Mücadelede Bilimin Rolü

Mücadelede Bilimin Rolü

Antik çağ Materyalistlerinden günümüze kadar gelişen Materyalist Felsefe toplumları aydınlatma, ileriye doğru taşıma görevini üstlenmiştir. İdealist Felsefe kuramcıları ve dönemin hâkim güçleri toplumları geriye çekmek; var olan Statikoyu koruma çabası içindedir.

19. yüzyılda Marks ve Engels tarafından geliştirilen Diyalektik ve Tarihi Materyalizm işçi sınıfının önünü açarak onun Devrimci yanını ortaya çıkarmıştır. Emekle sermaye arasındaki uzlaşmaz çelişki sınıflar mücadelesinin ana eksenini oluşturur. Sınıfın örgütlü gücünü partileşerek çoğaltabileceğini, partilerin sınıfa pratik faaliyetlerinde yön gösterici olacağını ön görmüştür. Teori işçi sınıfının pratik mücadelesine hizmet eder. Bilgi sonsuzdur; tabiat ve toplumlar sonsuzca çeşitli olduğu için değil, kendisi sonsuzdur. Bilim önüne durmadan yeni yeni teknik ve teorik meseleler koyar, yeni yeni ihtiyaçlar yaratır. İnsanın bilgi edinme ihtirası sınırsızdır. Her yeni buluş yeni ufuklar açar, yeni problemler doğurur. Bilginin konusunu derinleştirmeye, daha önce edindiği bilgiyi mükemmelleştirmeye teşvik eder.

Sınıfın üretici yanıyla birleşen bilim yeni bir toplumsal sistem oluşturmaya en elverişli koşulları oluşturur. Baştan beri bilimin toplumlar için önemini vurgulamaya çalıştık. Günümüze gelerek yıkılan Reel Sosyalizmin sınıflar mücadelesinde nasıl bir eksen kaymasına neden olduğunu ortaya koyalım.

1) Bütün dünya işçi sınıfı üzerinde demoralizasyon yarattı.

2)Kapitalizmin moral gücünü yükseltti.

3)Sınıf partilerinde ideolojik kargaşa yarattı.

4)Revizyonist oportunistlerin çoğalmasını sağladı.

5)Sivil toplumculuğu hortlattı.

6)Mücadele kaçkınlarına ideolojik zemin hazırladı.

 

Oysa gerçek 1956'da Kruşçev'in partinin başına geçmesiyle başlayan süreç 1989 yılında çözülmenin başlaması 1991 yılında tamamlandı. O dönem SSCB'yi Sosyalist olarak gören yapılar şok yaşadı. Devrimci cephede yer alan birçok yapıda safları terk etmeyi seçtiler. Yenidünya düzeni içinde yeni mücadele biçimleri arayarak sivil toplumculuğa ulaştılar. Etnik kimlik, mezhepsel argümanlarla farklı mücadele alanları açarak sınıfın mücadele gücünü zayıflattılar. Yasal partiler kurarak geçmiş mücadele yöntemlerini yanlış göstererek sağa sapmalarını tamamladılar. Yazımızın başında mücadelede bilimin rolünü ortaya koymaya, sınıflar mücadelesinin hangi bilimsel veriler üzerine geliştiğini anlatmaya çalıştık. Bir toplumu kendi dönemsel koşullarında incelemek, farklı katmanlarını keşfetmek toplumsal birleşenleri algılamak için izlememiz gereken diyalektik yöntemdir. Her toplumun belirli bir tarihsel süreci vardır. Bilmek, eksik ve noksan bilgiden daha tam bilgiye ulaşmak için bilimsel verileri en ince detayına kadar incelemek gerekir.

Toplumlar pratik faaliyet içinde yeniden öğrenmeyi gerçekleştirir. Pratik faaliyet ne kadar çeşitli olursa bilme edinimi de o derece gelişkin olur. Sosyal yapıyı oluşturan maddi temeli yaratan faaliyet (EMEK) aynı zamanda büyük bir teorik önermedir. Kapitalist toplumlarda karşıt iki sınıfın var olan çelişkisi sürekli mücadeleyi gerektirir. Bilimsel Sosyalizm yeniden tanımlanmayı gerektirmiyor. Lenin'in başlattığı, nihayete erdiremediği 70. yılsonunda 1956’lı yıllar da başlayan geri dönüş bugün birçok pişmanlığı da içinde taşıyor. Kapitalizmin ne kadar kötü bir şey olduğunu reelde olsa eski Sovyet toplulukları tarafından anlaşılmaya başlandı. Kapitalizm zafer çığlıkları arasında geçen bir kaç yılın sonunda bütün dünyaya gerçek yüzünü gösterdi. Balkanlarda yaşanan vahşet, Orta Doğu'da sürdürülen kirli kanlı oyunların yenidünya düzeninin nasıl bir özgürleşme olduğunu bütün dünya gibi Sovyetlerde yaşamış bütün topluluklar gördü.

Küreselleşme yutturmacasının hangi sınıfın işine yaradığını sormak gerekiyor. Ülkemizin ve tüm dünyanın gerçek anlamda özgürleşmesi sınıflar mücadelesinin, işçi sınıfı lehine sonuçlanmadığı sürece gerçek anlamda özgürleşmekten söz edilemez. Hedefimiz Bilimsel Sosyalizm olmak zorundadır. Ülkemiz koşullarında Mahir Çayan'ın mücadele çizgisini benimseyip, Devrimci Yolun pratik süreciyle birleştirerek günümüz koşullarına uygun yeniden örgütlenmenin gerekliliği vardır.