sanan geniş kesimlere AKP karşıtı propaganda çok etkili değildir. AKP'yi yıkacak ana unsur kendi elleriyle yarattığı rant havuzlarının yıkılmasıdır. Çünkü çalıyor ama çalışıyor diyen insanların söylemek istedikleri ana şey, bu durumdan dolayı benim çocuğumu işe alıyorlar, yardım yapılıyor, mahallede imarı düzenleyip kent rantından daha fazla pay aldım, belediye bana büfe verdi, kamu ihalesi aldım, veya bu ranttan nemalanan insanlarla iş yapıyorumdur. Aslında bir çok insan kabullenmemiş gibi görünmek istiyor, yani montaj yalanını yediklerinden değil de yemiş gibi görünmek işlerine geldiği için böyle davranıyorlar.

Dolayısıyla halka kızmak ve umudu kesmek devrimcilerin yapabileceği şeyler değildir. Devrimcilerin ana görevi daha iyi bir toplum inşa etmektir. Zaten devrim kısa sürede yapılan köklü değişikliklere verilen isimdir. O yüzden bir halkı anlamadan, onu değiştirmeye çalışmak nafile çabadır. Doğru devrimci tutum, geleceğin toplumunu, sosyal, siyasal ve ekonomik şartları, dünya, bölge ve ülke genelinde öngörmek ve buna uygun örgütlenmeler açığa çıkarmaktır.

Devrimci Yol'u esas sahibi halk inşa edecek derken de, aslında bu gerçeğe vurgu yapıyoruz. Çünkü tepeden inmeci ve keyfi politakaların, politik tespitlerin halk nazarında bir karşılık bulmadığı artık yüzlerce deneyimle sabit. Devrimciler halka öncü olmak onlara yol göstermekle mükelleftirler, çünkü yapılan siyasal ve sosyal örgütlenme çalışmaları ödenen bedeller daha iyi bir ülke ve dünya kurmak içindir. Daha eşit, adaletli ve güzel bir ülkeyi, bu ülkenin halkları için kurmak istediğimizi unutmamalı ve bu mücadelenin ana unsurunu kendi emeğiyle geçinen kapitalist ekonomik sistem tarafından ezilen insanlara devretmek, o insanları mücdelenin en ileri safında konumlandırmak en acil devrimci görevdir. Çünkü sistemi devirecek ana güç gene halkın kendisidir.

Bütün yazı boyunca kısım kısım ekonomiden, genç işsizlikten, gezi parkından, varoşlardan ve siyasal islamdan bahsettik. Çok farklı konular gibi görünse de aslında günümüz toplumunu ve geleceği görmemizi sağlayan ana unsurlar bu alt başlıkların iyi sentezlenmesi ile açığa çıkacak. O halde can alıcı konuya gelelim.

Çözümler

Özellikle solun içinde düştüğü en büyük handikapın örgüt sorunu olduğunu görmek için kör olmak lazım. Bu gün örgüt bir araç olarak değil amaç olarak görülüp fetişleştiriliyor. Açığa çıkan bir gerçektir biz olgusudur. İrili veya ufaklı bir çok siyasal hareket içindeki gurup kültüründe biz konusu iç konuşmalarda sürekli işlenir. En doğru tahlili biz yaparız, en kalabalık gurup biziz gibi durumlarla sürekli karşılaşırız. Bu bizleşme bir süre sonra politik örgütün devrime giden bir araçtan ziyade, birbirleriyle sosyal iletişime geçmiş insanların fetişleştirdiği bir hal alıyor.

Devrim bir bütündür. Sorun tek başına iktidarı değiştirmekten ziyade toplumu ve dünyayı değiştirmek sorunudur ve bu amacı taşıyan her insanla aslında aynı gemideyiz. Yani günümüz solunun anlamadığı ana gerçek bir araya gelip daha büyük guruplar oluşturma çabası, sürekli bir ötekileştirme yaratıyor. Oysa sistem karşıtı sosyalist hedefler gözeten öyle veya böyle bütün siyasal hareketlerle aynı gemideyiz. Halk bizi yüzlerce grup olarak değerlendirmez. En büyük veya en küçük gurubun yaptığı olumlu hareket devrim gemisinin yelkenlerini doldururken, yapılan her hata geminin zemininde delikler açıyor. O halde.

Çözüm 1

Geleceğin devrimci örgütünü bir amaç değil araç olarak konumlandırmak birinci görevdir. Devrimci örgütün birinci amacı daha kalabalık olmaya çalışmaktan ziyade geleceğin inşası için, doğru stratejik ve tattik çalışmayı toplumu dönüştürebilecek ve sistem mağduru bütün kitleleri mücadelenin en önünde konumlandıracak biçimde alabildiğine yaygınlaştırmaktır. Bunu yaparken sol siyasetin bütün yelpazeleriyle, ortak politik hedefler doğrultusunda işbirliği yaparak, sunni birlik ve ittifaklardan kaçınmaktır.

Dün Süleyman Demirelin bir şapka sallayarak %40 oy aldığını unutmamak lazım. Bu gün AKP dün söylediğini bu gün yalanlayan, tamamen eklektik bir siyasetle, işine geldiği gibi davranan, iktidarına ortak ettiklerini ertesi gün düşman edinen, dün düşman olduklarıyla bugün ittifak kuran yapıda siyasal tutarlılık ve siyasal etik kuralları açısından tam anlamıyla facia bir siyasal hareket. Ama bu onların başarılı olmalarını engellemiyor. Çünkü genelde AKP siyasal hattı, özelde ise siyasal islam kazanmaya odaklı hareketler. Aslında dünyanın her yerinde halklar kazananların yanındadır, yani başarıya ulaşan bütün devrimler halka kazandırdıklarını gösteren hareketlerdir. O halde.

Çözüm 2

Geleceğin devrimci örgütünü bugünden yaratmak isteyenler, ufak kazanımlarlarla ilerlemek zorundadırlar. Siyaset tam bir stratejik ve tatktik savaşıdır, siyasal hat ve örgütlenme ufak dahi olsa kazanımlarla ilerlemek zorundadır. Devrimci Yol'da haneye yazılan en ufak kazanımlar yarın büyüyerek geri dönecektir. Bu yüzden devrimci kadroların en büyük görevi, süreci iyi okuyarak kısıtlı kadro ve gücün doğru kullanılmasını sağlamaktır. Hayatın içerisine alabildiğine yayılarak ufak kazanımlar ve güçlerin birleştirilmesi sonucu daha büyük güçlerin ve kazanımların olması sağlanmalıdır. Bunun için gerekli güç zaten hayatın içerisinde mevcut, bugün siyasal alanda aktif olamayan bir çok kişi ile geçmiş siyasal ilişkilerine bakılmaksızın ilişki kurulması, çok ufak gündelik sorunlardan başlayarak daha büyük sorunlara kadar çözüm üretebilen bir dayanışma ağı, geleceğin devrimci örgütünü inşa edecek yegane güçtür. İnsanlara hayatın içerisinde ufak kazanımlar ve dayanışma ilişkileri kurulmalı ve bu bireyden genele bir örgüt kültürü haline getirilmelidir.

Ne arap baharı tesadüfi bir şey, ne ortadoğu, Işid bir günde ortaya çıkmadı bu bir gerçek ama kendi başına varolmadığı da büyük bir gerçek. Tüm siyasal hareketler ortadoğu ile ilgili önemli olaylardan sonra klişe olarak “ortadoğuda kartlar yeniden karılıyor” der. Oysa ne ortadoğu bir kahvehane, ne de ortadoğu ülkeleri kart karılan masalar. Ortadoğu üzerine kumar oynanmayacak kadar hassas bir bölge. Çünkü kapitalist sistemin yani üretimin devamı için gerekli enerji kaynaklarına sahip. Kimse kaynaklar üzerine kumar oynamaz. O halde.

Çözüm 3

Geleceğin devrimci örgütünü kurmak isteyenler, siyaset belirlerken siyaseti bir “ya tutarsa” kumarı gibi belirleyemezler. Ortadoğuda dengeler sürekli değişir, çünkü ittifaklar ve çıkar ilişkileri değişkendir. Küresel güçlerin bölge üzerindeki ittifakları güçlenip zayıfladıkça politikaların değiştiği bir gerçek. Ama bu değişim devrimci bir değişim değildir. Ortadoğu kumarına dahil olmak devrimci hareketlerin enerjisini boşa harcaması anlamına gelir. Bu gün özellikle ülkemizdeki kürt siyasal hareketi artık sadece türkiye genelinde değil, ortadoğudan ayrı düşünülmeyecek bir yapıdadır. Bu denklemlerden bir devrim çıkmaz. Çünkü fillerin savaşında hep çimenler ezilir. Ortadoğu yakından izlenilmesi ve dersler çıkarılması gereken bir bölgedir. Ama asla savaşın tarafı olmanın isteneceği bir bölge olmamalıdır. Ülke yarın ortadoğu bataklığına girse dahi bu savaşın tarafı veya karşıtı olmak yerine enerji daha çok halkın içinde bulunduğu sorunların çözümüne harcanmalıdır. Yani 7 haziran seçimleri sonucunda Kürdistanda çatışmaların başlamasına şaşıranlar ve olayı seçimlere indiregeyenler hayatı okuyamayanlardır. Aynı insanlar Rusya'nın Suriye'ye müdehalesine de şaşırırlar. Oysa özellikle Irak ve Suriye konusunda İran ve Rusya ile ittifak kuran PKK'nin ABD'nin emriyle Kandil'de bombalanması ve NATO'nun yol vermesiyle bütün Kürdistanda (Irak, İran, Türkiye; Suriye) olayların yükselmesi tesadüf değildir. Bu yüzden uluslararası siyasal ittifaklardan yana taraf olan kürt ulusal hareketiyle ülke gündemindeki (gerek genel olaylar, gerekse bölgesel sıkıyönetimler ve halka dair saldırılar vb.) meselelere, demokratik, siyasal duruma ilişkin dayanışma acil ve insani bir görevdir. Ancak siyasal işbirliklerine gitmek devrimciler için sonuç verici değildir. Etnik ve mezhepsel taraf tutmaktan kaçınılmalı, halkın bu düzeydeki gerilimi tüm halkı kucaklayacak örgütsel mekanizmalarla aşılmalıdır.

Büyük bir ekonomik krizin geldiği çok açık. Sistem bütün dünyada hala krizi ve resesyonu aşabilmiş değil. Sistem tıkandıkça dünyanın gerilmesi de bir tesadüf değil aslında. Özelllikle 2012 yılından bu yana her ülkekendi çıkarları için bulunduğu bölgede çeşitli ittifaklar yapmaktan kaçınmıyor. Küresel güçler ise bütün dünyada ittifaklar yapıyor. Ancak nafile bir çaba, bütün dünyanın suyu ısınıyor, Rusya ve Çin keyfinden Ortadoğuda bulunmuyorlar, bütün dünyada entegre ekonomik sistem çatırdarken kapitalist sistem krizini çözemediği anda halkların daha yoksullaşması kaçınılmaz. Bu yoksullaşma ve ekonomik çalkantı aşılamazsa dünya çapında küresel güçlerin bölgesel çatışmalarının daha artacağını görmek için dahi olmaya gerek yok. Bu bölgesel çatışmaların büyük bir dünya savaşına evrilmemesini önleyen tek neden, küresel sermayenin hala düzelme ve denge umudu olması, ama o umut ortadan kalkarsa altta kalanın canı çıksın anlayışı hakim olacak ki bu durumda çatışmalar çok yayılacak. O halde.

Çözüm 4

Geelceğin devrimci örgütünü kurmak isteyenler, gençliğin gücünden faydalanmak zorundadır. Özellikle gençliğin işsiz kaldığını söylemiştik. Ancak gençliğin gücü denilince anlaşılan şey lise ve üniversite örgütleridir. Oysa odaklanan bu güç sadece tali güçtür. Gezi olaylarını anlatırken, gençliğin işsizlik ve umutsuzluk sonucu reaksiyon verdiğini aktarmaya çalışmıştık. Sonrasında gerekli bilinç olmadığı için sönğümlenen olaylarda devrim, destan ve direniş hikayeleri yaratma çabaları nafile çabalar. Gelecek daha büyük çalkantılara gebe, üstelik bu çalkantıların ve olayların özellikle 2016 nisan ayından sonra olması kimseyi şaşırtmasın. Geleceğin devrimci örgütünü kuracak kadrolar yeni toplumsal olaylara hazırlıklı olmalılar. Ancak toplumsal olaylar olduğunda olayların içinde olmak sadece stada gidip futbol maçı seyrederek kendisini tatmin edenleri sevindirebilecek bir şeydir. Asıl mesele o sahada oyuncu olmaktır. Yani bir sonraki süreçte akışın içinde sokakta koşturan değil oyunu bizzati kurgulayan ve içinde bulunan olmak isteyen irade doğru adımlarla ve kadrolarla bunu başarabilir.

Bütün bir gençliğin markette kasiyer, bankada gişe memuru, garson, temizlikçi, güvenlikçi, kargo kuryesi olduğu bir dönemdeyiz. Tüketim bu kadar fetişleştirilmiş haldeyken oratalama 1000-1500 lira maaşlarla genç kitleler tam anlamda büyük bir depresyonun içerisinde. Yoksullaşma ilk olarak tüketemeyenlerce hissediliyor. İşte bu gibi durumlarda AKP uslu ve kendinden olanlara görece daha rahat ve gelirli memurluklar ve işler vaad ediyor. Bu umutlar devasa ak gençlik sürüleri yaratıyor. Oysa hepsi nafile çünkü dünyadaki küresel sistemin fon fazlalarının yelkenini doldurduğu beceriksiz AKP bu fonları doğru kullanmadığı gibi eldeki, kaynakları da verimsiz kullandığı için ülkeyi tam bir felakete sürüklüyor. Türkiye dünyanın en kırılgan ekonomilerinden birisi olarak gösteriliyor. İşte bu kırılma çok yakında gerçekleştiğinde ne yapması gerektiğini bilmeyen milyonlar sağa sola savrulacak. Geleceğin devrimci örgütü bu gerçeği kavrayıp, gençler arasında dayanışma ilişkileri kurabilen onları hayatın içinde üretken kılabilecek komünler kurabilecek örgüt olacak. Yani bu günden itibaren hayatın içindeki dayanışma örgütlenirken, atıl arazilerin ekilmesinden tutun da diğer dayanışma ağları yakın zamanda çok popüler hale gelecek (sadece ovacık belediyesinin ektiği nohut bile buna en iyi örnek) ayrıca avrupa ve abd de sistem karşıtı insanlar şu anda çok kopuk ve bilinçsiz biçimde çeşitli komünler oluşturuyor. İşte geleceğin örgütü şehirde kırda dayanışma içinde olan ufak komünler kurabilenlerin örgütü olacak.

Çünkü dün gecekondusunu yaptığımız halk nasıl bizlerden yana taraf olduysa, bu gün siyasal islamın ana gücü dayanışma ağları cemiyet ve cemaatlerse, yarın kaos ortamında dayanışabilen, kendi ihtiyaçlarını en azından asgari düzeyde karşılayabilenler varolacak ve güçlenecekler.

DEVRİM ÇOK YAKIN

Politik hattın inşasına dair çeşitli önermelerde bulunduk. Ancak başta da dediğimiz gibi Devrimci Yol halk tarafından kurulacak. O yüzden geleceğin devrimci örgütü, geleceğe hazırlanan bir mahiyette sorun çözen ve yeni ilişki ve dayanışma ağları örgütlerken hareketin alabildiğince esnek ve taraftarlarınca belirlenen bir hatta sahip olması kaçınılmazdır. Çünkü gelecek ne olacağı kestirilmez bir şey değil, ancak çok büyük değişimler kaçınılmazdır. Yani koşullara göre hızlı refleks veren ve sorun çözen kadrolar ve örgütler başarıya ulaşacak, bu yüzden hayatın her alanına yayılan geleceğin toplumunu bu günden kurmaya başlayan bir hareketin öğreneceği ve öğreteceği çok şey var

devrimci yolda özgürlük son sayısından alınmışdır...

Bir Kızılca Kıyamet