Biyolojik ve Psikolojik Zapturapt

Biyolojik ve Psikolojik Zapturapt


Kapitalizm tüm dünya halklarını bir biyolojik saldırıyla zapturapt altına almış ve uzun erimli bir yeni yönetimi de dünya üzerinde hayata geçirerek başarılı olduğunu kanıtlamıştır. Elbette bizler için en önemli şey doğa-insan ve emektir. Yaşam hem bizim hem de tüm canlılar için en kutsal değerdir. Ancak kapitalizmin tüm saldırıları karşısında teslim olmuş bir yaşam zaten ölüm demektir. Bizlere ölümü göstererek, sürünerek ve boyun eğerek yaşamı dayatmışlardır. Bu dayatmanın karşısında bizler; ya ölümü ya da özgür yaşamanın yollarını, mücadele araç ve yöntemlerini yaratacağız. Tüm insanlığın ruhuna bir ağırlık çökmüştür. İnsanlık bilimin ve aklın ön planda olduğu bir çözüm beklemektedir. Üzerimizdeki bu ağırlıktan ve yorgunluktan, yaratılacak nitelikli dayanışma, birlik ve direniş dışında başkaca bir çıkış yolu görünmemektedir.
Kapitalizm tüm insanlığı kendine bağımlı hale getirdiği ve iktidarlar ellerindeki tüm kaynaklarıyla insanlığı esir aldığı için örgütsüzlüğe sürüklenen toplumlar bir virüs salgınıyla yerle yeksan oldular. Oysa vahşi kapitalizmin yarattığı bu biyolojik ve psikolojik saldırıya karşı bugün örgütlü ve nitelikli dayanışmacı toplumlara dünden daha çok ihtiyaç vardır. Çünkü insanlığın tek kurtuluş yolu kapitalizmi tüm kurum ve kuruluşlarıyla yeryüzünden silip atmaktır.
Şu an gelinen noktada, her birimiz sonu belirsiz bir sürecin içerisinde birer kobay ve yaşam alanlarımız da birer laboratuvara dönüştürülmüştür. Dünyamız kısaca bir hapishaneye çevrilmiştir. Bu durum hepimiz tarafından kendimizi de düşünme, dinleme, kim olduğumuzu ve kim olabileceğimizi de ortaya çıkartma zamanıdır. Bu süreç bizler tarafından bir bilinçlenme, değerlendirme, biriktirme, geleceğin mücadele biçim ve araçlarını düşünme ve yarına hazırlanma süreci olarak değerlendirilmelidir. İnsanlığın bilinçli bir biçimde yaptığı kötülüklerin dünyamızı getirdiği nokta çok iyi analiz edilerek ideolojik ve pratik bir tutum öngörüsü oluşturulmalıdır. Bilinçli bir şekilde yapamadıklarımızın da başımızdan birçok şeyi bertaraf ettiğini deneyimleyeceğiniz bir süreç olmalıdır. Biraz düşünürsek aniden tüm dünyada bir irade devriminin de fitilini ateşlemeye yeterli olabildiğimizi görebiliriz. İnsanlık olarak bizler, korku ve endişenin hâkim olduğu yaşamlarımızda, yaşadığımız bu sorunun ve acil çözüm bekleyen tüm sorunların da cevabını aramalı ve kurtuluşun kendi yaşam pratiğimizde olduğunu görmeliyiz ve bilmeliyiz.


Kapitalizm, yeni bir korku imparatorluğu yaratarak bu imparatorluk sayesinde tüm dünyayı ve ülkemizi esaret altına almasının neticesinde tüm dünyayı hapishaneye dönüştürüldü. Zenginler evlerinde ve ellerinde yıllarca yaşayacakları olanaklarıyla yoksullara hoş çağrılar yaptı. ‘’Hayat eve sığar’’ ‘’Evde kal’’ vb. Bu çağrılar yoksulları açlığa ve sefalete sürüklerken insanlığın üzerinde yarattığı psikolojik ve sosyal etkiler, ekonomik süreçler yaşamlarımızın sürdürülebilir olması için uygun ve olanaklı kılınmamıştır. Dünyanın tüm ülkelerinde baş göstermiş olan bu salgınla mücadele yürütülürken, her insan adeta yaşam savaşı vermektedir.


Yaşanan bu salgın sonucu göstermektedir ki, dünya insanlığı da yaşam biçimini yeniden belirleyecektir. Doğada yaşanan talan, yıkım ve sömürü sonucu doğadaki dengelerin de sarsıldığının görmekteyiz ve bu gerçekliği yaşamaktayız. Bu minvalde insanlığın eski alışkanlıklarının da tarihe karışacağı yeni bir dönemeçteyiz. Yaşanan bu salgın yeni bir dünya düzeninin de kapılarını aralarken, mevcut yaşamlarımızı, bilime bakışımızı, siyaset yapışımızı, doğa ve insanla, canlılarla olan ilişkimizi de gözler önüne sermiştir. Yaşanan bu virüs salgını karşısında insanlığın ne kadar çaresiz kaldığı da apaçık ortadadır.


Ekonomik, sosyal-siyasal, gıda, iklim gibi krizler, söndürülemeyen yangınlar vb. bu kar eksenli sistemler tarafından hızlandırılmış bir biçimde yaşama eklendi. Örneğin “Ormanların yok edilmesinin ve endüstriyel hayvancılığın, insanlara bulaşabilecek türde patojenlerin evrilmesine yol açtığı” bu alanda yapılan çalışmalarla kanıtlanmış durumda. Anlatmaya çalıştığımız ve üzerinde durulması gereken durum şudur; kriz dönemleri dâhil hiçbir sarsıntı veya tıkanmanın sistemi kendiliğinden yıkmayacağı, alternatifini üretmeyeceğidir. Evet, bu tür gelişmeler insanların sistemi sorgulamalarını, çözüm arayışlarını hızlandırabilir ancak buna mutlaka örgütlülüğün yani mayalayıcı, hızlandırıcı ve bilinçlendirici bir mücadelenin ve bu mücadeleyi yürütecek çalışmanın eşlik etmesi gerekiyor.
Bilinir ki kitlelerin pratik/eylem içinde bilinçlenmesi de örgütlenmesi de daha hızlı ve kolay olur. Süreç, niteliği gereği eleştirel bakanları, kolektif davranma eğilim gösterenleri, dayanışma içinde olanları bir araya getirecek, yeni deneyimler kazandıracaktır. Böylesi süreçlerde bir yandan insanların dayanışmacı yanı, bir yandan da sistemin şartlamış olduğu bencil ve acımasız yanı ortaya çıkar. Önemli olan konuyu bağlamlardan koparmadan ve kolaycı çözüm tuzağına düşmeden tartışabilmek ve somut çözümler üretebilmektir. Ve tabi ki sorunun kökeni kapitalizm olarak görülürken, alternatifinin eksenine kârı değil insanı koyan sosyalizm olduğu vurgulanmalı, aradaki nitelik farkına dikkat çekilmelidir. Unutulmamalıdır ki daha önce deneyim içinde kazanılmış örgütlenme ve nitelikli dayanışma pratikleri bugün için nasıl gerekli ve değerli ise bu süreçte oluşacak deneyimler ve pratikler de yarın için yararlı olacaktır.


Artık yaşanan bu salgın sürecinde, kapitalizmin sosyal devlet anlayışının da sorgulanacağı günlerdeyiz. Tüm dünya halkları kapitalizmi sorgulamalı ve insani yaşamı öne çıkartan, toplumsal yaşam felsefesiyle donanmış sosyalist dünya düzenini yaşam hedefine dönüştürmek için bu süreci fırsat olarak görmelidir. Bunun yanı sıra yaşayacağımız yeni süreçte hepimizi daha sancılı ve çetin bir dönem beklemektedir. Yoksullar-emekçiler yaşanacak yeni şekillenişin neresinde olacaklarına da karar vermek zorundadırlar.
Devrimciliğin hazır kalıplara sığmadığı, her durum için geçerli mücadele formüllerinin olmadığı gerçekliğinden hareketle söylersek, bugünün mücadele ihtiyaçlarının doğru okunup gerektiği gibi değerlendirilmesi ve süreci güncel ihtiyaçlar eşliğinde uzun erimli bir ufukla karşılamayı gerektiriyor.


Lenin diyor ki,
“Yalancıların maskelerini kaldırın, körlerin gözlerini açın!”
V. I. LENİN